Otizm var, cıva var, mikroçip var

Otizm var, cıva var, mikroçip var

28 Aralık 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Osman Akdemir

Bir İngiliz sahil kasabasında geçen dizinin bir bölümünde kasabanın doktoruyla aynı kasabanın öğretmeni olan sevgilisi arasında geçen diyalog izleyiciye birbirinden çok farklı ülkelerde yaşayan insan topluluklarına yakından, dikkatle bakıldığında benzerliklerin zıtlıklardan fazla olduğunu gösterirken adeta ünlü reklamdaki “yok aslında birbirimizden farkımız” sloganını hatırlatır.

Kasabada görülen bazı vakaların yeni bir kızamık salgınına işaret ediyor olabileceği endişesini taşıyan öğretmene katılmayan doktor, iki ya da üç istisna haricinde çocukların tümüne kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısının uygulanmış olduğunu söyler. Zaman zaman filmlerde, dizilerde gördüğümüz gibi, belli ki senaryoyu yazanlar sevimli çiftin devam eden sohbetiyle izleyicilere bir-iki faydalı mesaj aktarmak istemişlerdir:

-Belki korkmuşlardır.

-Neden korkuyorlar? 

-E otizm var.

-Hayır, yok! 

-Bir arkadaşım oğlunu doktora götürdü; tamamen sağlıklı olan çocuk aşı yapıldıktan hemen sonra kötüleşti. 

-Aşı yüzünden mi?

-O öyle düşünüyor.

-Aptal mı bu?

-Bak, üç virüsü bir anda vermek bir reaksiyonu tetikliyor olmalı; ayrıca ben bu karma aşının bağırsak hastalığına yol açabileceğiyle ilgili çalışmalar okudum...

Doktorumuz bu kaygının yaygınlaşması sonucunda kızamık vakalarında artış görüldüğünü, kızamığın kötü bir hastalık olduğunu anlatarak sevgilisini ikna eder.  

Tam da iki buçuk asır önce çiçek aşısını hedefe koyan rahiplerin hiddetli “aşı şeytanlıktır” vaazlarını verdikleri, nihayet 1869’da Ulusal Aşı Karşıtları Derneği’nin kurulduğu ülkenin şirin bir köşesinde geçen dizinin repliklerine yansıyan endişe yersiz değildi. Koruyucu hekimliğin en önemli buluşu olan aşının 118 milyon insanı kızamık sonucu ölümden kurtarmış olduğunun tahmin edildiği günümüz dünyasının dört bir köşesinde kızamık vaka sayılarında hızlı yükselişler bildirilmekte. Bir iplik RNA yapısında olan, influenza ve korona virüsleri gibi hayvanlardan insanlara geçerek hastalık yapan kızamık virüsü için Avrupa’da 2016'da sadece 5,273 vaka bildirilmişken 2019’un ilk yarısında bu sayı 90 bini bulmuştu ki bu sayı bir önceki yılın ilk yarısıyla kıyaslandığında iki kat yüksekti. Kızamık vaka sayısının dünya çapında 2018 yılına oranla üç kat arttığını açıklayan Dünya Sağlık Örgütü küresel kızamık salgını uyarısı yaparken, çoğu Afrika ve Hindistan’da olmak üzere yılda 90 bine yakın ölümün bildirilmesi şüphesiz ki 2020 yılında hastalığın çiçek hastalığı örneğinde olduğu gibi tamamen kökünün kurutulacağı ümidini taşımış olan tıp çevreleri için hiç iç açıcı değil.  

Kızamık geçiren her beş çocuktan birisi hastaneye kaldırılırken yaklaşık 17 çocuktan birisinde gelişen ağır zatürre, ağır ishal, körlük, beyin iltihabına bağlı kalıcı zekâ geriliği tabloyu ağırlaştırabiliyor, nihayet ölüme sebep olabiliyor. Hastalıktan korunmada etkinliği kanıtlanmış, yan etkileri seyrek ve hafif olan, yararının zararından kat kat üstün olduğu açıkça belli olan, üstelik yaşadığımız çağda teminindeki, erişimdeki güçlükler büyük ölçüde aşılmış olan bir yöntem mevcutken ne yazık ki insanlık aşı reddi, aşı tereddüdü gibi risklerle baş etmekte zorlanmaktadır. Ülkemizden rakamlar vermek gerekirse, Türkiye’de aşıyı reddeden aile sayısı 2011 yılında 183 iken, 2013’te 913, 2015’te 5091, 2016’da 10 binin üzerindedir. 2017’de bu sayı 23 bine ulaşmıştır ve hiç sürpriz olmayan biçimde 2019’da kızamık vakalarında beş kat artış mevcuttur. 

