Medyanın 'rutin' haberleri

Medyanın 'rutin' haberleri

8 Aralık 2020 Salı  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Gazetelerin rutin haberleri vardı(r)… "Kars’a bahar geldi" veya "Bakırköy sahilde deniz keyfi"; hatta geçen bir arkadaşım söyledi, "Abi, seni hiç Sarayburnu’na gönderip denize cemre düşmesini fotoğrafla demediler mi?.." Ben yazı işleri görevlisiyim yahu, pozumuzdan geçilmez. Neyse, mesela yurt haberleri müdürü, yerel muhabire, "Eline al dünkü gazeteyi çiçekli ağaçların önünde bir de fotoğraf çektirir ki, inanılır olsun" falan diye, akıl verirdi. Kuyruklar rutin haber, okulların kayıtlar sırasında para istemeleri gibi. Bir de dolandırıcılık ve hırsızlık haberleri olurdu; hatta, nasıl yapılıyor diye, ayrıntı bile verilirdi. Şimdilerde dolandırıcılık şu hale bile gelmiş; "Korona aşısı için sıranız geldi, şuraya bu kadar para yatırın" gibi… Dijital dolandırıcılık yani. 

Beyoğlu’nda bir meyhanemiz vardı ve ben iyice çocukken meşhur Sülün Osman uğrar ve iki tek atarken, o gün ne film çevirdiğini anlatırdı…  

Ben de Beyoğlu’nda 50 yıla yakın bir mağazayı işleten babama sık sık uğradığım için caddedeki herkesi bilir ve tanırdım: Hırsızlar, açık renk takım elbiseli sivil polisler, tacizciler, sokak kadınları, taşkaracılar vb. Hepsini bir çırpıda tanırdım. Yani kim hırsız, kim potansiyel onu bile bilebilirdim.

Bir gün sosyete kahvesi gibi bir yerde arkadaşlarla maç saati bekliyoruz. 4 çok genç delikanlı geldi ve okey oynamaya başladı. Karışık tostlar ve portakal suları taşımaktan yoruldu garson. Bunlar para kaldırdılar ve kutluyorlar, dedim. İçlerinden şef kılıklı olanı bir ara yanıma çağırdım. Böyle çocuklar, "Gel bakayım sen" deyince, tedirgin ve sakınımlı bir biçimde yanınıza gelir. Adını istemiyorum, fotoğraf da yok; ben gazeteciyim ve bana bu işler nasıl oluyor bir anlat da haberini yapayım, dedim. Hangi işler falan dedi ama uzman kişi pozisyonuna girince, sandalyeye çöktü…

“Abi en sık uygulama, soyulacak kişiyi çembere almaktır. Birkaç kişi çevresini sararız ve çantasını arkasında taşıyan saftirikleri, soyarız. Kimsecikler de göremez tabii… Ve içimizden biri ilk gelen sokaktan dalar, kaçar. Gürültüye getiririz ortamı (taşkaracılık); soyulacak kişiye de ortaya alır ve patırtı çıkartırız. Sesler, küfürler olunca dikkati dağılır ve onu da itip kakarken, alacağımızı alırız. Abi bir de bu telefon soygunu çok kolay ama artık pek para etmiyor. Konuşuyorlar ve bitince telefonlarını koydukları yeri görüyoruz. En kolay budur. Kalabalık caddeler, Pazar yerleri, AVM’ler, kalabalık mağazalar, sinema ve maç dağılım saatleri.. Soygunun keyfi oradadır. Bir kere bile yakalananları aylarca aramıza almayız… Mesela telefon mağazalarını soymak kolaydır. Birimiz simsiyah takım elbisesiyle, içeri girenlerin peşinden girer ve aynı masadan son model telefonu ister. Onlar masaya yakın asıl müşteriyle uğraşırken, biz alır kaçarız bile. Birlikte girdiğimizi sanırlar… Kalabalık alışveriş torbaları olan dinlenmek için illa ki bir pastaneye veya lokantaya girer. Beyoğlu, bunlarla kaynar. Biz de girer ve yan masaya oturur, torbaları alır kaçarız. Bir de böyle yerlerde askılıkları soyarız; şahane montlar ve paltoları alırız. Artık kameralar var, bu işe son verdik. Rahat olsunlar. Birimiz yakalanacak gibiyse, işe hiç karışmayan başka biri kaçmaya başlar ve tut mut diye bağırırız. Olay onun üzerine yönelirken, biz uzarız… Kadınları soymak çok kolaydır… Çok dalgındırlar ve telefonda konuşmaya bayılıyorlar. Dikkatleri dağılınca çantalarını alır ve bunu bir sokak ağzında yapıp başka bir mahalleye kaçarız bile. Kalabalıklarla birlikte alışverişe girmek şahanedir. Sizi onlarla birlikte sanırlar ve onları maskeleyerek çalacaklarımızı alırız."

Delikanlı bir çırpıda bu kadar yöntemi sıraladı… Çok gözü kara olanlar ve mesleğe yeni başlayanlar kameraları dikkate almazmış. Yani kamera varsa, çantanızı açın gezin diyor kerata.  

Bir de toptancı gibi olan esnafın soyulmasını anlatayım çünkü tanık oldum. Mahmutpaşa’da İran kökenli bir arkadaşım, Maliye’ye gitmiş yerine bir öğretmen dostumuzu bırakmış. Şans bu yana, gene İran kökenli bir çift gelip açık tezgâhtaki gömlekleri sormuş. Diyelim 20 lira. 200 tane sipariş verecek ama renkleri yok. O sırada bir çantacı yaklaşıyor ve içinden renk renk tişört çıkartıp "Alır mısın diyor" arkadaşa. O da "ben bilmem" diyecekken, İranlı kadın beğeniyor malı ve bizimki adamı kenara çekip siparişi veriyor. Onlar da 5 gömlek parası kaparo verip gidiyorlar. Adam iki dakikada çöp poşeti içinde malı getirip parasının tamamını alıp kayboluyor. Asıl esnaf dostumuz bu malı eritebilmek için iki yıl 4 bayram ve 2 yılbaşı boyunca malını sokağa serdiydi ama bitiremedi…  Gene çarşaflı Arap kadın turistler de sahici birer hırsız olabiliyor. Sakla götür, elini gören yok…

Bir dahaki yazımızda kuvvetle muhtemel, fasulyenin faydalarını yazarız…