Milliyet meşalesi sönmesin

Milliyet meşalesi sönmesin

2 Ağustos 2012 Perşembe  |   Köşe Yazıları

 Türk basınına damgasını vurmuş, ekol yaratmış, ismi saygı uyandıran, genel yayın yönetmenini şehit vermiş bir gazete Milliyet. Ne yazık ki, son 20 yılda o kadar çok darbe aldı, o kadar çok çekiştirildi, o kadar farklı yönlere savruldu ki, kaybettiği sadece tiraj olmadı.

Peki  neden?

Çünkü Milliyet yönetimde istikrar sağlayamadı, çalışanlarına sahip çıkmadı, geleneklerine ve okuruna yabancılaştı, değişen gazeteciliğe ayak uyduramadı ve maalesef kurum olmayı başaramadı.

Kanımca Milliyet'in en büyük hatası, 1990'ların başında çizgi değiştirerek Hürriyet'le Sabah'ın kulvarına girmeye çalışması, yani "tereciye tere satmaya"kalkışması oldu. Başından beri aynı çizgide gazetecilik yapan Hürriyet ve Sabah'a karşı "aslı varken kopyası olmak" göle maya çalmaktı, harcanan onca paraya, yapılan onca operasyona, transfere karşın zaten tutmadı da.

Oysa Mlliyet kendi kulvarında rakipsizdi; saygındı, sosyal demokrattı, ilkeliydi, ciddiydi, yazdıkları önemsenirdi, yurtdışında bile referans gösterilirdi ve bir zamanlar kullandığı reklam sloganındaki gibi "basında güven"di.

 Aynı döneme denk gelen ikinci hata, gazetenin "tencere tabak" verme modasına kapılması oldu. Halbuki o ana kadar Milliyet sadece kitap verirdi, herkesin kütüphanesinde mutlaka ünlü meşale logolu eserler bulunurdu. 1990'ların başında aniden yaygınlaşan kampanyaya Milliyet yanlış hatırlamıyorsam ilk kez toz deterjan vererek katıldı. Bunu tabak vs. izleyince gazetenin sadık okuru  travma yaşadı, aldatıldığı hissine kapıldı ve kopuşlar başladı. (Merak edenler için, Milliyet'i bilenler ve sevenler seçilen yolun yanlış olduğunu o zaman da söylemişti)

 Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'in başında geçirdiği yaklaşık 20 yıllık süre içinde bakın Milliyet'in kaç genel yayın yönetmeni oldu:

  Doğan Heper, Umur Talu-Yalçın Doğan, Ufuk Güldemir, Doğan Heper, Derya Sazak, Umur Talu-Yalçın Doğan, Mehmet Y. Yılmaz, Sedat Ergin ve Tayfun Devecioğlu. Belki arada unuttuğum kişiler bile vardır!

Aynı sürede örneğin Dış Haberler Servisi'ne gelen şef sayısı ise 10'dan fazla! Yani, ortalama iki yılda bir servisin yöneticisi değişti.

 Her gelen yönetim kendi kadrosunu kurmaya kalkınca adı Milliyet'le sembolleşmiş, Milliyet ekolünden yetişmiş, geleneklerini bilen isimler gazeteden koptu, koparıldı ya da küstürüldü. Ne hazindir ki,  değişik zamanlarda uzaklaşan ya da uzaklaştırılan aşağıdaki isimler arasında bir zamanlar gazeteyi yönetmiş olanlar da vardı:

 Bedri Koraman, Turan Selçuk, Doğan Heper, Umur Talu, Yalçın Doğan, Zeynep Oral, Duygu Asena, Ayça Atikoğlu ve Ali Haydar Yurtsever... İlk anda akla gelenleri yazdığım liste elbette bu kadar kısa değil. Kamuoyunda tanınan yukarıdaki isimler dışında belki okurlar tarafından o kadar iyi bilinmeyen, ancak Milliyet'i Milliyet yapan, ona ruh veren ve sayıları herhalde bir kaç yüze ulaşan yönetici, muhabir ve teknik eleman değişik zamanlarda uzaklaştırıldı.

