Olimpiyatlar ve Taç Oyunları

Olimpiyatlar ve Taç Oyunları

28 Temmuz 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Olimpiyat oyunlarının Japonya’da 1 yıl gecikmeyle ve seyircisiz olarak başlaması vesilesi ile bu yazıda oyunlar hakkında çeşitli kaynaklardan derlediğim bazı bilgileri sunmak istiyorum...

Avrupa Futbol Şampiyonasında seyircili maçları izledikten sonra tam pandemi sürecine ilişkin normale dönme beklentisi adına moralimiz ve beklentimiz yükselmişken iyi olmadı açıkçası. Ama her şeye rağmen dünyanın en büyük ve en kapsamlı spor organizasyonu heyecan yaratmayı başarıyor. Bizim açımızdan tekvandodaki iki madalya ve Kadın Voleybol Takımımızın açılış maçında Çin gibi önemli bir rakibi 3-0 yenmiş olması bizleri çok sevindirdi.  

Fakat huzurlu ve dingin bir şekilde yaşamın keyif ve mutluluk veren tarafına odaklanmayı bilmediğimiz için maçın ardından çıkan ve sosyal medyada şekillenen polemikler bu başarıyı gölgede bıraktı. Rahmetli Aydın Boysan’ın bir röportajında dinlemiştim toplumumuzu Bursa’nın yarma şeftalisine benzetiyordu. Tepesine yapılan en ufak baskıda hemen ikiye ayrılır diye. 1912 yılında da farklı bir polemik yaşanmış basında. 

Olimpiyat oyunlarına ilk katılımımız 1912 yılında yani Osmanlı İmparatorluğu döneminde Stockholm Oyunları ile olmuştur. Bu oyunlara atletizm dalında 2 sporcu ile katılmışız ama konu bu kadar basit değil. Bu oyunlara resmi olarak sporcu gönderilmemiş, 2 sporcumuz yol konaklama ve diğer tüm giderleri kendi imkanları ile karşılamak sureti ile katılmışlardır. Bu iki sporcumuzun isimleri Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan. Ermeni kökenli bu iki Osmanlı vatandaşı sporcu cemaatlerinin yardımları, bazı spor kulüplerinin desteği ve bu katılıma destek için gerçekleştirilen bir tiyatro gecesinden elde edilen gelirlerle Stockholm’e gidebilmişlerdir. 

Anlatılan bir anekdota göre Papazyan oraya vardıklarında şehirde hiç Türk bayrağı olmamasını şikâyet için Türk Konsolosluğuna gitmiş, Konsolosluk duruma müdahale ederek yarış alanlarına bayrak yerleştirilmesini sağlamış. Hatta sporcuların formalarına Osmanlı armasını elçinin bizzat eşi dikmiştir. 

Gelelim polemik konusuna... Agos Gazetesinde yayınlanmış bir yazıdan özetlersem. Avrupa’da spor eğitimciliği alanında öğrenim gören Şavarş Krisyan gerek Ermeni cemaati arasında gerekse de tüm Osmanlı için sporun gelişmesi ve beden terbiyesi konusunda çalışmalar yapmış birisiydi. Zaman zamanda Türk sporunun önemli ismi olan Selim Sırrı ile çalışmalar yapıyorlardı. Selim Sırrı gazetesindeki makalede 1912 Olimpiyat oyunları için, “26 farklı ülkenin en seçkin evlatları oradaydı; bir tek bizden kimse yoktu” diye yazar. 

Krişyan ona cevabında şöyle der:

“Selim Sırrı’nın Hristiyan Osmanlı ile Türk Osmanlı arasına fark koymak yönündeki çabası canımızı yaktı. Kısa konuşalım. İki Ermeni, kendilerinin ve Ermeni milletinin bir kısmının masrafıyla Stockholm’e gittiler ama Ermeni olarak değil, Osmanlı olarak. Formalarının üzerinde Osmanlı hilali vardı. Osmanlı sporu Avrupa’da tanınsın diye mücadele ettiler. Osmanlı atletleri olarak alkış da topladılar ama Selim Sırrı hâlâ kalkıp, o iki Osmanlı’yı hiç anmadan, Stockholm’de Türkler yok diye gözyaşı dökme numarası yapıyor. Kelimelerle oynamayalım. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik sözleri basit sözler değildir. Ulus yaratır ve ulusların geleceğini güvence altına alırlar."  
 

 Mıgırdiç Mıgıryan (sağda) ve Vahram Papazyan (Fotoğraf: Agos)

 

Dünyanın en büyük ve kapsamlı spor oyunları demiştim yukarıda ona bir de en eskiyi ekleyebiliriz. Çoğumuzun bildiği gibi Olimpiyat Oyunları Antik Yunan'dan günümüze kadar gelmiş bir organizasyondur ve adını düzenlendiği yer olan Olympia’dan alır. Burası Zeus’a adanmış bir dini kült merkeziydi. Umberto Eco’nun editörlüğünü yapmış olduğu Antik Yunan adlı çalışmada bununla ilgili ilginç ve değerli bilgiler var. Onları size özetlemek istiyorum. 

