Merkez Bankasının bağımsızlığı ve enflasyon

Merkez Bankasının bağımsızlığı ve enflasyon

1 Ocak 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Merkez Bankasının yeni başkanı sayın Naci Ağbal geçenlerde “Bizim neyimiz eksik?” diye bir ifade kullandı. "Birçok ülke yüzde 1-2 enflasyonu hedefliyor ve tutturuyorken biz neden yapamayalım" dedi. Hem kendini hem de piyasaları motive etmek için hiç de fena bir açıklama değildi. Fakat keşke o kadar basit olsaydı durum.. 

Şu ana kadarki pratikler göz önüne alınırsa bizde eksik olan çok şey var ama konu bağlamında düşünürsek “bağımsız bir merkez bankası” eksik sanırım. Banka Kanunu’nun dördüncü maddesine bakabiliriz ama şu ana kadar yaşananlar birçok soruna işaret ediyor.  

Peki "merkez bankası bağımsızlığı" ile neyi kastediyoruz? Bağımsızlık ve enflasyon arasında nasıl bir ilişki var ve bizdeki  durum nasıl? 

Bu sorulara yanıt vermeden önce merkez bankaları ne zaman ve neden kuruldu, zaman içinde nasıl evrildi kısaca bu hususlara değineceğim.  

Merkez bankaları dünyada ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıktı. Temel amaç hükümetlere fon sağlamak ve savaşları finanse etmekti. Zaman içinde rolleri değişen merkez bankaları özellikle sanayileşen ülkelerde 1870-1920 arasında bankacılık sistemindeki sorunlar kapsamında yeniden yapılandırıldı. Böylece bir ekonomide ”son kredi merci”nin önemi ve faiz oranlarının ekonomi üzerindeki etkileri oldukça iyi anlaşılmaya başlandı. Yani merkez bankaları olağanüstü durumlarda piyasadaki fon açığını ve likidite ihtiyaçlarını karşılamak açısından önemli bir misyona sahip. Tabii bunu yapabilecek durumda iseler. 

Zaman içinde hükümetlerden bağımsız olmaya başlayan merkez bankaları fiyat istikrarını en önemli hedef olarak belirlediler. Bu hedefleriyle çelişmemek kaydıyla büyümeyi de desteklediler elbette. Çünkü düşük enflasyon bir ekonominin sağlıklı işlemesi için en temel konulardan biri. 

Peki merkez bankalarının bağımsızlığı neden önem kazanmıştı? Bu tam olarak ne anlama geliyor? 

Bir çok sanayileşmiş ülke özellikle 70’li yıllar ve 80’li yılların başlarında ciddi enflasyon sorunları ile yüz yüze geldiler. Tabii bunun en önemli sebebi hükümetlerin yüksek büyüme isteyen ve ekonominin kapasitesini zorlayan politikalarıydı. Ancak kontrolden çıkan enflasyon ekonomilere ciddi zararlar veriyordu. Böylece bir çözüm arayışına gidildi ve kendini fiyat istikrarına odaklamış bağımsız merkez bankası fikri gündeme geldi. 

Merkez bankalarının bağımsızlığından bahsederken bazı kriterlerden söz etmek gerekiyor elbette. Genel olarak kurumsal bağımsızlık, personel bağımsızlığı ve mali bağımsızlık üç önemli boyutu oluşturuyor. Tabii burada en önemli konu hedeflenen enflasyona ulaşmak için uygulanacak para politikasının ve kullanılacak araçların hükümetlerin etkisinde kalmaksızın bağımsız olarak belirlenmesi. Ayrıca merkez bankaları başkanlarının belli bir dönem görevde kalmaları ve para politikası kurullarının belli kurallara ve liyakat esasına göre belirlenmesi de oldukça önemli. Son bir nokta olarak da merkez bankaların hükümeti ve bütçeyi finanse etmek gibi bir rolü olmaması gerekiyor. 

