Özgürlüğün anatomisi

Özgürlüğün anatomisi

13 Ocak 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Özgürlük, kişinin kendisini herhangi baskıya, istibdata, kısıtlamaya ya da zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme, düşündüklerini ifade edebilme, özgür davranma yetisine sahip olabilmesi veya herhangi bir şarta bağlı kalmadan bunun sonucunda mutlu olma durumudur. 

İlk çağlardan bu yana siyasi, toplumsal, hukuki ve felsefi bakımdan ele alınsa da aslında doğada insan dahil bütün canlıların hayatı eşittir özgürlük demektir bence. Özgürlük, düşünce gibi bir şeydir, zaten düşünce tarihinin en önemli konularından biri hep özgürlük olmuştur. Belki de bu yüzden düşünce tarihinde bir failin eylemde bulunması açısından özgürlük üç şekilde ele alınmıştır: Kayıtsızlık özgürlüğü, kendiliğindenlik özgürlüğü ve en iyiyi seçme özgürlüğü. Çok ilginçtir ki insanın kayıtsızlık özgürlüğünü, bir failin karşı karşıya kaldığı durumda, hiçbir neden olmaksızın alternatif tercihlerden birini diğerine tercih etmesi olarak tanımlayabiliriz.

Dolayısıyla bir kişi örneğin, okul tercihlerinden hukuk veya tıp arasında hukuk bölümünü seçme eylemini hiçbir neden olmaksızın yapabiliyor ve tıbbı seçmekten kaçınması herhangi bir nedene dayanmıyorsa, bu durumda hukuk fakültesini seçme eylemini özgürce yapmış demektir. Buna göre, kayıtsızlık özgürlüğünde bir kişinin yapmak istediği eylemin prensibi, o eylemin kendinden olmasıdır. Burada asıl olan kişinin seçme eylemi ile o eyleme yönelik seçme özgürlüğü arasındaki uyumdur. Birey seçimini kendiliğinden, dıştan herhangi bir baskı ve etki olmaksızın kendi kendine gerçekleşen ve içten gelen isteklerin kendiliğinden davranışa dönüşmesi sonucu özgürce yapmıştır. Burada kişi kendisi için en iyiyi seçme özgürlüğünü kullanmış, dolayısıyla özgürlüğün bütün koşullarını yerine getirmiş demektir. 

Tanıma baktığımızda özgürlük, hiç kimseye bağlı olmama, engellenmeme, zorlanmama, her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi istencine, keyfine, ilkelerine dayanarak karar verme durumudur. Bilmiyorum artık bu nasıl olacaksa! Özgürlük, ondan ne anlıyorsak odur. Bu, onun kendine ait ayrı bir varlığı olmadığı anlamına gelir. Yani insanın dışında olan ama insanı etkileyen dışsal bir sebeptir. Bu sebeplerdir ki özgürlüğü dışarıdan talep etmek imkansızdır. Özgürlük kavramının sorgulamaya tabi tutulması, en temelde bireyin kendisini, ötekileri yani insanları konu alan bir ilişkidir. Bu ilişki tarzı karşılıklı olan iletişim özgürlüğünü ifade eder. 

Özgürlüğün kavramsallaştırması, birey ve öteki arasındaki ilişkide evrensel birtakım ilke ve yasalardan hareket eder ve özgür eylemin karşılığı olan sorumluluklar vardır. Bu özgürlük kavramı evrensel yasalarla desteklenmektedir. Ne olursa olsun insan özgürlüğünü ve onurunu koruma amacıyla geliştirildiği iddia edilen kurallar ile özgürlük desteklenmelidir.  

Bana göre bu özgürlük aslında, akıl sahibi bir varlığın başka bir akıl sahibi varlığa karşı doğal yönelimidir ve bu yönelim, aklın yapısının gereğidir. Özgürlük, akıl sahibi bir varlık olmak bakımından insanın taleplerine ilişkin bir özelliktir. Nitekim, akıl sahibi olmak, insana istemlerini belirleme olanağı neyi isteyip neyi istemeyeceğimizi bilmemiz buna göre hareket etme özelliğimizdir. İnsan her şeyi ister ama akıl, özgürlüğün sınırlarını bilerek bu istem söz konusu olduğunda öyle birtakım yasalara ulaşır ki, bunlara uyma zorunluluğu da yine akıl aracılığıyla ortaya konur ve dıştan bir etki olmaksızın insan bu zorunluluğun altında eylemlerini gerçekleştirir.  

