Mesele Boğaziçi değil

Mesele Boğaziçi değil

6 Ocak 2021 Çarşamba  |   Mentor

Mentor

ODTÜ ve Boğaziçi konusunda daha önce yazmış biri olarak güncel tartışmaya dair yeni bir yazı yazmak kaçınılmaz oldu.

Önce ilkeyi koyalım: Toptancı yaklaşımlar faşizmdir, her ODTÜ'lü veya Boğaziçili aşağıdaki tanıma uyar dersek bu da faşizm olur. Bahsettiğimiz şey genel trendlerdir ve benim tanıdığım, çok sevdiğim ülkesini ve toprağını seven ODTÜ'lü ve Boğaziçili insanlar vardır.

Ama ODTÜ ve Boğaziçi'nin temsil ettiği, Galatasaray Lisesi gibi orta öğretim kurumlarında da vücut bulan şey eğitimden çok "asimilasyon"dur. 

Yabancı dil öğrenmekle yabancı olmak arasındaki çizgi aşılmış, burada verilen eğitim sonucu oluşan kültür bu ülke kültürünün tamamen reddedilmesine neden olmuştur. Bu okullardan mezun olanlar iyi eğitim almış bir Türk olmak yerine eğitim sisteminin dayandığı ülkenin kötü insan tipinin bir taklidi olmuştur.

ODTÜ ve Boğaziçi mezunlarının kaçta kaçı maaşa bakmaksızın devlette çalışır sizce?

Veya kaçta kaçı "Ben ABD'de yaşamak istemem, ülkeme hizmet etmek istiyorum" der?

Hadi kabul edelim, istisnalar vardır ama genel trend yukardaki gibidir.

Önce kavramları belirleyelim: Metallica dinlemenin yanlış yanı yoktur ama "Metallica dinlemeyen de adam değildir" diye düşünmek yanlıştır.

Starbucks'ı sevmenin yanlış yanı yoktur ama "Ben Starbucks'ı sevmeliyim" düşüncesi yanlıştır.

Uzatmadan söylemek gerekirse, özellikle 12 Eylül sonrası kurumlarımızda başlayan "Amerikanlaşma" modası ODTÜ ve Boğaziçi'ni hızla harap etmiş, daha gelişmiş eğitim veren kurumlar olmaktan "asimile" olmuş Türkler yetiştiren kurumlara dönmüştür.

Bildiğiniz gibi Türk özel sektörü uzunca bir süredir ODTÜ ve Boğaziçililer tarafından yönetilmiştir. (Artık o dönem de bitti, doğrudan ABD'de okumuşları var)

Ama Türk özel sektörü dünyanın en başarısız özel sektörlerinden biri, uluslararası markası yok, teknoloji geliştirme yok ve çalışma şartları düşünüldüğünde dünyanın en ilkel ülkelerden biriyiz.

Çünkü Amerikan sistemini öğrenmek yerine Amerikalı olan bu insanlar (Oktay Sinanoğlu gibi insanları dışında tutarım) ülke gerçeklerini görmek istemedikleri için bireysel rekabeti, özellikle çok uluslu şirketlerin kazançlarını katlamak için bireysel vahşet haline getirmişlerdir çünkü Amerikan sistemi böyledir. Ama ABD'de çalışanı koruyan yasalar ve asla eğilip bükülmeyen hakim güvencesi sistemi vardır. Böyle olunca da Türk özel sektör çalışanı köle olmuştur.

Elbette ki bu süreçteki hükümetler de "çalışan hakları" açısından suçludur ama o suçun en büyük suç ortakları da özel sektörü yöneten ODTÜ'lü ve Boğaziçililer değil midir?

Hep savundum, yazılarımda da belirttim, "yabancı dille eğitime karşıyım" çünkü yabancı dil ile asla bir kültür oluşturamazsın, felsefe, hukuk, mantık gibi kavramların güdük kalır ve asimilasyona açık hale gelirsin. 

Ben ODTÜ ve Boğaziçi'nin 12 Eylül sonrası bir eğitim kurumundan çok asimilasyon makinesine döndüğünü düşünüyorum.

Buna rağmen yapılanı doğru bulmuyorum çünkü yapılanın amacı bu ülke kültürünü anlamış, kendini bu ülkenin parçası olarak gören bilim adamları yetiştirmek değil, aynı asimilasyon makinesini kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktır.

12 Eylül'den önce ODTÜ ve Boğaziçi'ni tanımlayan şey "muhalif" olmaktı çünkü tüm dünyayı takip eden, iyi eğitim almış, yabancı dil bilen aydınların muhalif olması kaçınılmazdı.

Ama 12 Eylül sonrası ODTÜ ile Boğaziçi'ni tanımlayan şey İngilizce, Starbucks, rock, ABD vs. bunun adı asimilasyondur.

İğneyi kendine çuvaldızı başkasına... Ben Mülkiye mezunuyum, ben orada okurken veya öncesinde bir Mülkiyeli tiplemesi vardı. Solcu, sağcı, ülkücü, dinci, liberal vs. olabilirdi ama okurdu, bilirdi, araştırırdı, fikirlerinin kendi iç tutarlığı olurdu: Şimdiki mezunları görüp konuşunca mezun olduğum okulumu söylemekten mahcup oluyorum.

Yani kısacası sorun Boğaziçi sorunu değil, eğitim sistemi sorunudur, tamamıyla çökmüştür ama sistemin çökmesi asimilasyonun veya asimilasyon çabalarının doğru olduğu anlamına gelmez.