Pasaport polisleriyle anılarım

Pasaport polisleriyle anılarım

31 Ağustos 2022 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Alper Eliçin (noktakibris.com)

Havacılık ve turizm yatırımları sektörlerinde uzun yıllar geçirdiğimden, ayrıca tatillerimde de seyahat etmeyi sevdiğimden, pek çok ülkede ve kentte değişik otellerde kaldım, pek çok havalimanından uçtum. Çalıştığım bazı işlerde Noel dönemi dışında her hafta el çantamı alıp bir yerlere giderdim. Bir yılda 45-50 hafta seyahatte olduğum dönemler olmuştur. Bugüne kadar Antarktika dışında tüm kıtalarda bulundum. 

Beş-altı günlük seyahatlerde valiz kullanmaz, sadece el çantasıyla seyahatimi tamamlardım. Bu sayede havalimanlarında valiz peşinde koşmazdım. Kol saatim plastikten olur, kemerim ve ayakkabılarımda metal aksam bulunmazdı. El çantamın yanı sıra bir bilgisayar çantam da olurdu. İçerisine dizüstü bilgisayarım ve tabletime ek olarak, diş macunu gibi sıvı maddelerle, tıraş makinesi gibi elektronik aletleri de koyar, bu sayede güvenlik kontrollerinden tek bir çantayı açarak hızlı geçiş sağlardım. Seyahat ile ilgili her şeyi standardize etmiştim. Kabine alacağım el çantamı bile özenle seçerdim. Üstünde iki derin, ayrıca pasaport ve diğer belgeler için daha sığ bir cebi olan bu çantalarımda, ceplerin fermuarlarının sağdan sola mı soldan sağa mı açılacağı bile benim için önemliydi. 

Bu seyahatlerimde havalimanlarında ve otellerde doğal olarak bazı ilginç, hatta komik olaylar da yaşadım. Bu yazımda, bunlardan havalimanlarında pasaport polisleriyle aramda geçen bir iki tanesini paylaşacağım. Haftaya da bazı otel hikâyelerine sıra gelecek. 

İlk iki hikayem Moskova’da Şeremetyevo Havalimanı’ndan. Bir zamanlar THY, Moskova’da bu havalimanını kullanırdı. 2000’li yılların ortalarında Boğaziçi Üniversitesinden de hocam olan Prof. İbrahim Kavrakoğlu ile bir danışmanlık işi için Rusya’ya gitmiştik. İbrahim Bey’in yeşil pasaportu, benim ise normal pasaportum vardı. Rusya’da pasaport işlemlerinde insan ister istemez biraz geriliyor. Bir aksilik çıkarsa başınıza neler geleceğini bilememek tedirginlik yaratıyor. 

Hoca ile ayrı kuyruklara girdik. Pasaportumu kısaca inceleyen ve bilgisayarına kaydeden memur damgayı vurdu ve ben pasaport kontrolünden oldukça hızlı bir şekilde geçtim. İbrahim Hoca ise epey bir sorgulamadan sonra bir memur nezaretinde bir odaya alındı. Odadan yarım saat sonra çıkabildi. Kötü bir İngilizce ile yapılan sözde detaylı sorgulamada, hoca görevli ile bir türlü anlaşamamış ama sonunda pasaportuna mührü basıp ülkeye girişine izin vermişler. Yeşil pasaportlu olmasına rağmen neden böyle bir durum yaşandığını da öğrenemedik. 

İkinci olay yine Şeremetyevo Havalimanı’nda, bu kez benim başımdan geçti. Bu yolculukta, Türkiye’nin Moskova Ticaret Ateşeliği’nde müşavirlik yapmış olan değerli dostum Aydın Sezer’le birlikteydik. Yine bir danışmanlık işi için gitmiştik. Aydın, hem ülkeyi tanıdığından, hem de akıcı bir Rusçası olduğundan benim için çok değerli bir yol arkadaşıydı. 

Rusya’ya girişlerde bir form doldurulur; bu formun yarısı pasaport kontrolünde alınır, diğer yarısı ise pasaportunuzla size iade edilirdi. Ülkeyi terk ederken, pasaportunuzla birlikte bu formu da memura verirdiniz. İşlemi yapar, formu alır, pasaportunuzu size iade ederdi. Aynı uygulama hâlâ devam ediyor mu bilmiyorum. 

Terminalde Aydın ile farklı memurların önündeki kuyruklara girdik. Aydın’ın işlemleri yapıldı ve arındırılmış alana geçip beni beklemeye başladı. Sıra bana geldiğinde memurun genç ve güzel bir Rus hanımı olduğu dikkatimi çekti. Pasaportumu uzattım. Bulunduğu pasaport kulübesinde, benim göremediğim önündeki bankoya pasaportumu koyup, bana çıkış formunun nerede olduğunu sordu. Hatırladığım kadarıyla, pasaportun içerisinde, hatta zımba ile pasaporta iliştirilmiş idi. İngilizcesi düzgün olan memura “pasaportun arasında yok mu?“ diye sorduğumda, Rusçaya geçiş yaparak “Nyet” (hayır) diye yanıt verdi. Sonra da kulübesinin önünde beklememi işaret ederek benden sonraki yolcunun işlemlerini yapmaya başladı. Paniklemiştim. Şimdi ne olacaktı? En iyi ihtimalle uçağı kaçıracaktım. Rusya’da bir nezarethanede geceyi geçirmem de olasıydı. Bu arada Aydın da telaşlanmıştı. Ben orada beklerken pasaport memuruna yaklaşıp ne olduğunu öğrenmeye çalıştı ama memur kendisine sertçe uzakta durmasını söyledi. 

