Mutluluk yanı başımızda

Mutluluk yanı başımızda

8 Nisan 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Goethe; "Mutlu bir hayatım oldu ama tamamen mutlu geçirdiğim tek bir haftayı bile hatırlamıyorum" demişti.

Mutluluğun kusursuzluk demek olmadığını, kaygılardan ve sorunlardan uzak sözde ideal bir yaşam ve mutluluk tanımı olamayacağını, gerçek mutluluğun yaşamın insanın önüne durmadan çıkardığı engelleri aşmaya çalışarak ve aşarak kazanılabileceğini mükemmelen anlatan ünlü filozofun bu sözleri, anlam derinliği ve ifade gücüyle mutluluğu arayıp duran bizlere çok değerli bir bakış açısı sunmaktadır aslında. 

Yaşamın düz bir çizgi, pürüzsüz bir yol olmadığını, inişleriyle çıkışlarıyla, üzüntü ve sevinçleriyle bir bütün olduğunu, mutluluğu da işte bu bütünlük içinde aramamız gerektiği gerçeğini her an aklımızda bulundurmalıyız. 

Avcıya keyif veren şeyin avlamak değil, avını aramanın ve onun peşinde koşmanın heyecanı olması gibi, mutluluğu sabit bir hedef olarak koyup oraya varınca elde edilen bir şey olarak görmemek, yaşamın olağan akışı içerisinde uğraşılarımız ve mücadelelerimiz sırasında tadacağımız bir duygu olarak kabul etmek yapacağımız doğru bir iş olacaktır. 

Hele hele modern kent yaşamının zaman zaman kaosu andıran karmaşasının içinde, bitip tükenmek bilmeyen mücadeleler ve gerginliklerle birlikte yaşamak durumunda olan bireyin, mutluluğu bu yaşamın dışında bir yerde araması ve ona ulaşmaya çalışması, tıpkı yaklaştığımızı düşündükçe uzaklaşan ufuk çizgisi gibi ulaşılmaz kalacaktır. 

Oysa ki mutluluk yaşamımızın içinde, sıradanlık olarak gördüklerimizde, rutinlerimizde yani hemen yanı başımızda saklı aslında, bizlere düşense onu bulup çıkarmaktan ibaret. 

İşte tam bu noktada günümüz bireyinin yolu ikiye ayrılmakta. Birinci yol; çok belirleyici bir tercih hatası olduğunu düşündüğüm için takıntılı bir biçimde yazıp durduğum tüketim cümbüşüne katılmaktır. 

Ekonomik sistemin bitmek bilmeyen tüketim propagandasının etkisinde kalarak; mutluluğu alışveriş merkezlerinde, alışveriş sitelerinde, lüks markalı ürünlerde, pahalı arabalarda vs arayanlar, tıpkı bir şeyi olmadığı yerde arayıp da bulamayan kimseler gibi umarsızca arayıp duracaklar, girdikleri yol onları gerçek mutluluğun yakınına bile götürmeyecektir. 

Uyanık zihinli olup kendilerini tüketmenin baştan çıkarıcılığından kurtarabilenler, tüketmenin sonunun olmadığını görerek var olanla yetinebilenler, elindekilerin değerini kavrayıp bunlarla tatmin olabilenler, hırslarını bir kenara bırakıp gerçek erdemlere sahip olmaya çalışanlar ise doğru yolu seçmiş olduklarından mutluluğa ulaşabileceklerdir. 

Tıpkı Romalı eski bir köle ve filozof Epiktetos’un binlerce yıl öncesinde yaşama dair söylediği ve günümüze kadar değerinden hiçbir şey yitirmeden gelen o muazzam nasihatinde olduğu gibi:

"Yaşamınızın zarif bir şekilde davranabileceğiniz bir şölen gibi olduğunu düşünün. Yemekler size ikram edildiğinde elinizi uzatın ve makul bir parça alın. Eğer yemek yanınızdan geçip giderse, tabağınızda olanla yetinin ya da yemek henüz size ikram edilmediyse, sabırla sıranızı bekleyin. Aynı kibar ölçülülük ve minnettarlık tutumunu çocuklarınız, eşleriniz, meslek yaşamınız ve mali işleriniz için de takının. Arzunun, hasedin ve açgözlülüğün hiç gereği yok. Vakit geldiğinde hak ettiğiniz payı alacaksınız.” 

Daha fazla ne söylenebilir ki…