Aşı karşıtı propagandanın mücadeleyi sekteye uğrattığı hastalık tabii ki sadece kızamık değil. Şiddetli öksürük, kusmayla seyreden, zatürre, beyin hasarı, nöbet ve ölüme yol açabilen boğmaca, difteri, kalıcı sakatlık ve ölümle sonuçlanabilen çocuk felci, erken teşhis edildiğinde bile ölüm olasılığı yüksek olan menenjit gibi hastalıklarda son yıllarda görülen korkutucu artışlar aşı reddi-tereddüdünü insan sağlığının yeni, yükselen riskleri olarak karşımıza çıkarıyor. Aşılama oranlarının düşmesiyle 1979’da Japonya’da, 2010’da Kaliforniya’da yeniden sahneye çıkan boğmaca salgınları ve buna bağlı çocuk ölümleri, aşıların kısırlaştırmayla Müslüman nüfusu azaltmayı hedeflediği iddiasıyla saldırganlaşan Taliban çevrelerinin çocukların aşısız kalmalarına neden olmaları ve Pakistan’da, Afganistan’da içinde bulunduğumuz yılda dâhi çocuk felci sonucunda sakat kalmaların görülmesi konunun ciddiyetini gözler önüne sermekte. 

Ürkütücü olan eğilim aşı karşıtlığının dini ya da mitolojik hurafelerin etkisinde kalan küçük topluluklarla sınırlı kalmayarak aşıların içerdikleri cıva, alüminyum, eter vb. kimyasallarla vücuda zarar verdiği, aşı üreticilerinin astronomik kârlar elde etmek amacıyla kötü niyetle hareket ettikleri, daha da ileri giderek bunun arkasında salgınları bu amaçla başlatan şeytani bir komplonun varlığı, tamamen doğal yöntemlerle hastalıklardan korunmanın mümkün olduğu, ancak bunun gizli tutulduğu gibi iddiaların bilhassa sosyal medyada hızla yayılması ve zihinlerde aşı tereddüdünü yaygınlaştırmasıdır. İçinde bulunduğumuz Kovid-19 salgınında bu iddialar güncellenerek haberci RNA (mRNA) teknolojisiyle geliştirilen aşıların insanların DNA’larını değiştireceği, aşı yoluyla insanlara mikroçipler yerleştirileceği gibi yenileri eklendi. Bilim çevrelerinin bunların olanaksız, akıl dışı olduklarına dair yaptıkları ısrarlı açıklamalara rağmen geçen aylarda yapılan bir anketin Amerikalıların %28’inin mikroçip komplosuna inandıklarını ortaya koyması dikkat çekiciydi. 1998’de yayınlanan, sadece 12 çocuğun bulunduğu bir grupta canlı virüsün bağırsak iç cidarının geçirgenliğini bozarak beyne kadar ulaştığının, böylelikle otizme neden olduğunun öne sürüldüğü, vaka seçimi ve yöntemdeki yüz kızartıcı sahtekarlıklar nedeniyle hem makalenin yayından çekildiği hem de sözde araştırmacının doktor unvanının elinden alındığı “çalışma” sonrasında iki milyondan fazla çocuğun dahil edildiği istatistiklerin böyle bir yan etki olmadığını açıkça göstermesinin bile şüpheyi tam giderememiş olması, hızla yayılan yanlış bilgiyle mücadele etmenin ne denli zor olduğunu gösteriyor.  

Benzer biçimde birçok ansefalit ve menenjiti önlemiş olan aşıların içerdiği alüminyumun sinir dokularına zarar verdiği, aşıdaki çok düşük miktar cıvanın zehirli olduğu iddiaları doğru olmadıkları defalarca kanıtlanmasına hatta sadece bu nedenle 2001’de ABD, 2009’da Türkiye’de cıvasız aşıya geçilmiş olmasına rağmen bu konulardaki tereddütler son bulmuş değil. Çok sayıda ciddi tıp otoritesinin, kurumların, milyonlarca hekimin, halk sağlığını iyileştirmek amacıyla kurulmuş vakıf ve organizasyonlarının hep birlikte ahlaksız, kötü olduklarına, dev komploların üretimine birlikte katıldıklarına, ayrı ayrı rüşvetler aldıklarına, bu nedenle aşılamayı savunup önerdiklerine inanmak bile mümkün olabiliyor. 