Ne yazık ki her seferinde kaybeden, büyük gazeteler içinde hep en az maaşı alan ve hep en az hakka sahip olan özverili Milliyet çalışanı oldu. Bir zamanlar en yaygın dış büro ağına sahip olmakla övünen, 20'ye yakın başkentte muhabiri olan Milliyet son 2-3 yıldır dünyanın merkezi Washington'da temsilcisi bulundurmayı bile gereksiz görür hale geldi.

Ve bir gün farkedildi ki, Milliyet'te "Milliyetçi" kalmamış...İnanılmaz gelse de, 62 yaşındaki gazetenin şu anki yazı işlerinde Milliyet'te 15- 20 yıl kıdemi olanlar herhalde bir elin parmaklarını geçmez. Gelenekleri, alışkanlıkları, öncelikleri, refleksleri bilenler, yani gazetenin hafızası olanlar son 20 yılda ya gönderildi ya da küstürüldü.

Üzücü ama yıllar içinde adı ne kadar markalaşsa da Milliyet  "kurumsallaşma" aşamasını tamamlayamadı. Uzun süre aynı patrona bağlı olmasına rağmen bir yanda küçük büyük her fırtınada sallanan Milliyet, diğer yanda-gazeteciliğini beğenirsiniz, beğenmezsiniz- kurum olmanın öz güveniyle hareket eden Hürriyet...

 2000'li yılların ortalarında, yani kulvar değiştirme kararı alınmasından yaklaşık 15 yıl sonra yapılan hatanın farkına varıldı ve eski çizgiye dönülmesi için  görev Sedat Ergin'e verildi. İlk bakışta çok isabetli bir seçimdi ama olmadı, üstüne o dönemde gazeteye baskılar başladı. Zaten bardak da o noktada taştı...

 Ve Aydın Bey (Doğan), artık herkesin bildiği nedenlerle Milliyet'i satma kararı aldı. Aslında Milliyet'i bırakırken sanılanın tersine "duygusal" davrandı. Daha doğrusu, tercihini basın dünyasına adım atmasını sağlayan, ona "medya patronu" unvanının yolunu açan Milliyet'ten değil, "kendi çocuğu gibi gördüğü" Radikal'den yana yaptı. Satış kararı nedeniyle Aydın Bey'e kırgın olan Milliyet çalışanlarının sayısı herhalde az değildir.

 Böylece 3 Mayıs 2011'e gelindi...

3 Mayıs Milliyet'in kuruluş yıldönümüdür; her yıl düzenlenen törenle hem gazetenin kuruluşu kutlanır hem de 10, 20, 25, 30 yıllık çalışanlara rozet ve sembolik hediyeler verilir. (20'nci yılımda verilen kalem yazmasa da yanımdan ayırmam)

 Ama 3 Mayıs 2011'de böyle bir tören yapılmadı. Onun yerine, Milliyet ve aynı binayı paylaşan Vatan çalışanlarının akşam üstü yemekhane katında toplanması istendi; gazete satılmıştı ve devir teslim yapılacaktı. Tam 61'nci kuruluş yıldönümünde gazetenin devir teslim töreni yapmak ne denli parlak bir fikirdi tabii tartışılır...

Tam yeni bir dönem başladı diye düşünürken, zaten yıllardır "Bugün, yarın gazete satılacak" söylentileriyle yıpranan Milliyet çalışanları kendilerini tekrar dalgalı denizin ortasında buldu. Satıştan hemen sonra yeni ortaklar arasında anlaşmazlık çıkınca kötü günlerin geride kaldığına inanan çalışanlar bu kez de gazetenin yönetimine kayyum atanması nedeniyle huzura kavuşamadı.

 Aylarca devam eden bu süreç nihayet bir kaç hafta önce noktalandı, ortaklar arasındaki sorun çözüldü ve gazetenin Bağcılar'dan Çağlayan'daki yeni yerine taşınmasıyla bir dönem artık gerçekten geride kaldı. Milliyet çalışanları için nihayet "güzel günler görecekler, güneşli günler" diye umut etmek istiyor insan, 25 yıl gazeteye emek vermiş bir kişi olarak.

Ama Milliyet o kadar hırpalandı, o kadar yıprandı ki, inşallah çok geç değildir.

Milliyet'in meşalesi sönmemeli...

Etiketler:  Eleştiri Medya