Özgür olmak için insanın kendini önce yaşamın zorunluluklarından kurtarması gerekmektedir. Epiktetos da bu konuya değinmiştir; ona göre özgürlük kişinin kendi arzularından kurtulmasına bağlıdır. Kendi kendine sınırlar koyan ya da kendini sınırlarken kendi gücüne dayanan, dışardan engellenebileceği bir alana girmeyen kişi özgürdür. Bu anlayışa göre, kişinin hem köle hem de özgür olması mümkündür. "Ben"deki özgürlük kavramı tatmin edilememiş bir kavramdır. İnsanın özgür olabildiği sürece, yeteneklerini, eğilimlerini, beğenilerini rahatça geliştirebilmesi, kendisini istediği gibi ifade edebilmesi olanaklarına sahip olması demektir. Bunu yapabilmek için herkesin özgür iradesi ile kendisini doğanın ve toplumun nesnel yasalarını insanların kendi yararlarına kullanabildikleri ve özgür koşulları yararlanabildikleri özgür bir toplum olması gerekir. 

Özgürlükler, insanların cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeksizin sahip oldukları özgürlüklerdir. Ben bu özgürlükleri geleneksel, evrensel ya da olması zorunlu olan haklar olarak görüyorum. 

Özgürlük herkesin dünyanın her yerinde konuşma ve kendisini ifade etme özgürlüğüdür. Herkesin her yerde istediği inanca, istediği biçimde ibadet edebilme özgürlüğüdür. Barışın olduğu, savaşların çıkmadığı, hiç kimsenin ekonomik özgürlük kaygısını taşımadan yaşadığı bir dünyayı inşa etmektir. Bütün bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal ya da uluslararası kanunlarla korunduğu, yasalarla güvence altına alındığı toplumsal ve bireysel özgürlükten bahsediyorum. 

İnsanın düşünce ve ifade özgürlüğünün herhangi bir güç tarafından sınırlandırılmasını etik, ahlaki, kabul edilebilir görmüyorum. Ama öte taraftan, insanın davranış özgürlüğünün, toplum içindeki tutum ve eylemlerinin bir sınır vardır. Demek istediğim, insan teoride sınırsız bir özgürlüğe sahip olabilir. Fakat tutum, hâl ve hareketlerinde asla ve asla sınırsız bir özgürlüğe sahip olamaz. En anlaşılır şekliyle insan dâhil bütün canlılar doğal şartlarında özgür bir şekilde hayatlarını sürdürmelidirler. Bir insanın başkalarının hayatlarını olumsuz etkileyecek bir özgürlük anlayışına karşıyım. Mesela büyük balık için özgürlük küçük balıklar için ölüm olmamalı; birilerinin özgürlüğü başkalarının yaşam hakkını kısıtlanması olmamalı. Benim burada işaret etmek istediğim, özgürlüğün eşitliği; başkalarına onların bana davranmasını istemediğim gibi ben de onlara davranmamalıyım. İnsan başkalarının da kendisi gibi diğer insanların aynı derecedeki özgürlüklerine saygılı olmak kaydıyla, hayatımızın her alanına özgürlük olgusu içimize sindirmeliyiz. 

Son olarak, özgürlük kavramının herkes tarafından farklı algılanışı, göreceli bir kavram oluşu ve bireylerin algısına göre, insanların yaşadığı toplumlara, eğitime, insanların sahip oldukları kültüre göre değişkenliği sebebiyle özgürlük ile ilgili içinden çıkılamaz tanımlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda ben de özgürlüğün çeşitli türleri arasında bazı ayırımlar yapmam gerektiğini hissediyorum. Günlük hayatımızda toplum içerisinde yaşadığımız için her türlü dış baskıdan bağımsız olarak fiziksel özgürlüğümüzü doya doya yaşamak ve özgürce hareket edebilmek isteriz. İnsanın kendi doğasına göre bir şeyi sevmeye, istemeye ya da yapmaya içten yönelmesi hareket edebilmesi durumunda özgür oluruz. İnsan, eylemlerini başkasının zoru, baskısı ile değil, kendi isteği ile gerçekleştirebildiği oranda özgürdür. Kişi yaşadığı devletin, toplumun yazılı ya da sözlü kuralların kendisine verdiği hakları kullanmalı fakat bu yasaların sınırları içinde başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan hareket edebilmelidir. Toplumsal özgürlüğün ilk adımı ve temeli bireyin özgürlüğüdür.