Oyunlar 5 ya da bazı kaynaklara göre 6 gün sürüyordu. İlk gün yemin töreni ila başlıyor, bu törende atletler adilce yarışacaklarına ve Zeus’un onlara ya taç ya da ölüm vermesi için dua ediyorlar. Hakemler de aynı şekilde sporcuların ve atların oyunlara kabulünde ve sonuçları açıklamada dürüst olacağına dair yemin ediyorlar. Son gün ise kazanan atletlerin taçlandırılması törenleri yapılıyor. Bu oyunlara sadece erkekler katılabiliyor, kadınlar seyirci bile olamıyor. Diğer bir kısıtlama ise oyunların sadece Yunanlara açık olması. Makedonlar bir tarihten sonra bu oyunlara Yunan kökenli kabul edilerek alınmaya başlanıyor. Oyunların başlamasına birkaç ay kala Olympia bölgesinden Spondophoros adı verilen haberciler oyunların başlayacağını tüm Yunan kentlerine duyurmak amacı ile yola çıkıyorlar. Katılımcı atletlerde oyunlardan 1 ay önce gelip antrenmanlarına orada devam ediyorlar. Bu süre boyunca yarışmalara katılıp katılmayacaklarına karar verecek olan  hakemler tarafından sınava tabi tutulup, Yunan olup olmadıkları, özgür yurttaş oldukları ve yüz kızartıcı bir suç işleyip işlemedikleri konusunda sorgulanıyorlar. 

Antik Yunan’da 2 tür spor oyunları organize ediliyordu. Bir tanesi Taç Oyunları diğeri ise maddi ödüllü oyunlar. Günümüzde özellikle tenis branşında yaygın olan Grand Slam benzeri bir uygulama var Taç Oyunlarında. Teniste Grand Slam olarak etiketlenen turnuvalar arasında Avustralya Açık, Fransa Açık, Wimbledon ve Amerika Açık yer alıyor. Grand Slam çekişmesi, Avustralya Açık turnuvası ile başlıyor. Final olarak ise sonbaharda oynanan Amerika Açık'la kapanıyor. Antik Yunan’da ise En prestijlisi Olympia Oyunları, Ardından Nemea, Pythia ve Isthmia geliyor. Olympia ve Pythia 4 senede bir diğer ikisi 2 senede bir organize ediliyor. Grand Slam kazanan tenisçiler gibi bu oyunların dördünde de zafere ulaşabilen atletler Periodonikes diye çok değerli bir unvan ile onurlandırılıyorlar.  

Bu oyunlara Taç Oyunları denilmesinin sebebi kazanana bitkilerden yapılan bir taç yapılması. Olympia’da yabani zeytin ağacının dallarından, Nemea’da yabani kereviz, Pythia ’da defne dallarından ve son olarak İsthmia’da çam dallarından yapılıyor. Adet gereği bu taçları hem annesi hem babası hayatta olan bir çocuk yapıyor.  

Bu taç atletlere öyle onur verir ki bunu anlamak için Herodot’un Tarihi’nde Pers savaşları sırasında geçen anekdot hatırlayabiliriz. Pers savaşları sırasında yakalanan bazı Yunan asker kaçaklarını Pers kralına götürürler askerlere Yunanların ne yaptıklarını sorar, onlar da cevap olarak "Olimpiyat oyunları ile uğraşıyorlar" der. Kral oyunların ödülünü sorar ve "ağaç dallarından taç" cevabını alır. Bunu üzerine kral döner ve komutanına bağırır: "Ah, Mardonios bizi bak nasıl insanlarla dövüşe soktun. Bunlar para için değil, onur için savaşıyorlar." 

Olimpiyatların 5 kıtayı sembolize eden değişik renkteki halkaların kıtaların dolayısı ile insanlığın beraberliğini ve eşitliğini sembolize ettiği söylenir. Bu düşünce Antik Yunan’da da mevcut. Olimpiyat oyunlarından 1 ay önce başlayıp 1 ay sonra sona eren bir ateşkes ilan edilir. Ne kadar düşmanlık olursa olsun bu ateşkes döneminde atletler şehirlerinden güvenle oyunlara gelirler ve geri dönerler. Çok ilginçtir savaş ve çekişmelerle dolu Yunan tarihinde 1000 yıl boyunca savaş sebebi ile iptal edilmiş oyunlar yoktur. Fakat modern dönemde 1916, 1940 ve 1944 olmak üzere dünya savaşları sebebi ile 3 kere iptal edilmiştir.  

Umarım bu bilgileri ilginç buldunuz. Malumunuz yaz dönemi geldi. Sıkıntılı geçen salgın kısıtlamalarının ardından tatbikî azami dikkat ile dinlenme ve tatil ihtiyacımı gidermek için yollarda olacağım. Bu sebeple yazılarıma bir müddet ara verip yaz sonunda yeni ve dopdolu enerji ile tekrar buradayım. Herkese iyi tatiller ve keyifli bir yaz dilerim.