Navalnıy ve AB-Rusya ilişkileri

Navalnıy ve AB-Rusya ilişkileri

25 Kasım 2020 Çarşamba  |   Günlük

Rusya Federasyonu, SSCB dağıldığından beri LDPR (Liberal Demokrat Parti) ve KP(Komünist Parti) üzerinden şekillenmiş olan sistematik muhalefetinden dolayı eleştirilmektedir. Muhalefete yöneltilen bu eleştirilerin temel sebebi, Putin ve Birleşik Rusya Partisi ile muhalefetin işbirliği içerisinde olduğuna dair iddialardır. Bu çerçevede öne sürülen iddiaların gerçeklik payı da bulunmaktadır. Rusya Federasyonu’nda gerçek anlamda bu sistematik muhalefeti ilk defa bozan siyasi figür Aleksey Navalnıy olmuştur. 

Navalnıy, 2008 yılında “Yolsuzlukla Mücadele Fonu“nu kurması ve bu süre zarfında iktidar partisi ve Putin’in yolsuzluklarını kapsayan blog yazılarıyla ve iktidara karşı sert bir muhalif çizgide durmasıyla kendini göstermiştir. Muhalefeti ve yazıları dolayısıyla birçok defa hapse giren Navalnıy, 2012’de Rusya’nın Geleceği Partisi’ni kurmuş ve 2013 yılında da Moskova Belediye başkanlığına aday olmuştur. Bu seçimlerde Birleşik Rusya Partisi adayı Sobyanin’in ardından yüzde 27 oyla ikinci olmuştur. Seçim kaybedilmesine rağmen alınan bu oy oranı, Navalny ve destekçileri tarafından, herhangi bir medya ve reklam desteği alınmadığı için önemli bir başarı olarak değerlendirilmiştir. 

Devlet Başkanlığı seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Navalnıy, öte yandan Kırım’ın ilhakı ardından “Kırım artık Rusya’nın bir parçasıdır. Artık kimse kendisini kandırmasın!“ şeklinde Rus milliyetçisi söylemiyle, desteğini aldığı liberal kesimler tarafından dahi eleştiri almıştır. 

20 Ağustos’ta Moskova’ya uçuşu esnasında rahatsızlanan Navalny, acil iniş sonrası Omsk’ta hastaneye kaldırılmıştır. Yapılan ilk tetkikler sonucunda rahatsızlanmanın sebebi kan şekerindeki metabolik bozukluklar sebebiyle gerçekleşen sert değişiklikler olarak belirlenmiş ve kanında da idrarında da zehir bulunmadığı ifade edilmiştir. Daha sonra Almanya’ya tedavi amacıyla götürülen Navalnıy’nın kanında Noviçok zehri olduğu, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) tarafından yapılan, Almanya, İsveç ve Fransa tarafından onaylanmış testler sonucunda ortaya konmuştur. Noviçok zehir grubu daha önce İngiltere’de Skripal ve kızının zehirlenmesi hadisesinde de kullanılmıştı. Her ne kadar, çoğunlukla Rus İstihbarat Servisleri tarafından kullanılan bir zehir türü olduğu düşünülse de, 1990’lı yıllardan sonra Alman İstihbarat Servisi “BND“ tarafından da bu zehrin kullandığı bilinmektedir.

OPCW tarafından yapılan açıklama sonrasında Avrupa Birliği tarafından yaptırım kararı açıklanmıştır.

Her ne kadar yaptırımlar diplomaside çok önemli birer enstrüman olsalar da birçok alanda karşılıklı bağımlılık durumunun göz ardı edilmesi mümkün değildir. Nitekim Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas; Avrupa Birliği’nin, Rusya’ya ne kadar ciddi yaptırımlar uygulanırsa uygulansın, Rusya ile ilişkileri kesme şansı bulunmadığının altını çizmiştir. Bu açıklamanın altında yatan sebepler enerji, diplomasi ve çeşitli alanlarda AB’nin Rusya’ya duyduğu bağımlılıktır.

Öyle ki; enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’lık kısmını ithal eden AB’nin , ithalatındaki Rusya oranı yüzde 35 bandındadır. Buna karşılık, AB’nin Rusya’nın enerji ihracatındaki payı ise yüzde50’nin üzerindedir. Petrol, doğal gaz ve kömür ithalatında, Rusya’dan farklı alternatifler arayan AB’nin kömürde Rusya’dan sonra Kolombiya, ABD ve Avustralya gibi daha dengeli bir dağılıma sahip olan tedarikçi zinciri varken; Petrol ve doğalgaz ithalatında Rusya’nın ardından arada önemli bir fark bulunmasına rağmen Norveç önemli bir yer tutmaktadır. Bu ülkelerden yapılan ithalatın daha masraflı olması AB’yi Rusya’yı seçmek zorunda bırakmaktadır. Öyle ki, AB’nin kendi bünyesinde hem Kuzey Akımı-I’e hem de hâlihazırda yüzde 95’lik kısmı bitmesine rağmen uzun süredir tamamlanamayan Kuzey Akımı-II’ye karşı, Rusya’ya olan bağımlılığın daha da artacağı yönünde ciddi bir muhalefet olmuştur ancak yine de AB bu projeler üzerinde Rusya ile anlaşmıştır. 

AB’nin bu durumda yöneldiği diğer alternatifler ise, nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Her ne kadar bu iki enerji kaynağı AB için önemli olsa da, yakın gelecekte Rusya’ya olan bağımlılığı ciddi oranda düşürebilecek bir alternatif olarak görülmemektedir. Hatta Almanya, 2011’de Japonya’da meydana gelen tsunami felaketi ardından karşı karşıya kalınan nükleer tehdit sonrası, nükleer santrallerin faaliyetlerine 2021 yılında tamamen son verecek şekilde kademeli olarak kapatma kararı almıştır. Öte yandan yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimindeki payı Baltık ülkelerinde yüzde30’un üzerindeyken; AB genelinde henüz yüzde 20’ye ulaşabilmiş değildir. 

Ayrıca bu projelerin AB’nin enerji güvenliği açısından önemli olduğunun da altının çizilmesi gerekmektedir. Nitekim 2006, 2007, 2009 yıllarında Rusya’nın Belarus ve Ukrayna ile yaşadığı enerji krizleri, AB’yi de oldukça ciddi problemlerle karşı karşıya getirmiştir. Bu nedenle Rusya’dan AB’ye direkt enerji iletimi oldukça önemlidir. 

Bununla birlikte Rus enerji devi Rosatom’un, hem Macaristan hem de Finlandiya ile nükleer reaktör anlaşmalarının olması, Rusya’nın AB üyeleri üzerinde fosil yakıtlar dışında alternatif enerji kaynakları ile de baskı kurabildiği anlamına gelmektedir.

(Furkan Demir, Sedat Berk Çiftçiler, Osman Mican, tasam.org)

Yazının tamamını okumak için tıklayın

Etiketler:  Rusya