Özgürlüğün anahtarı

Özgürlüğün anahtarı

2 Mart 2021 Salı  |   Serbest Kürsü

Olga Ocaklı

Önce biraz etimoloji: Dharma Sanskritçedir. Tutmak, sürdürmek, korumak gibi anlamları karşılayan sözcükleri ortaya çıkaran Proto-Hint-Avrupa dilindeki "Dhṛ-" kökünden türemiş bir sözdür. Farsçanın da bir Hint-Avrupa dili olması, Türkçenin Farsçadan binlerce sözcük ile dil-yapısal özellikleri ödünçlemesi sonucunda, -dār sözü Türkçedeki bileşik adlarda yerleşmiş ve yaygın olarak kullanılmaktadır.  

Örneğin; taraftar (taraf tutan), bayraktar (bayrak tutan), defterdar (defter tutan), hissedar (hisse tutan) vb. 

Dharma konsepti, Doğu'nun farklı düşünce ve inanç sistemleri tarafından farklı biçimlerde ele alınmış zorlu başlıklardan biridir. Karmaşık yapısı nedeniyle sıkça yanlış anlaşılır ve yanlış anlatılır. Bu sınırlı alanda elden geldiğince kısaca açıklamaya çalışalım.  

Kadim Veda yazmalarında, evrenin Dharma ile bağlantılı olarak değiştirilemez matematiksel ilkeleri bulunduğu anlatılır. Kozmik süreçler, tüm varlıkları ve yaratımları matematiksel bir denge içinde kucaklar. Pisagor'un dediği gibi; "Sayıldıkları dilden bağımsız olarak, sayılar sonsuzdur ve yok edilemez".  

Şöyle diyelim; Dharma, yaşamın doğal anlamıyla ilgili olarak bireyin yükleneceği sosyal ve ahlaki görevleri tanımlayan, kapsamlı ve inançlar üstü bir düşünce sistemidir. Statü gözetmeksizin, bireysel davranış modellerine yön veren erdemler ve etik yasalar bütünüdür.  

Parmak izinin farklı olması gibi, Dharma da farklıdır. Örneğin, çocuğun Dharma'sı da anne-babasının Dharma'sından farklıdır. Örneğin anne-babaya yaşlılıkta sevgiyle sahip çıkmak, sorumlu bir öğrenci olmak çocuğun Dharma'sıdır. Çocuklarında görmek istediği nitelikleri önce kendinde geliştirmek, çocukları desteklemek, şefkatle ve sağlıklı büyümelerini sağlamak ama zamanı geldiğinde onları özgür bırakmak anne-babanın Dharma'sıdır.  

Dharma'nın iki boyutu vardır: Zaman ve mekandan bağımsız olan ilk boyut öncelikle arı bilinç ve farkındalıkla ilgilenir, insanı özüne yaklaştırmaya çalışır. Coğrafya ya da ırk, erkek ya da kadın fark etmeksizin, her insanın özünde arı bilinç vardır ve bununla ilgili farkındalık geliştirme potansiyeline sahiptir. 

İkinci boyut, evrenle ve diğer insanlarla ilişkilerde rehberlik etme idealine yöneliktir. Bireyin kendisine ve topluma karşı olduğu kadar, toplumun bireye karşı yükümlülüklerini de kapsar. Bu nedenle dinamiktir, gerçekleştiği zaman, mekan, yaş ve toplumdan etkilenir. Sonuç olarak her birey içinde yaşadığı toplumla ve dönemle uyum içinde yaşama potansiyeline sahiptir.

İkinci boyutla ilgili olarak duyusal farkındalığın önemi vurgulanır çünkü duyular aracılığıyla derlenen deneyimlerin zamanla değişmesi olağandır. Bu nedenle eskiden çok kızdığımız birine olan öfkemiz zamanla azalır. 

Her birimizin yaşam amacı ve bununla uyumlu görevleri farklı olsa da, bazı yüklenimler ortaktır. Örneğin şiddetten, çalmaktan, yalandan, dedikodudan uzak durmak, buna karşın adalet, ahlak, hoşgörü, iyilikseverlik, gerçeği aramak, doğruyu savunmak, temiz olmak, duyu ve duyguları denetlemek gibi değerleri benimsemek ve ön yargısızca insanlara eşit yaklaşmak ortak görevlerdir.  

Suyun Dharma'sı ıslak olmak ve akmaktır, ateşin Dharma'sı sıcak olmak ve yanmak, şekerin Dharma'sı tatlı olmak ve tatlandırmaktır, yırtıcı hayvanın Dharma'sı avlamak ve öldürmektir. Ne ateş yandığı için ne su aktığı için ne şeker tatlı olduğu için ya da yırtıcı hayvan öldürdüğü için yargılanır çünkü bu onun Dharma'sıdır. 

Varoluşçu psikolojinin öncülerinden Karl Jaspers, benzer bir perspektiften yaklaşarak, "bireyin yaşam amacını anlamaya doğru ilerledikçe özgürleşeceğini" savunur. 

Dharma konseptinde tutkuların dünyevi zevklerle beslendiği, doyumsuz olduğu ve insanları sürekli yanılttığı anlatılır. Tutkular, Dharma'nın işleyişini ciddi biçimde engelleyerek aklın tutarlı seçimler yapma yeteneğini kısıtlar. Bir yüklenim olarak; öz farkındalık yoluyla tutkuları dizginlemenin, Dharma'nın gerçekleşmesine alan açacağı belirtilir. 

Tutkuları yönetebilmek, insanlara özgürleşme, aydınlanma fırsatı sunar. Ancak kişisel gelişim için işten, aileden ayrılıp, Ferrari'yi satıp Himalayalar'da bir Ashram'a taşınmak gerekmez. Böylesine radikal bir değişim sosyoekonomik entropiye (*) yol açabilir.  

Yaşam amacımızı kavramak, içimizdeki arı bilinci tanımak, kendimize, ailemize ve insanlığa değer katmak, kısacası Dharma'yı gerçekleştirmek için içimize dönmemiz önerilir. Dharma, özgürleşme içgüdüsünün altyapısı gibidir. İnsan, genom belleğinde kendi Dharma'sını gerçekleştirmesine yarayacak karakteristik bilgileri taşıyarak dünyaya gelir.  

Bu bilgilerin üzerindeki tutkusal yanılgı örtülerini kaldırmada yararlanacağımız en etkili araç, aklı süzgecimizdir. Örneğin, "düşüncelerim, sözlerim ve eylemlerim gerçekten örtüşüyor mu" diye akıl süzgecine başvurabiliriz. Nasreddin Hoca gibi, evin içi karanlık diye orada kaybettiğimiz anahtarı dışarıda aramayalım. Gerçek özgürlüğün anahtarı dışarıda değil, içeridedir.

(*) Düzensizleştirme.

Etiketler:  Olga Ocaklı