Merkez bankası bağımsızlığı ve enflasyon arasındaki ilişkiye gelince, bu konuda dünya çapında çok sayıda akademik çalışma yapılmış ve hemen söylemek gerekirse merkez bankası bağımsızlığı arttıkça enflasyondaki başarı da artıyor. Örneğin Bade ve Parkin (1985) 12 OECD ülkesi ile ilgili yaptıkları çalışmada politika bağımsızlığının düşük enflasyonun önemli bir belirleyicisi olduğunu bulmuş. Cukierman, Webb ve Neyaptı (1992) ise 21 gelişmiş ve 51 gelişmekte olan ülkeyi inceleyen çalışmasında gelişmiş ülkelerde kanuni bağımsızlığın düşük enflasyonla ilişkili olduğunu göstermiş. Gelişen ülkelerde ise başkanların sık değişmesi durumunun yüksek enflasyonla ilişkili olduğu sonucuna varılmış. 

Dolayısıyla günümüze kadar bu konuda yapılan birçok çalışma merkez bankası bağımsızlığının düşük enflasyon açısından önemli bir koşul olduğunu ortaya koyuyor. Yani merkez bankası para politikasını belirleme ve araçları kullanma konusunda kurumsal bir kabiliyete ve özerkliğe sahip olmalı. 

Çok önemli başka bir konu da merkez bankalarının kredibilitesi. Yani enflasyonla mücadele konusunda geçmiş başarılar ve verilen mesajların inandırıcılığı hayati önemde. Tıpkı günlük hayatta olduğu gibi ne söylediğin değil, söylediğinin nasıl bir karşılık bulduğu önemli. 

Şimdi gelelim kanunlarda yazanla fiiliyatın birbirinden farklı olduğu Türkiye örneğine. Bir defa tanım olarak bakıldığında Türk Merkez Bankası kağıt üzerinde bağımsız görünüyor. Ama pratiğe bakıldığında durum farklı. 

Türkiye’de herkesin malumu olan bir argüman var. Bu da faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğu yönündeki anlayış. Faizi düşük tutarsak üretim artar ve böylece enflasyon da azalır şeklindeki bu anlayış faizi haram kılan ideolojik bir bakış açısını gündeme getirse de konuya biraz yakından bakıldığında durum daha farklı.  

Şunu unutmayalım ki siyasetçiler her zaman yüksek büyüme isterler. Hele Türkiye gibi siyasi tansiyonun yüksek olduğu, sık sık seçim yapılan, genç nüfusun yoğun olduğu bir ülkede faizler düşük kalsın ve işsizlik azalsın istenir. Dolayısıyla yöneticiler merkez bankaları üzerinde şu ya da bu şekilde baskı kurmaya çalışırlar. Ancak bunun yanlış olduğu açıktır ve tarihsel tecrübe ile sabittir. 

Belki de yapılması gereken önemli konulardan biri dünyada merkez bankalarının neden ve nasıl bağımsız hale geldiğini siyasilere ve halka daha iyi anlatmak. Enflasyonda istikrar sağlamadan ekonominin asla sağlıklı olamayacağının herkese iyice anlatılması gerekir. Siyasilerin merkez bankalarını rahat bırakması, para politikası kurullarının atamasına karışmaması ve merkez bankası başkanlarının da işlerini rahat yapabiliyor olması gerekir. 

Bu açıklamalar ışığında "bizde ne eksik" diye tekrar bakarsak diğer şeyleri geçiyorum ama demek ki bilinç eksik. Bu konuları kesin kurallara bağlayan ülkelerde halkların para çuvalları ile marketlere gittiği asla unutulmamalı. 

Ayrıca Türkiye kredi hovardalığını bırakıp dikkatle davranmalı. Döviz kurunda istikrar olmadan enflasyonla mücadele edilemeyeceği asla unutulmamalı. Bırakalım merkez bankaları işini yapsın. Bunu yaparken de kurumun kredibilitesini ve kurumsal yeteneklerini zaafa uğratmasın. Yüzyıl önce tartışılmış şeyleri yeniden yaşamanın bir anlamı olmasa gerek.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Ekonomi