'Ölü ruhlar' arasında iletişim

'Ölü ruhlar' arasında iletişim

1 Eylül 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanın olduğu her yerde iletişim ve bir ilişki vardır. Üniversite yıllarında İletişim Fakültesinde okurken iletişim kuramamak olanaksız, iletişimsizlik mümkün değildir. İletişimin ilişki ve içerik düzeyleri olduğunu, iletişim sırasında mesaj alışverişindeki dizisel yapının kendi başına bir anlamı olduğunu yazılı, sözlü ve sözsüz olarak iletişim kuran kişiler ya da canlılar arası bir ilişki türü olarak öğrenmiştik. 

Burada altını çizmek istediğim, iletişim yüz yüze konuşmadır, bilgiyi yayan, ikna becerilerini kullandığımız, imajın öne çıktığı, beden dili ile yapılan, yüz ifadelerine de yer verilen, teknolojik iletişim araçları ile yaptığımız telefondur, radyodur, televizyondur, güzel sanatlardır. Günümüzde internet sosyal mecrasında Facebook, Instagram Youtube, Twitter, çeşitli bloglar, iş ağları, kurumsal ağlar, forumlar, oyunlar, fotoğraf paylaşımı, ürün hizmet değerlendirmeleri, sosyal imleme, sosyal oyunculuk ve video barındırmayla sanal dünya insanın aklını alıp dijital dünyanın soyut gerçekliğine hapsediyor. 

İnsanları saran teknoloji ve sosyal medya çılgınlığı tüm toplumları ve kültürleri birbirine bağlıyor. Bu ağlar üzerinden bireyin değerleri, yaşam biçimleri ve kimlikleri belirleniyor, postmodern topluma uygun bireysel kimliklerin oluşmasına neden oluyor. 

Sosyal medyanın insanlara tanımaları için sunduğu uçsuz bucaksız ve sınırsız kimlikler. Burada tekli değil çoklu kimliklerle bir aradasınız. Herkesten, her kesimden arka arkaya gelen mesajların alıcı durumunda olan bir duyu organını uyarması kimliklerin bilişsel, sosyal ve duygusal gereksinimlerini giderir. İnternetteki iletişim çabaları sırasında birey kendi arzusuna göre sosyal medyadan istifade eder. Yani süreç kişinin algı, merak ve yeteneklerine göre değişken bir kimlik özelliği göstermesine sebep olur. Bu dünyada yaşanan kaosun içinde sosyal medyadan dolayı bireyin kimlik olgusu silik, belirsiz, sıradan, kuralsız, kendi başına buyruk, yaşadığı coğrafyaya, doğaya yabancı, imajlar düşkünü, simgesel konulara yoğunlaşmış zayıf kimlikler oluşmuş durumda. Postmodernizm ve kitle iletişim araçlarının bizi tutsak aldığı, bize egemen olduğu günümüzde kimliklerde görülen dağılmışlık, parçalanmışlık, belirsizlik ve güvensizlik içinde bireyler kendi ontolojik gerçekliğini göremiyor. Çünkü bireysel kimliğin oluşumunda toplumun ulusal, kültürel, ekonomik değer ve davranış kalıpları, kolektif semboller insanda yapay bir kimliğin oluşumunu teşvik ediyor. 

İnsanın bir tatil fotoğrafını, yediği yemeği ya da içtiği kahveyi paylaşmaya başlaması zamanla bağımlılığa dönüşüyor. Kişi ne zaman ki işini, ailesini, yakınlarını, yeme içme gibi temel ihtiyaçlarını bile ihmal edecek kadar sosyal medyayı kullanıyorsa o artık bağımlı kabul edilmelidir. Sosyal medya bağımlılığınızın olup olmadığını merak ediyorsanız size bir kaç tüyo vereyim. Eğer uyandığınızda elinizi yüzünüzü yıkamadan aklınıza ilk cep telefonununuz geliyorsa ve ilk olarak sosyal medya hesaplarınıza bakıyorsanız bilin ki yavaş yavaş bağımlılığın belirtileri sizi çepeçevre sarmaya başlamıştır. Uyumadan önce cep telefonunuza bakıyor ve "Acaba şu an kim ne paylaşmış, en son paylaşımımı kaç kişi görmüş, kaç beğeni gelmiş” diye düşünüyor musunuz? Her dakika insanları, takipçilerinizi bunaltacak kadar günde 8-10 paylaşım yapıyor musunuz? Canınız sıkıldığında Facebook, Instagram benzeri yerlerde takip ettiğiniz kişiler ne yapıyor diye merak içinde misiniz? Bunların üstüne aldığınız her beğeni sizi aşırı mutlu ediyorsa bilin ki siz de bağımlısınız. Tedavisi ise nesnel yani fiziksel dünyamıza dönüp yaşamı anlamaya, kavramaya çalışmak, özellikle de kitap okumak. 

Yaşamın anlamı fiziksel dünyada insanların arkasından gidebilecekleri idealleri, değerleri, tutkuları, hedefleridir. Bu hedef, tutku ya da idealleri meydana getirerek, bu değerlere sahip çıktığımızda yaşam anlamlı hale gelir. Yaşamına anlam kazandırmak isteyen birey, hayatına ya dışsal bir hedef koymalı ya da olumlu bir ruhsal durum meydana getirmelidir. Yaşamın anlamının, varoluşun özünü oluşturan değerlerin yok edildiği, kutsal olan her şeyin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizzat insan yaşamı yaşama anlam vermektedir. Yaşamı anlamlı, uyumlu hale getirmek, hayatın içini belli amaçlarla doldurmak insanın motivasyonunu arttırır. Daha önce de belirttiğim gibi; yaşamın değeri, önemi, insanın amaçlarından beslenir, bu duygu ve düşünceler, hayata karşı insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı olan motivasyonunu artırır. 

Yaşamın özünü oluşturan, var oluşun bilişsel, zihinsel, ruhsal, yönünü kaybediyoruz, farkında mısınız? Bu içinden çıkamadığımız gelip geçici hayat, bize verdiği maddi, manevi her şeyi mutlaka bir gün geri almak için veriyor. Bunun bilincinde olan tüm düşünürler hayatın anlamını kendi bakış açıları ile sorgulamışlar. Hayatı anlayamayan, sorgulayamayan insanlar ise yaşam sahnesinden bir iz bırakmadan çekip gitmişler.

Son olarak, telefonlarınızda binlerce fotoğrafınız var. İnanın telefonunuzu kaybettiğinizde ya da değiştirdiğinizde hepsi yok olup gidiyor. Anı yaşayın, sevdiğiniz insanlarla selfie çekmek yerine anı biriktirin.

Yaptığınız her işin nesnel dünyada bir karşılığı olması dileğiyle!..