New York'un ortasındaki kuzu

New York'un ortasındaki kuzu

13 Kasım 2022 Pazar  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

“Progressive rock” tarihinin en önemli albümlerinden “The Lamb Lies Down on Broadway” piyasaya çıkmasının 48. yılını önümüzdeki günlerde kutlayacak.

Geçen yıl büyük bir turneyle 54 yıllık müzik serüvenini noktalayan Genesis'in 18 Kasım 1974 tarihinde çıkardığı albüm grubun en önemli çalışmalarından.

O dönemde Genesis beş kişiden oluşuyordu: Davulda Phil Collins, gitarlarda Steve Hackett ve Michael Rutherford, klavyede Tony Banks ve solist Peter Gabriel.

“Konsept” yani tek bir konuyu anlatan albümlerin modasının geçmeye başladığı bir dönemde Genesis riskli bir karar alarak, hem de double bir konsept albüm çıkarma kararı aldı. Rutherford Antoine de Saint-Exupéry'nin “Küçük Prens” kitabından esinlenmeyi önerse de grubun lideri konumundaki Gabriel bu fikre karşı çıktı ve onun yerine o dönemin ünlü Batı Yakası Hikayesi müzikalinden yola çıkmak için ısrar etti. Gabriel'in şarkıların sözlerini kendi yazmak için de kararlı olması hem ortaya garip ve gergin bir durum çıkardı hem de Genesis için sonun başlangıcı oldu. 
Gabriel bir odada tek başına şarkıların sözlerini yazıyor, başka bir odada kalan dörtlü müzikleri besteliyordu.

Albüm New York'ta yaşayan Potro Rikolu bir gencin ünlü Broadway'de bir kuzuyla karşılaşmasıyla başlıyor. Adı müzikle özdeşleşen ünlü Broadway Caddesi ve oradaki bir kuzunun varlığı dinleyenlerin nasıl bir gerçeküstü öyküyle karşılaşacaklarının ilk ipucunu verir zaten. Kuzunun özel bir anlamı yoktur, sadece semboliktir. Gencin adı İngilizcedeki “real” (gerçek) kelimesini çağrıştırır şekilde Rael'dir. Bütün albüm Rael'in kişiliğini bulma yolculuğunu, karşılaştığı ilginç, garip ve gerçeküstü olayları anlatır.

Genesis bir İngiliz topluluğu olmasına rağmen albüm seri katil Caryl Chessman'dan Klu Klux Klan'a pek çok Amerikan sembolleriyle doludur. Rael'in gerçeküstü yolculuğunda dönemin popüler Meksika western filmi El Topo'dan esinlenmeler de vardır, İsviçreli psikiyatr Carl Jung'a göndermeler de. Terlikli adamlardan oluşan koloniler de vardır, çocukların kanını emen canavarlar da. Romantik denilebilecek şarkılar da vardır, "heavy rock"ın kıyısında dolaşanlar da. Kısacası sonuçta, “Progressive rock” türünün sofistike şarkılar, şiirsel sözler, hayali kahramanlar, müzikte yapılan denemeler gibi önemli unsurlarını bir araya getirmeyi başarmış bir albüm yaratılmıştır.

"The Lamb Lies Down on Broadway”in 18 Kasım 1974'de piyasaya çıkması ve hemen ardından başlayan turne Genesis içindeki gerilimi bitirmek yerine daha da büyütür. Bunun en önemli nedeni dikkat çekmesini seven ve nasıl dikkat çekileceğini bilen Gabriel'in şovları, makyajları ve kıyafetleriyle sürekli ilgi odağı olmasıdır.

Collins'in sonradan söylediği gibi, yeni albümü tanıtmak için çıkılan turne Gabriel'in şovuna dönüşmüş ve o muhteşem şarkılar geri planda kalmıştır. Ama Gabriel'in bakış açısıyla, artık Genesis'te yapacak bir şeyi kalmamıştır, kendi kanatlarıyla uçma zamanıdır. Böylece turnenin ardından Gabriel gruptan ayrılır, 1977'de onu Hackett izler ve o tarihten sonra Genesis yola üç kişi devam eder. Geçen yıl yapılan “The Last Domino?” turu, Collins'in sağlık sorunları nedeniyle büyük olasılıkla Genesis'in hayranlarıyla vedalaşması olur. Üç kişilik Genesis'in "progressive rock"tan popa yani ticari müziğe geçip geçmediği ise grubun hayranları arasında günümüzde bile devam eden bitmek bilmez bir tartışmadır.

Müzik severlerin oylarıyla belirlenen Ranker'ın "tüm zamanların en çılgın albümleri" listesinde The Lamb Lies Down on Broadway hâlâ dördüncü sırada bulunuyor. Birinci sırada ise Pink Floyd'un Dark Side of the Moon var albümü var. Son olarak, objektiflik adına şunu da eklemek lazım: Her ne kadar "Lamb..." kült bir albüm olsa da, Genesis hayranlarının çoğu grubun en önemli albümü olarak "Selling England By the Pound"u kabul ediyor.

 

Etiketler:  Müzik