Nihayet Dünya Sağlık Örgütü 2019 yılında yükselen aşı karşıtlığını mücadele edilmesi gereken sağlık risklerinin en önemlilerinden birisi olarak tanımladı. Halen sürmekte olan Kovid-19 salgınında modern teknolojinin kullanılması, hükümetlerin, Dünya Sağlık Örgütü’nün, şirketlerin güçlü iş birliği yapmış olmaları sayesinde aşı üretim safhaları aylar içerisinde aşılmış, çeşitli yöntemlerle üretilmiş bazı aşılar gerekli onayları almış bulunuyor. Gerekli güvenlik ve etkinlik standartlarını karşılamış olmalarına karşın yakın tehlike nedeniyle kullanıma hızla sokulmuş olmaları, bazı teknolojilerin-haberci RNA örneğinde olduğu gibi-aşı üretiminde ilk kez bir salgında kullanılacak olması, zihinlerin gen, RNA, DNA, mutasyon vb. terimlerle bombardıman altında oluşu, bilim insanı ya da gazeteci kimliği taşıyan bazı kişilerin bilhassa sosyal medya ortamında salgınla mücadeleyi güçleştiren tavırlar içerisinde olmaları tereddütlerin artmasına yol açabiliyor. 

Ne kadar akıllı kuyuların başında toplanmış olursa olsun çıkarılacak taşların ardı arkası kesilmiyor.             

2021 yılının hepimiz için zorlu 2020 yokuşunun iniş manzaralarını izleyerek geçmesini dilerken Medya Günlüğü’nde 16.03.2020 tarihinde yayınladığımız “Ereğli’den Korona’ya” başlıklı makalemizdeki tespitlerle yazımıza nokta koyalım (*): 

“Her büyük salgın insan kibrini yerle bir ederken hurafelerle bilimin, fırsatçılık ve bencillikle idealizmin, komplo kolaycılığıyla gerçeği aramanın acı külfetinin muharebe alanı oldu. Her büyük salgın kitleleri mezarlara gömerken kalanların ellerine kendilerini yeniden tanıyacakları aynalar, yaşadıkları dünyaya ve insanlığa farklı bir biçimde bakabilecekleri mercekler verdi.”   

(*) http://medyagunlugu.com/haber/eregliden-koronaya-46744

KAYNAKLAR

https://www.imdb.com/title/tt1121314/characters/nm0146414

https://yalansavar.org/2011/10/11/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-1-asilar-bulasici-hastaliklar-ve-bagisiklik-sistemimiz/ 

https://yalansavar.org/2011/11/17/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-2-dr-andrew-wakefield-ve-asi-karsiti-hareket/

https://yalansavar.org/2012/01/19/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-3-asi-karsiti-iddialar-ve-yanitlari/

Kaynak: https://www.journalagent.com/kafkas/pdfs/KJMS_8_1_I_II.pdf#page=76

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49507815

https://www.ntv.com.tr/saglik/kizamik-vakalari-3-kat-artti-dso-salgin-alarmi-verdi-turkiyede-durum-ne,yJM00yASqUac4oJXRnvnkw

https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1zam%C4%B1k

https://www.indyturk.com/node/79391/sa%C4%9Flik/d%C3%BCnyan%C4%B1n-en-b%C3%BCy%C3%BCk-k%C4%B1zam%C4%B1k-salg%C4%B1n%C4%B1-kongo%E2%80%99da-9-ayda-4-bin-ki%C5%9Fiyi-%C3%B6ld%C3%BCrd%C3%BC

https://www.unicef.org/turkey/bas%C4%B1n-b%C3%BCltenleri/d%C3%BCnya-genelinde-k%C4%B1zam%C4%B1ktan-kaynaklanan-%C3%B6l%C3%BCmler-2016-2019-y%C4%B1llar%C4%B1-aras%C4%B1nda-50-art%C4%B1%C5%9F

https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kizamik-virusu-insana-ilk-kez-ne-zaman-bulasti

 https://www.cnnturk.com/saglik/asiyi-reddeden-aile-sayisi-23-bine-ulasti

https://www.milliyet.com.tr/egitim/asi-karsitligi-248-yil-once-bir-ingiliz-rahip-baslatti-6218393