Ön yargılarla yaşıyoruz

Ön yargılarla yaşıyoruz

7 Nisan 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

"Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz. Bir ön yargıyı ortadan kaldırmak, bir atomu parçalamaktan daha zor artık..." Albert Einstein 

Ön yargılar; kuşatmış, hapsetmiş bizi, içimizdeki insanlığı öldürüyor. Bu yargılar kişilere, düşüncelere ilişkin olabileceği gibi belirli bir topluluğa, herhangi bir nesneye ya da teknolojik araçlara ilişkin de olabiliyor. İnsan var olduğu sürece ön yargılar olacaktır. Birçok insan kendisinde var olan ön yargıların asla farkında değildir ve kabul etmez. Kişiler ve toplumlar arası ilişkiyi bozan ön yargılar farklı sebeplerden olabilir, mesela; psikolojik, tarihsel, ekonomik, durumsal ve başka sosyokültürel faktörlerden kaynaklanabilir. Başka bir ifadeyle ön yargı, insanların ideolojik fikirlere ve diğer insanlara karşı önceden belirlediği olumsuz düşünce ve tutumdur.

İnsan ister bilinçli isterse bilinçsiz olsun sürekli uyaranlarla yaşamaktadır. Bu uyarıcılar insanın hem iç hem de dış dünyasında hatıra, rüya ya da hayal olarak ortaya çıkabilir. Bu soyut kavramlar altında sürekli uyum sağlamak zorunda kalan insan zihninden gelen mesajlar kişinin ön yargılı olup olmamasını etkiler. Ön yargı öğrenilen bir davranış türü olduğu için nasıl ki insan zihinsel, bilişsel gelişiminin temelini ailede alıyorsa, ön yargının gelişmesi ve yerleşmesi de ailede olur. Ön yargı masum görünen fakat aslında yanlış olan aile değerlerinden kaynaklanır. Bir ailenin herhangi bir grup, bir ırk ve din düşmanlığı ya da politik siyasi görüşleri çocukta da ön yargının gelişmesine yol açar. 

Toplumsal olarak yaşadığımız yer, cinsiyetimiz, kültürümüz, dinsel kimliğimiz, dinsel tercihlerimiz hepsi dünyayı görmemizi, işitmemizi ve anlamlandırmamızı etkiler. Mesela, kişideki yabancı düşmanlığı gibi bir ön yargı temelsiz olamaz, kesinlikle bir kaynağı vardır. 

Bir kişiye, gruba, topluluğa, ırka, millete, cinsiyetine, ten rengine, düşünce sistemine, inanca, üye olduğu derneğe, partiye, kuruma göre olumlu ya da olumsuz ön yargı oluştururuz. 

Biz insanlar kavramlarla düşünürüz.

Nasıl ki vücudumuzun yapı taşları hücrelerimizse, düşünce hayatımızın, zihnimizin yapı taşları da kavramlardır. Sağlıklı bir vücudun sağlıklı hücrelerden meydana gelmesi gibi, sağlıklı bir düşünce de anlaşılır, kabul edilebilir, mantıklı kavramlardan oluşur. Ön yargı sabittir, heterojen olan ve mantıklı tartışmaya açık değildir çünkü ön yargıya sahip olan kişi bunu asla kabul etmeyecektir. Tutum ve ön yargıların kaynağı; bireyin kendi deneyimleri, çocuklukta öğrenilen empatiye zıt davranıştır. Birinin yanında başkasının karşısındadır. Empatiden yoksundur, kendisini başkasının yerine koyamaz. 

Birçok bilim kuramcısı, psikofizyolog ve nöropsikolog, insanda görülen ön yargılı davranışların kökeninde beynin kategorize etme yani sınıflandırma özelliğinin yattığını kanıtlamıştır. Psikanalitik görüşe göre ön yargı psikodinamik bir süreçtir. Psikanalistlere göre ön yargılar, etrafımızı saran, bizi yargılarımıza hapseden kalıplar, hepsi çocukluk yılları ile ilişkilidir. Bu yaklaşıma sahip uzmanlara göre, ilk çocukluk yıllarında kişinin yaşadığı engellenmeler duygusal gerilimler yaratır ve ileriki yıllarda bunları etrafındaki kişilere bir savunma mekanizması olan yansıtmayla başkalarına yükler. Sigmund Freud'un dediği gibi, “Ön yargının, bir kısım insanın saldırganlık göstermesini kabul etmesi kadar, önemli sayıda insanı da sevgide birbirine bağlaması her zaman mümkündür.” 

Ön yargı çoğu zaman bencil, tehdit altında olduğunu düşünen, kendisine kötülük yapılabileceği düşüncesinde olan, zayıf kişiliğe sahip korkakların başvurduğu bir yöntemdir. Ayrıca ön yargılılar kişilik sorunu olan insanlardır. Nöropsikologlarla psikologlara göre beyinde "prefrontal korteks" dediğimiz bölüm bilişsel süreçlerin kontrol merkezidir. insanın kendisini iç dünyasını algılamasının yanı sıra diğer insanlarla ilgili tutum ve davranışlarımızın, onlar hakkındaki bilgilerimizin işlenmesinde beyin ön yargı konusunda en önemli unsurdur. Kişinin yargıları sırayla bir üst beyin, bir de alt beyin tarafından oluşturulur. Alt ve üst yapı ayrı ayrı hareket eder. Alt beyin dediğimiz bölge dayatmacı bir yapıdır. Alt beyin dediğimiz bölgenin kendi doğruları vardır ve bu doğrulardan kendisine olumlu yada olumsuz  yargıları oluşturur. 

John Locke diyor ki, duyularımız aracılığıyla edindiğimiz yegane şey temel izlenimlerdir. Duyular ile izlenimler, kategorileşmeye, genelleşmeye, kavramlaşmaya meyillidir ve zihin bilişsel işlemler sürecinde günlük hayatta ön yargıların oluşmasına sebep olur. Ön yargı, daha önce edinilmiş görsel yargılar ve görsel imgelerle ilgili daha önce edinilmiş kalıp imgeler olarak ifade edilir. Buna göre görsel önyargılar, yeterli bilgiye sahip olmadan edinilmiş, hatalı izlenimler, zihindeki peşin hükümlü imgelerdir. Burada benim anladığım kadarıyla izlenimleri duyularımız aracılığıyla elde ederiz. Mesela bir çilek yersek çilek hakkında bir izlenimimiz oluşur. Bir dahaki sefere çilek ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir çok yargıya, örneğin ekşi mi sulu mu, kokulu mu ve tatlı mı gibi birçok yargıya varırız. 

Ernest Hemingway`in dediği gibi, resimlere hiçbir ön yargı taşımadan bakarsın, kitapları elinden geldiğince açık bir görüşle okursun, hayatı da yaşarsın. Bir insan kafasını bir noktaya takarsa; öteki noktaları görmez olur. Bu yüzden hiç kimseye ön yargılı olmamalı, kimseyi kınamamalı. Mesela kişinin günahından haberimiz olabilir ama tövbesinden haberimiz olmayabilir. Dünyada yaşanan bunca sorunun, kötülüğün kaynağı olarak ön yargıyı düşünebiliriz. Evet abartmıyorum; insan insanlara, kültürler kültürlere, toplumlar toplumlara, devletler devletlere, dinler dinlere düşman olmuşlar. Bunun sebebi birbirimizi sevmeyişimiz, ön yargılarımız.

Charles Bukowski`nin dediği gibi, ”Kuşkusuz en büyük ön yargı, etrafımızdaki herkesi insan sanmamızdır."