Olay'ın perde arkası: 'HDP yayını bahane...'

Olay'ın perde arkası: 'HDP yayını bahane...'

1 Ocak 2021 Cuma  |   iyi

Sadece 26 gün yayında kalabilen Olay TV'nin genel yayın yönetmeni Süleyman Sarılar, yaşanan süreci T24'ten Candan Yıldız'a anlattı:

"İş insanı Cavit Çağlar'ın yüzde 100 lisans hakkına sahip olduğu Olay TV,  iş insanı Hüseyin Köksal'ın sermaye koymasıyla 30 Kasım'da yayın hayatına başladı. 

"Habercilik fabrika ayarlarına dönüyor" sloganıyla yayın hayatına başlayan kanal sadece 26 gün yayında kalabildi. 25 Aralık'ta Nevşin Mengü'nün sunduğu Ana Haber'de kanalın genel yayın yönetmeni Süleyman Sarılar yayına çıkarak süreçle ilgili bilgi verdi ve iş insanı Cavit Çağlar'ın kendisine baskı altında olduğunu söylediğini aktardı.  

Çağlar ise ekranın karardığı akşam "Olay TV yayın ekibinin yaptığı yayınlar beni rahatsız etti" diyerek kanalı kendisinin kapattığını ima etti. Süleyman Sarılar ise 26 günlük yayın boyunca Çağlar'ın her hangi bir rahatsızlığını dile getirmediğini söyledi.  

Türkiye medya tarihine belki de en hızlı yayın kapatma olarak geçecek Olay TV'nin yayın lisans hakkı Cavit Çağlar'da. 180 medya çalışanının istihdam edildiği kanal başka bir isim ve başka bir mecra ile yoluna devam edecek.  

T24'ün sorularını yanıtlayan gazeteci Süleyman Sarılar HDP gerekçesi olmasa da kanalın kapatılacağını söylerken partilere göre canlı yayın sürelerini paylaştı. 766 dakika ile AKP açık ara öndeyken, HDP'nin canlı yayın süresi sadece 51 dakika. 

TBMM TV'den canlı olarak verilen HDP’nin Meclis Grup toplantısının Olay TV'den yayınlanmasını "devlete meydan okuma" olarak yorumlayan Çağlar'ın kanalı satmak istediğini ama izin verilmediğini belirten Sarılar, iş insanı Cavit Çağlar'ın "mağdur" olduğunu ifade etti.  

Sarılar baskı olacağını öngördüklerini ama kapatılmayı beklemediklerini, yeni bir mecrada devam etmeleri durumunda mevcut yayın çizgisinden "geri adım atmayacaklarını vurguladı.  

-Sizce ip ilk nerede koptu? Bunu şu bağlamda soruyorum; kanal açılmadan çıkan bazı haberlerde  "Ekrem İmamoğlu yanlısı kanal" iması vardı. Sonrasında Digiturk'e giremediniz, RTÜK’ten HD yayın lisansı alamadınız. Engellenmeyle karşılaşacağınız işaretleriydi bunlar. Bunlara rağmen yola çıktınız. İp nerede koptu?  

-Aslında ip en başında koptu. Çünkü Türkiye'de medyaya girmek isteyen iş adamlarının önünde büyük bir engel var. Bu engel , lisans, yayın lisansı engeli. RTÜK, iktidar yanlısı yayın yapmayan, yapmayacak hiç kimseye lisans vermiyor. Dolayısıyla yayıncılık yapamıyorsunuz. Bu ipin başta kopmasının nedeni aslında Türkiye’deki yayın sisteminin  nasıl düzenlendiği ile doğrudan ilintili. Hüseyin Köksal bir televizyon yaratmak üzere yola çıktığında yapabileceği tel bir şey vardı ya RTÜK’e başvurup yeni bir lisans talep edecek ki bu yıllarca sürüyor ve verilmiyor yeni bir lisans ya da lisansı olan bir insanla birlikte yola çıkacaktı. Cavit Çağlar ve Hüseyin Köksal’ın babası geçmişte birlikte iş yapan, bir birini tanıyan insanlar. Tanışıklıkları oradan geliyor. 

