Özgür müyüz kukla mı?

Özgür müyüz kukla mı?

5 Ekim 2022 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Ulaş Başar Gezgin (ulasbasar@gmail.com)

Felsefe anlatıları

Felsefeyi konu alan anlatıları ikiye ayırabiliriz: Konu itibarıyla derin filmler ve düşünürleri konu alan filmler. Kimi durumlarda bu ikisi iç içe geçiyor. Hayatın anlamı arayışını konu alan filmler ilkine giriyor ve bunlar genellikle ‘varoluşçu anlatılar’ olarak anılıyor. Bu türden anlatılarda sık sık yabancılaşma konusu ele alınıyor. İkinci türden bir anlatı, Nietzsche’nin yaşamını, son dönem sessizliğini, Bruno’nun ağlatılı sonlu yaşam öyküsünü, bir felsefe öğrencisinin yaşamsal ikilemini işleyebiliyor. İlk türden bir anlatıda, ağır felsefi tartışmalar olabiliyor. Tanrı inancı, güzel yaşamın ne olduğu, etik konular, kötülük sorunu, yapay zekâ felsefesi, gerçekliğin ne olduğu, bir simülasyon içinde yaşayıp yaşamadığımız, bireysel kimlikle bellek ilişkisi vb. konular yansıtılıyor. Yeri gelmişken Bruno’nun bir sözünü analım: 
“Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.” - Giordano Bruno (1548-1600)

Özgür müyüz kukla mı?

Son zamanlarda her şeyi genlere bağlamak moda oldu. Böyle olunca, insanın özgür iradesinin olmadığı gibi bir sonuç çıkıyor. Oysa genler yalnızca bir eğilim anlamına gelir. Ancak çevre etmenleriyle birleşme bir etki yaratıyor. Oysa bu etkileşimli formüle katılmayanlar, ‘Tanrı inancı geni’, ‘siyasal düşünce geni’ gibi arayışlar içindeler. Öte yandan, kuşaktan kuşağa aktarılan özellikler elbette var. Davranışlarıyla “tıpkı dedesi” dediğimiz insanlar vardır. Ancak, bu örnekte de, dedenin yalnızca genetik değil, çevresel olarak da etki etme olasılığı vardır. Öğrenme etmeni de önemli. Birçok davranışı öğreniriz.

Japonya’da tarikat bağları

Japonya’da Abe suikastı, ilginç bir sonuç doğurdu: Tarikat bağları olan siyasetçiler gözden düşüyor. Hükümet, anketlerde en düşük seviyelerde. “Kimi iktidar siyasetçilerinin seçilmek için tarikattan destek aldığının, üyelik ücreti ödediğini ve tarikat etkinliklerine katıldığının öğrenilmesi bomba etkisi yarattı” denebilir. Bu ilişkiler, hükümet politikalarını etkileme noktasına geldiğinde, Japon seçmen memnun olmayacak. Sağlık ve içişleri bakanlıklarının tarikat yandaşı kişilerden oluştuğu düşünülüyor. 712 milletvekilinin 108’inin tarikatla bağı var ki bunların çoğu iktidar partili. Bu bağlar, aslında şaşırtıcı değil. 2. Paylaşım Savaşı sonrasında Japonya’da güçlü bir sol hareket vardı. Bu tarikat, sol harekete karşı özellikle beslenip palazlandı. Şu anki iktidar da o geleneğin temsilcisi. Tanıdık geliyor mu?

İstanbul’un sorunları Türkiye’nin sorunları

Bir araştırmaya göre (*) İstanbul’un, İstanbulluların sorunları şöyle: Temel ihtiyaçlara erişilemiyor. Zeytinyağı ve kırmızı et adeta lüks. Yoksulluk arttı. Eğitim masrafları İstanbulluyu zorluyor. İşsizlik artıyor. Birçok üniversite mezunu, zincir marketlerde kasiyerlik gibi, eğitim aldıkları alanlar dışında niteliksiz işlerde çalışıyor. Gençlerin çoğu yurt dışına yerleşmek istiyor. Bunların ekonomik olduğu kadar siyasal (demokrasi, özgürlükler vb.) gerekçeleri de var. Kadınlar şaşırtıcı olmayacak biçimde erkek şiddetinden mustarip. Ayrıca, toplumsal gerilimler, yoksulluk ve gelir adaletsizliği de anılmış. Barınma sorunu da öne çıkıyor; kiralar astronomik rakamlarda. İstanbullu, kirasını ödemekte zorlanıyor. Deprem ve kentsel dönüşüm de listede yer alıyor. Diğer sorunlar olarak sağlık, uyuşturucu ve belirsizlik sayılmış. Çok büyük bir sorun olarak ise plansız göç alımı anılmış. Bu sorunlar herhalde Türkiye’nin geneli için de geçerli. Trafik sayılmamış, dikkat çekici. Bu sorunların ne kadarı senin için de geçerli sevgili okur? Değerlendir. Bize bu sorunları çözecek bir iktidar gerekli. Bakalım…

Sahte bilim

Sahte bilim, çoğu zaman bilime benzer görünür; ancak bilimsel olmaktan uzaktır. Yıldız falı ilk akla gelen örnek. Burçların kişilikleri yansıttığı düşünülüyor. Ufak çaplı rastlantılar dışında, böyle bir durum yok. Zaten çoğu burç yorumu, birbirine benziyor; ilgi çekmek üzere genel kitleye hitap ediyor. Yapılan bir araştırmada, katılımcılara bir burç tarifi veriliyor ve kendilerini ne kadar yansıttığı soruluyor. Çoğunluk, “tam da beni yansıtıyor” diyor. Katılımcıların bilmediği ise, herkese aynı tarifin verildiği. Diğer bir deyişle, gerçekte, herkes herkese benziyor. Bir diğer sahte bilim, eskil dönem yıldız gezginlerinde karşımıza çıkıyor. Piramitlerin yapılmasını dönem itibarıyla olanaksız sayan kimileri, onları uzaylıların yaptığını ileri sürüyor. Oysa eskil Mısırlıların piramitleri yapabilecek teknolojilere sahip olduğu ortaya çıkarılmış durumda. Bir diğeri, 2012’de kıyamet kopacağı savıydı; öyle olmadı. Yaradılışçı anlatılar ve düz dünya iddiası, dünya merkezli evren modeli vb. ile listemizi genişletiyoruz. İnsanların Ay’a çıkmadığı iddiası, Bermuda Şeytan Üçgeni, iklim değişikliği inkârı vb.’yi de listeye ekliyoruz. Fengşui ve birçok alternatif tıp olma iddiasındaki şarlatanlık da söz konusu. 5G komplo kuramlarını da analım. Frenoloji, ırk üstünlüğü kuramı, hayalet avcılığı, UFO inancı, nümeroloji, cin çıkarma da eklenince listenin ne kadar uzun olduğunu anlıyoruz. İnsanda batıl inançlara kapılma eğilimi var ve buna karşı, iyi ki bilim var.

(*) https://medyascope.tv/2022/08/26/iste-chpye-gore-istanbulun-11-sorunu/