Okyanusu geç dereye takıl

Okyanusu geç dereye takıl

31 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Bülent Kaan Köse

Milli takımımız çok iyi başladığı turnuvada sürekliliği sağlamak ve önünü daha net görebilme açısından, Letonya karşısına çıkarken üç puan hedefliyordu. Bu noktada maçtan önce oyundan çok puanın daha kıymetli olduğunu düşünen taraftaydım. Öyle ki, Letonya şansımızın hiç tutmadığı ender ülkelerden bir tanesi... Maç içi analizlerin yoğun olduğu, taktiksel değişikliklerin tartışılacağı karışık formatta bir yazı olacak.... 

Maçtan önce kadromuza baktığımda hemen hemen aynı 11 ile sahada olacağımızı tahmin ediyordum. Analizimin tutmuş olması beni sevindirse de, başlangıç düdüğü ile beraber "Acaba formdan düşer miyiz" diye düşünmeden edemedim. Önceki iki müsabaka da olduğu gibi golü erken bulan Millilerimiz maça neredeyse 1-0 önde başladı. Bu durumun bizi rehavete sokmasına müsaade etmeden ikinci golü bulmak gerekiyordu fakat, attığımız ikinci golden önce zaman zaman takım adına oyun içi düşüşler gözüme çarptı.  

Top ile oynayan taraf biz olduğumuzdan, çok dikkat çekmese de saha içi yayılımında daha derli toplu görünen taraf Letonya'ydı. Oyun şablonumuzu çok fazla değiştirmeden uzun toplar ile etkili olmaya çalışan Güneş’in öğrencileri. İlk çeyreğe kadar iyi bir görüntü verse de içim rahat değildi. Yan top ve duran top konusunda üç maçtır ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Öyle ki, zaman zaman kalemize gelen topların hemen hemen hepsi korner oldu. Kompakt olarak oynayamadığımızdan ilk yarı rakibin maçın belli bölümlerinde top ile oynamasına izin vererek öz güven kazandırdık diye düşünüyorum.  

İki farklı öne geçen bir takımın kalesine gelen ilk topta gol yememesi gerek. Bu hastalığımızdan kurtulmalıyız. Skoru "kendi içimizde" garantileyince mental olarak oyundan düşüyoruz ve hücumu düşünmüyoruz. Yediğimiz golden sonra ortaya çıkan oyundan hiç memnun değilim. Bölge geçişlerini Hakan–Yusuf önderliğinde daha iyi sağlamalıydık. Burak Yılmaz’a yeteri kadar pas iletemediğimizi, bununla beraber bireysel olarak kendisinin de performansının yeterli olmadığını, sebebinin ise "yorgunluk" olduğunu düşünüyorum.  

Genel hatları ile değerlendirdiğimizde, öne çıkan ilk isim bana soracak olursanız Kenan Karaman... Defansif bir  rolde olduğu için rakibin boş alanlarını karşılarken çok iyi kapattı. Bu durum, Letonya’nın çıkışlarda yaşamış olduğu sıkıntı ile beraber üçüncü bölgede "yeteri kadar" çoğalamamasına sebep oldu. İlk yarı için hatırı sayılır derecede pozisyon bulduk lakin "nasıl olsa atarız" düşüncesi bize pahalıya patladı. Öz güvenin de fazlası zarar. Pozisyonu olmayan bir takıma ümit vermiş olmak bize yakışmadı. İçeri girerken Caner Erkin–Umut Meraş değişikliği bekledim. Geri dönüşlerde yarı boyunca ciddi sıkıntılar yaşadığından, dinamizm adına bu hamle gerekiyordu. Eklemek istediğim noktalardan bir tanesi ise Mert Müldür.... Her maç üstüne koyarak gidiyor. Bir bek olarak bindirmeleri çok iyi yapıyor. Umuyorum ki, performansı artarak devam eder.

Maçın asıl hikayesi ise ikinci yarı başlıyor. Neredeyse hiçbir teknik adamın çare bulamadığı, benim ise asla anlamlandıramadığım "gol bulduktan sonra kapanma hastalığı..." Bu durumdan bir türlü kurtulamıyoruz. İkinci yarı oyun rölantiye doğru ilerlerken bulmuş olduğumuz penaltı aslında maçı o an bizim için bitirdi. Denklem çok basit: "Doğru oyuncu değişikliği." Neler mi yapılmalıydı?.. Hadi gelin birlikte bakalım.

Yusuf Yazıcı–Hakan Çalhanoğlu.... Çözülmesi, yorumlaması, analiz edilmesi çok zor bir durum değil. Her ne olmuş olursa olsun isterseniz beş farklı önde olun, eğer maçı elinizde tutmaya ihtiyacınız varsa, eğer iki "oyun kurucu" özelliği taşıyan adamı oyundan alır tüm yükü merkez orta sahaya yıkarsanız kusura bakmayın ama puan da kaybedersiniz, kupa da. "Kendimi yormadan maçı bitireyim" diye düşünmek hatalar zincirinin ilk kısmı. Ozan Tufan iyi olsa da ahtapot değil, her yere her saniye koşamaz. Bu değişiklikler yerine benim tercihim  Ozan–Alparslan olurdu. Bunu yapmak demek, orta sahayı güçlendirerek savunmayı rahatlatmak demek... Yarının belli bölümlerinde oyundan çok düştük. Bu karar, nasıl alındı akıl alır gibi değil.

Bir ikinci değişiklik ise, Yusuf Yazıcı–Taylan Antalyalı.... Dürüst olmak gerekirse kağıt üstünde bana gayet mantıklı geldi. Taylan’ın on numaraya yakın oluşu bu ihtimalimi kuvvetlendiriyordu. Eleştirilerimden bir tanesi, belki de en önemlisi takımın değişikliklerden sonra da aynı taktik ile devam etmeye çalışması. Her oyuncunun stili farklıdır, ikincil bir taktiğinizin olmaması bütün işleri zora sokar. Bu maç için bunu başaramadık. Planlarımızı çoğaltmalıyız. Taylan Antalyalı gibi bir ismi 6 numara olarak oynatmak yanlış bir karardı. Yapılması gereken her hareket tutmayabilir. Orta sahada çoğalamadık çünkü kimse oyunu kurmadı. Şenol Hoca, oyunu okuyamadı.... 

Her şeye rağmen bu kadar yoğun tempodan, yeni jenerasyonumuzdan, savaşçı ruhumuzdan memnunum. Takımın önü açık, nazar boncuğu olsun diyerek devam edelim. Her ne kadar şu durumda kendimizi sıkıntıya soksak ve grubun seyrini etkileyecek bir puan kaybı yaşamış olsak da, her maçı kazanmaya adayız. Sizce Milliler nasıl bir yol izlemeli?..

Etiketler:  Futbol