-Cavit Çağlar ile Hüseyin Köksal’ın buluşması rastgele değil yani? 

-Aile ilişkisi var, babasıyla tekstilden bir tanışıklığı var. Olay TV maddi imkansızlıklar yüzünden 2019’da yayınına ara vermiş, lisansı var. Lisansın, şirketin tamamı yüzde 100 Cavit Çağlar’a ait. Belirli bir ortaklıkla anlaşıyorlar ve bu kanalı yeniden yayına sokmak istiyorlar. Kanalı kurmak üzere Nuri Çolakoğlu ile birlikte yola çıkıyorlar. 

-Orada bir parantez açalım. Nuri Çolakoğlu aslında Cavit Çağlar'ın mesleki anlamda iyi bildiği bir isim. NTV’nin kuruluş görevini Cavit Çağlar o dönem Nuri Çolakoğlu’na vermişti. Yani Çolakoğlu ismi bir tercih? 

-Çolakoğlu öylesine seçilen bir isim değil. Nuri Çolakoğlu’nun seçilmesi değil ipi koparan. İpi  koparan nasıl bir televizyon yayıncılığı, haberciliğin yapılacağına ilişkin karar, kararlılık. Türkiye gerçekten müthiş bir kutuplaşmanın içindeyken, ki bütün bu kutuplaşma Türkiye’ye çok zarar veriyor,  daha makul, herkesin izleyebileceği, herkese eşit duran bir merkez medyaya ihtiyaç var tespiti ipin kopmasına sebep oldu. Çünkü Doğan Grubu’nun oyun dışı kalması, satılmasıyla birlikte merkez medyada müthiş bir boşluk olduğunu herkes kabul ediyor. Nuri Bey, Cavit Çağlar ve Hüseyin Köksal da bu boşluğu doldurma amacıyla bir televizyonu yayın hayatına sokmak istediler.

-Cavit Çağlar ikna o zaman, merkez medya konusunda? 

-Evet, herkese eşit mesafede , kutuplaşmayı azaltacak bir kanal… İkna olmasa neden girsin. Hani bu siyasal gerilimi de biraz azaltmak, belki mümkün diye de düşündüler. Şimdi merkez medya yaratmak üzere, merkezde yer almak üzere yola çıkıldığında merkez medyayı istemeyenlerin hışmına daha başlangıçta uğradıklarını biliyorum. 

-Ne gibi? 

-Ben geldiğimde ve hani buradaki haberciliğe ilişkin bir perspektif oluştuğunda buraya alınacak isimlere karşı çıkılmaya başlandı.  

-Kim rahatsız oldu? 

-Türkiye'de böyle bir medyadan rahatsız olacak kim varsa o. Türkiye'de merkez medyayı ortadan kaldıran kimse o. Türkiye’de medyayı kontrol güç kimde ise o.

-İsim verebilir misiniz? 

-Hani bir isim zikretmenin bir manası yok, bunu herkes biliyor. Evet, kurumlar var bu ülkede, evet bu kurumları harekete geçirecek bir irade var, bir iktidar var, bunu da herkes bilir, herkes biliyor. 

-Siz çok uzun yıllardır medyanın içindesiniz. 'Andıç'lar gördünüz. Sonra ‘Alo Fatihler’… Bu dönemle kıyaslar mısınız? 

-Demokrasileri tam oturmamış ülkelerde iktidarlar maalesef medyayı çeşitli yöntemlerle hep  kontrol altına alıyor, almayı becerebiliyor. Dolayısıyla Türkiye’de her iktidar medyayı kontrol altına almak, kendi çıkarları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak ister, istemeye devam ediyor.  Benim 37’inci yılım meslekte, hani geriye dönüp kıyasladığımda ben bu dönemin Türkiye'nin basın özgürlüğü açısından en ağır dönemi olduğunu söyleyebilirim.  

