Milliyetçilik Peker fırtınasını dindirebilecek mi?

Milliyetçilik Peker fırtınasını dindirebilecek mi?

14 Haziran 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Almanya’da üstlenmiş bir “çıkar çetesi elebaşısı” ile çekilmiş fotoğrafları üzerinden saldırıya uğradı. Bizzat ilgili şahıs tarafından sosyal medya platformlarında yayınlanan fotoğraflar, birileri tarafından “keşfedildi” ve “basına servis edildi”. 

Tatar’ın ofisi bu yayınlara, milliyetçilik dozu iyice aşırılaştırılmış bir açıklama ile yanıt verdi: "Ahlaksızlık ve siyasi alçaklık." Ofisi, bu saldırıların "Tatar’ın Cenevre’de egemen eşit iki devlete dayalı çözüm önerisini masaya koyması" nedeniyle başlatıldığını bile ileri sürdü. 

Savunma bu ama saldırıyı organize edenler Rumlar veya federal çözümü savunanlar değil ki? Bu saldırının en azından görünen yüzünde Tatar gibi “iki devletli çözümü” savunanlar var.  

Gazimağusa’nın Venedik döneminden kalma surları üzerine, bayrak direkleri için beton zeminler yapıldı. Anıtlar Yüksek Kurulu, bunu zararlı buldu ve izin vermediğini duyurdu. Bu yüzden de bir bayrak tartışması başladı. Başbakan Yardımcısı Arıklı, "bayraklara uzanan ellerin kırılacağını" duyurdu. Bu beton zeminlerin gerçekten zararlı olup olmadığını kimse sorgulamadı. 

Milliyetçilik sosuna bürünmüş yağma! 

Son zamanlarda hiçbir şeyi akıl yolu ile ve usulüne uygun olarak tartışamıyoruz. Küfürlerle ve aşağılamalarla dolu milliyetçi söylem her tarafı sarmış durumdadır. Buna karşılık vermek için de aynı şekilde akıl yürütmeden yoksun ve aşağılayıcı bir dil kullanılıyor. 

Bu hastalık bize Türkiye’den mi geldi bilmiyorum ama toplumsal sorunları gündeme getirdiğiniz zaman böyle bir saldırı ile karşılaşmanız kaçınılmaz görünüyor. 

Bu söylemlere bir de yolsuzluk veya "dış güçler tarafından ödenmek" iddiaları eşlik ediyor. Bu söylemi kullanarak tetikçilik yapanlar, çıkar çelişkisine düştükleri eski arkadaşlarını "yolsuzluklar yaparak milli hedeflere zarar vermek" ile veya "döneklik" ile suçlamakta hiçbir beis görmüyorlar. 

Sanırım Türkiye de bu haldedir: Yolsuzluğun kendisi önemli değildir; yapanın kim olduğu önemlidir. Yapan yandaşınızsa sorun yoktur! Kötü bir haber geldiğinde Amerika ve CIA, "bir numaralı düşman" ; iyi bir haber geldiği zaman lideriniz, "çok başarılı bir dünya lideridir!"

Her şeyi “biz ve onlar” ikilemi içinde ve milliyetçilik sosuna bulayarak, giderek yoksullaşmakta ve yoksullaşma ile birlikte duygusallaşmakta olan kitlelere yutturma gayretleri, başarılı bir şekilde sürdürülüyor. 

Peker sonrası ne olacak? 

Bu ortam içinde ortaya çıkan Sedat Peker videolarının sarstığı düzen işte budur aslında. Toplumsal sorunların akıl yolu ile tartışmasını engelleyen de budur. Siyasal demokrasiyi çalışamaz duruma getirmiş olan da bu tarafgirlik veya çıkar düzeni değil mi zaten? 

Sedat Peker’in bir tripot ve bir kamera ile deşifre ettiği bu düzen, KKTC’yi de sarmıştı ve şimdi Türkiye’deki sarsıntıdan o da nasibini almaktadır. Peker’in anlatılarının merkezinde Adalı cinayeti veya kara para trafiğinin Kıbrıs uzantılarının yer alması, Kıbrıs’ın durumunu ve konumunu çok iyi göstermektedir.  

KKTC yetkili makamlarının bu anlatıları geçiştirme gayretleri de bize çok şey anlatmaktadır. “Devlet kaynaklarından beslenme” ile “milliyetçilik” ilişkisini korumayı başarırlarsa fırtına dindikten sonra yeniden ortaya çıkacak, lüks ve zevksiz hayatlarına geri dönebileceklerdir. 

Düzen korunacak mı? 

Elbette, kurdukları bu düzenin sarsıntılara dayanamayarak yıkılması da mümkündür. Sanırım bunun temel koşulu, bu düzenden memnun olmayanların milliyetçilik sosuna aldırmayarak “devlet olanaklarının beslenen yolsuzluk düzeninin” üstüne yürümekte kararlı olmalarıdır. 

Umutlu olmak için olduğu kadar, karamsarlık için de yeterli neden vardır: Peker’in videoları önemli bir umut kaynağıdır. Bu videolar ile deşifre edilen kişi ve olayların yeni çabalarla biraz daha açıklığa kavuşturulmaması ise umutsuzluğumuzu beslemektedir. Gazetecilerin görevi Peker’in söylediklerini tekrarlamaktan mı ibarettir? Peki ya muhalefet partileri, milletvekilleri, parti çalışanları ve milyonlarca TL bu amaçla kullanılmayacaksa ne için kullanılacaktır? 

"Türkiye etkisini" yazmıştım: Türkiye’de ne olursa, Kıbrıs’ı da etkisine alması kaçınılmazdır... Peker’in videoları Türkiye ile birlikte KKTC’yi de sarsıyor. Asıl beklentimiz ise bu sarsıntının gerçek bir depreme dönüşmesi ve eski düzeni yerle bir etmesidir.  

Bunun için de “Türkiye etkisine” bel bağlamışsak affola... Umarım Türkiye’deki düzen değişimi için de, Kıbrıs’tan yardım bekleniyor değildir!

Fotoğraf: S. Peker'in KKTC ziyaretinden.