Bir iki yolcunun daha işlemini yaptıktan sonra bana “formu buldum, buradaymış” dedi. Sonra da gülerek “şakam seni çok ürkütmedi değil mi? diye sordu. Zorla gülümseyerek pasaportumu alıp, Aydın’ın yanına doğru ilerledim. Bu da Rus kızlarının bir çeşit eşek şakasıydı demek ki… 

Bir başka hikâyem ise Stuttgart Havalimanı’ndan. Eşimle birlikte bir Avrupa Birliği (AB) projesi toplantısı için gitmiştik. Eşim aynı zamanda AB vatandaşıdır. Türkiye’den çıkarken Türk pasaportunu kullanmakla birlikte AB ülkelerine girişte AB pasaportunu kullanır. Bu sayede vize ile de uğraşmazdı. Nitekim o gün de Sabiha Gökçen’den çıkarken Türk pasaportunu kullanmış, daha sonra her ikimizin pasaportunu benim el çantamın ön gözüne koymuştuk. 

Eşim Stuttgart’ta AB vatandaşları için açılmış olan kanaldan hızla ilerleyerek pasaportunu gösterip geçti ve valiz teslim bölgesine doğru ilerledi. Ben ‘Diğer Ülke Vatandaşları’ kanalında bir süre bekledikten sonra yine bir kadın memurun önüne geldim ve pasaportu uzattım. Kendisine Almanca olarak selam verip, geliş nedenimi de anlattım. Kadın pasaportu açtı ve bana ”bu pasaport senin olamaz” dedi. Aynı anda da pasaportu yan bölümde olan memura gösteriyordu. Ben “niye“ diye sorduğumda bana pasaporttaki fotoğrafı gösterdi… Eşimin resmiydi!. Özür dileyerek kendi pasaportumu uzatıp, durumu anlatınca olay tatlıya bağlandı. İki memurun esprileri arasında pasaporttan geçtim. 

Güzel anılarım da var tabii. Tokyo Narita’da Türk olduğumuzu gören kadın memurun gülerek “memleketimize hoş geldiniz” diye bizleri selamlaması veya Yeni Zelanda’ya Christchurch Havalimanı’ndan giriş yaparken pasaportumu gören yine kadın görevlinin adeta sevinçten uçması ve diğer arkadaşlarına seslenerek “Bir Türk geldi” diye neşeyle haber vermesini örnek olarak verebilirim. 

Ancak, pasaport memurları şakaya gelmez. Vizeniz bile olsa, o anda, tek yetkili olarak, sizi ülkeye almayabilir. O nedenle hep nazik davranmak, kabalaştıkları durumlarda bile alttan almak gerekir. Ama ben bir keresinde fırsatını yakalayıp Frankfurt Havalimanı’nda bir Alman memuru fena azarlamıştım. 

Olay şu şekilde gerçekleşmişti: Otuzlu yaşlarımda, Pegasus’ta genel müdür yardımcısı olarak çalışırken, bir gün genel müdürümüz Larry Lowth ve diğer genel müdür yardımcısı Eugene O’Reilly ile uçak kiralamak için Los Angeles’e gitmemiz gerekti. O zamanlar İstanbul’dan Los Angeles’e en hızlı ulaşım Delta  Havayolları ileydi. Delta, Avrupa’nın pek çok yerinden yolcuları Boeing 727’lerle Frankfurt’ta toplar, oradan bir Lockheed Tristar ile Los Angeles’e uçururdu. 

İstanbul’dan bindiğimiz uçak Frankfurt’ta Los Angeles uçağının hemen yanına park etti. "Board-to-board" denilen bir uygulamayla terminale girmeden yürüyerek doğrudan bir uçaktan diğerine aktarılacaktık. Tam uçaktan inecekken merdivenin üst sahanlığında bir Alman pasaport memuru belirdi. Herkesten pasaportlarını göstermelerini istiyordu. 

Alman yasalarına göre Alman toprağına ayağını basan ve iltica talebinde bulunan kişiler anında deporte edilemiyor ve yıllarca süren bir hukuk süreci başlıyordu. Pasaport memuru da, daha aprona ayak basmadan pasaportları kontrol etmek suretiyle bu riski bertaraf etmeye çalışıyordu. 

Larry ve Eugene İrlanda pasaportlarını sallayarak memurun yanından geçip indiler. Sıra benim Türk pasaportuma gelince adam beni durdurdu ve sorgu suale başladı. O anda nedense tepem attı ve kendisine Alman ve Amerikan vizelerini göstererek, “Bak memur bey, burada süresiz ABD vizesi var, eğer iltica edeceksem herhalde ABD’ye iltica ederim, Almanya’ya iltica edecek kadar salak değilim” diye bağırdım. Adam afalladı ve “devam devam” diyerek kenara çekildi. Tristar’ın merdivenlerinden tırmanırken Larry ve Eugene bana "ne oldu" diye soruyorlardı. Almanca geçen konuşmayı kendilerine anlattım. Son derece az gülen, tip olarak bir zamanların Sovyet Devlet Başkanı’nı anımsatan Larry bir anda kahkahayı patlattı. Huzur içinde yatsın. 

Siz yine de benim yaptığım gibi pasaport polisiyle dalaşmayın derim. Aynı durum havalimanlarında görev yapan güvenlik personeli için de geçerli…

Not: Fotoğraf temsilidir.

Etiketler:  Alper Eliçin