-Bunu bireysel bir deneyim olarak mı söylüyorsunuz yoksa basın özgürlüğü endekslerine bakarak mı? 

-Bunu içinde yaşamış biri olarak söylüyorum. Zaten bu söylediğimi rakamlar da destekliyor. O basın endeksinde Türkiye’nin düştüğü yerde hani oturup Batı’daki üç tane insan Türkiye’nin yerini buraya düşürelim demiyor. Herkes bunu görüyor zaten. Dolayısıyla ben bizzat içinde yaşayarak bu deneyimi aktarıyorum. Ben 1983 yılında gazeteciliğe başladığımda sıkıyönetim vardı. Kenan Evren devlet başkanıydı, hani yasaklar gelirdi, haberler yasaklanırdı ama hiçbir dönemde demeyim ama bu dönemki kadar tek sesliliğe mahkum edilen bir Türkiye medyası olmamıştı. 

-Peki Olay TV'ye dönersek; öngörebildikleriniz vardı mutlaka ama kapatılmayı öngörüyor muydunuz? 

-Baskı olacaktı biliyoruz. Türkiye’de bağımsız haberciliğe soyunup da güllük gülistanlık bir yayın ortamı olacağını kimse söyleyemez, kimse de zaten öyle bir şey olmayacağını bilmiyor değildi. Esas mesele bizim yayına başladığımızda başladı. Hani  bağımsız ve herkese eşit lafını herkes söyler, herkes bugün iktidar yanlısı ya da iktidarın tam karşıtında  yayın yapan kuruluşlara gidin, biz herkese eşit mesafedeyiz derler. Biz de bunu söyledik ama bunu söylemekle değil bizzat yayınlarımızla bunun örneklerini sergilemeye başladığımızda esas rahatsızlık, esas sorunlar çıkmaya başladı. Kapatılmayı ön görmüyordum ben açıkçası. Evet RTÜK’ten engellenecektik. Evet platforma girmemiz engellendi, ama ben tümüyle kapatılacağımızı  hiç öngörmedim. Hani baskı altına alınmaya çalışılacağız, belki cezalarla susturacaklar bizi,  belki bir iki gün kural hatası yaptın diye kapatacaklar diye düşünüyordum ama tümüyle ekranın kararacağını hiç var saymadık. 

-İronik bir soru soracağım. Kapatıldı kanal ama buna rağmen daha özgür hissediyor musunuz? 

-Daha özgür hissediyorum kendimi. 

-Neden? 

-Artık sosyal medya, kitlelere ulaşma araçları, çok daha imkan tanıyor insana. Ben geleneksel medyada başladım gazeteciliğe, basılı kağıt ile başladım. Hani burada engellendiysem başka bir yerde aynı ekip arkadaşlarımla birlikte bir dijital alanda yine aynı gazeteciliği yapacağıma olan inancım beni daha özgür hissettiriyor. 

-Peki, yola bir şekilde devam edeceğinizi söylediniz. Hatta şöyle formüle ettiğiniz bir alıntıyla, ‘ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız’. O arayışlar sürüyor mu ve yelpaze geniş mi? 

-Yayıncılık açısından her şey mümkün, şu anda masada. Hüseyin Bey bir değil bir kaç tane televizyonla, bir sürü televizyonla görüşüyor, hani belki dijitalde yayın yaparız ama yollar tükenmiş değil.  

- Peki uzun sürecek mi yayına geçmeniz? 

Ben çok uzun sürmeyeceğini biliyorum, tahmin ediyorum. Yani yarın dijitalden yayına başlamamız için hiçbir engel yok. Altyapı olarak hazırız, ekip olarak hazırız, habercilik anlayışı olarak hazırız, yarın dijitalden başlamak için gerçekten hiçbir engel yok.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın