Modern ordular sivil uzmana ağırlık veriyor

Modern ordular sivil uzmana ağırlık veriyor

28 Haziran 2021 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Alper Eliçin (noktakibris.com)

Günümüzün modern orduları ciddi bir yapısal değişimden geçiyor. Bu bağlamda ihtiyat ve sivil personel kullanımı, hizmet alımları da yeniden gözden geçiriliyor. 

Bu değişim sürecinde orduların asker miktarı hızla azaltılıyor. Örneğin, bugün NATO’nun en etkin askeri güçlerinden bir olan Britanya ordusunun kara kuvvetleri mevcudunun 72,500’e indirilmesine karar verildi. İnsan gücü yerine etkin teçhizat ve donanım kullanımı önem kazanıyor. SİHA kullanımı buna güzel bir örnek oluşturuyor. 

Ayrıca, asimetrik savaş konusunda da ciddi gelişmeler var. Rakip/düşman görülen ülkelerin sivil ve askeri bilim ve teknoloji konusundaki sırlarını ele geçirmek, karşı tarafın altyapısına internet üzerinden zarar vermek gibi uygulamalar, konvansiyonel ve nükleer silahlar kadar hatta belki de daha fazla önem kazanıyor. 

ABD ve İsrail’in, başta Suxnet yazılımı olmak üzere, pek çok bilgisayar virüsünü kullanarak İran’ın nükleer çalışmalarına ciddi şekilde zarar verdiği biliniyor. Kuzey Kore, Çin ve Rusya’nın da virüs yazılımları konusunda oldukça etkin olduğu, konuyla ilgili herkesin malumu. Türkiye zayıf iletişim altyapısı nedeniyle maalesef bu tür saldırılara açık. Bu saldırıların silahlı kuvvetlere karşı yapılması da gerekmiyor. Enerji santralleri, ulaşım şebekesi, bankalar, hastaneler vb sivil yapı ve kuruluşlar da hedef alınabiliyor ve ülkeleri çok zor durumlarda bırakabiliyor. 

Silahlı kuvvetlerin yukarıda belirtilen tüm bu işleri yapacak uzmanları bünyesinde bulundurması, geliştirmesi ve güncel tutması pek olası değil. Zaten bu işlerde uzmanlığı olan kişiler de yapıları itibarıyla ordu disiplinine en az uyum sağlayabilecek karakter yapılarına sahip oluyorlar. 

Tüm bunların bir sonucu olarak, modern ordularda ihtiyat ve sivil personel kullanım anlayışı hızla değişiyor. 

Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de sivil-asker ilişkisinde, halen modern dünyadaki düzeyi yakalamış değiliz. Bizde, her erkek Türk vatandaşı askerlikten sonra ihtiyata ayrılıyor. Ancak ihtiyatlardan, doktor, mühendis ve veterinerler dışında mesleki açıdan yararlanmak söz konusu değil. Olsa olsa bu kişileri, bir seferberlik halinde, eline silah tutuşturup cepheye sürebiliriz. 

Türk Silahlı Kuvvetleri ayrıca subaylarının bir kısmının, özellikle teknik konularda üniversitelerde eğitim almasını teşvik ediyor. Bu doğru bir yaklaşım ama yeterli değil. Zira bu kişilerin, silahlı kuvvetlere döndükten sonra, özel sektörde olabileceği düzeyde kendilerini güncel tutmaları mümkün değil. Ayrıca sayıları kısıtlı. Özel sektörde alabilecekleri ücretleri almaları da söz konusu değil. 

Öte yandan, askerlikte kullanılan temel teknolojik yetenekleri edinmek için yani modern bir tankı, topu, roketatarı etkin şekilde kullanmak için belli bir süre askerlik yapmak ve eğitim almak gerekiyor. Bu silahlar artık ileri düzeyde elektronikle donatılmış platformlar haline geldi. Ayrıca başka uzay, hava, deniz ve kara sistemleriyle entegre görev yapıyorlar. Bizde ise para kazanmak için profesyonel olarak askere gidenlerin dışında bir yıl askerlik yapan hemen hemen kalmadı. Tabii, para kazanmak için askere gidenlerin bu uzmanlıkları edinmesi mümkün oluyor ve ordu profesyonelleştikçe bunların adedi artıyor. 

Buna karşılık, pek çok Türk vatandaşı, askerlik görevini kısa dönem icra ediyor veya bedelli olarak hiç yapmadan geçiştiriyor. Ben de 1982’de askerliğimi, o dönem yedek subay fazlası olduğundan, er statüsünde dört ay kısa dönem olarak yaptım ve askerlikle ilgili kendine özgü disiplin ve mantık anlayışı dışında hiçbir şey öğrenmedim. Toplamda Kırıkkale tüfekle yedi kurşun atmışlığım var. 

Her yıl ülkemizde on binlerce genç askerlik çağına geliyor ve bunların önemli bir bölümü ihtiyaç fazlası. Oysa, profesyonelleşmekte olan ordunun artık ihtiyaç duymadığı bu insanlara eğitim verilerek, sivil savunma ve doğal felaketlere, salgınlara karşı daha hazırlıklı bir toplum yaratılabilir. Bu kişiler, AFAD, Kızılay, itfaiye gibi kurumlarda da görevlendirilebilirler. Bu çabaya, başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede uygulandığı gibi kadınlar da dahil edilebilir. Bu kişiler ihtiyata ayrıldıklarında da bir kriz durumunda hızla mobilize edilebilirler ve verecekleri hizmetlerde gayet etkin olabilirler. 

Üst düzeyde eğitim görmüş gençlerin ise temel eğitim için askere alınması kaynak israfıdır. Bu kişilerin doğrudan uzmanlıklarını kullanabilecekleri üniversiteler, araştırma enstitüleri, özel ve/veya kamu kurumlarında çalışmaları, ancak gerektiğinde geçici görevlerle orduya yedek subay statüsünde entegre edilmeleri daha anlamlı olabilir. Bu entegrasyon çalışmaları birkaç yılda bir yapılan tatbikatlarla sınanabilir. 

Örneğin bir psikolojik savaşta, saldırı veya savunma amaçlı kullanmak amacıyla film, video, haber üretilmesini de, yıllardır bir medya şirketinde çalışan insanların en iyi şekilde yapması doğaldır. Keza, uzay teknolojileri, yapay zekâ, robotik, biyolojik savaş ve yukarıda da belirttiğim gibi hacking/antihacking gibi konularda da sivillerden destek almak daha anlamlı olacaktır. 

Türkiye’de son 10-15 yılda savunma sanayi ağırlıklı etkin bir araştırma ve üretim ekosistemi oluşturulmuştur. Bu çalışmalar Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve TUBİTAK tarafından desteklenmektedir. Ancak, burada önemli bir konu da, bu şirketlerin sadece silahlı kuvvetlere üretim yapmaması, sivil veya askeri teknoloji geliştirme/üretme geçişkenliğinin sağlanmasına da dikkat edilmesidir. Sadece silahlı kuvvetlere üretim yapan bir şirketin mali olarak güçlü kalması dünya çapında çok büyük boyutlara ulaşmadığı sürece pek olası değildir. 

Askeri amaçlı olarak oluşturulan bilgi birikiminin sivil amaçlı olarak kullanılabilmesi ülkenin genel bilim düzeyini yükselterek, katma değerli üretimini arttıracağından yaşamsaldır. Kısacası bilgi akışı iki yönlü olmalıdır. 

Silahlı kuvvetlerin sivillerle know-how ilişkisi sadece şirketler bazında olmayabilir. Uzman bireylerle de doğrudan ilişkiye girebilmelidir. Deneyimli bir bilim adamıyla bilgi alışverişi içerisinde olmak son derece önemlidir. Bu kişiler Türk vatandaşı olabileceği gibi, güvenlik açısından sakınca yaratmadıkları sürece yabancı uyruklu da olabilirler. 

Askeri ambargolar altında olan, ekonomisi iflas etmiş, altyapı yatırımları bahanesiyle önümüzdeki on yıllar boyunca sürecek kapitülasyonlar benzeri borç ödeme yükümlülükleri altına sokulmuş olan Türkiye’de, silahlı kuvvetlerin çok etkin ve esnek olması, ülkenin bilimsel ve mali kaynaklarını en etkin şekilde kullanması esas olmalıdır.

Yazının orijinali için tıklayın

Etiketler:  Alper Eliçin