Medyadaki ‘tuhaf’ işler

Medyadaki ‘tuhaf’ işler

10 Aralık 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Halen çıkan ama ‘küçük –tirajlı- gazete’ kategorisinde yer alan muhalif bir ulusal gazetenin; kendi isteğimle gönüllü ‘omdbusmanı’ yani okur temsilcisi oldum. Her sabah 50’den fazla okura özel yanıt verir ve bazılarını da haftalık sayfama alırdım. Neler sormaz ve neleri eleştirmezlerdi. Ama haklı olduklarında ilgili servis şefini uyarır ve bunu da zaman zaman sayfama alırdım. Bozuldular bir süre sonra; ‘Sen bizim arkadaşımızsın yahu’ demeye getirdiler. İyi de ben okur temsilciyim, sizin değil ki…

Gazete öncesinde ve sonrasında başka medya kuruluşlarında olduğu gibi; okur katkısı ile kurulmuş ve yaşaması için de bu ilgi hep canlı tutulmaya çalışılmıştı. Ve bir dolayımla da soldan bir partiyle de kimi çalışan ve yöneticilerinin doğrudan ilişkisi vardı. Kütahya’nın Emet ilçesindeki ilçe örgütü; ‘Adnan abi, biz çarşıda bildiri dağıttık, resimleri de yolladık. Haberin olsun’ derdi. Bana ne ama… İlgili servise verirdim. Üç satır bilgi kırıntısı ve simsiyah bir fotoğraf. Ha, ayrıca olay Emet’te değil yüzlerce ilçede geçiyor olabilirdi zaten.. Bu senin parti görevin; söyle örgütüne bir gazete çıkarsın… Yaptılar zaten. Bazıları neredeyse tümüyle bağış karşılığı paralar yatırmıştı kuruluş günleri için ama ortada bir de şirket olunca, akıllarına gelince ‘Abi, şirket kongresi olmayacak mı?’ diye, sorarlardı. Sen o bağışını unut ve günde 2 gazete al dostum, derdim. Alırlardı çünkü…  

Hadi ‘görece’ diyerek lafa girelim; küçük gazetelerde çalışanların maaşları da biraz sorunlu olur. Gecikerek alırlar ama neredeyse harçlık boyutlarında. Öğlen yemeği ve kolunun altına sıkıştırdığı bir gazete çoğu öğrenci olan bu çocukların hoşuna bile giderdi. Gururla taşırlardı gazetelerini. Zaten okullarının sağladığı teori ile her gazetenin kendi özgü pratiği arasında, neredeyse dağlar kadar fark vardı. Hatta gazetenin yayın politikasını uygun, kendince kuralları olan özgün bir haber dili de olurdu…  

Görece 'büyük' gazetelerdeki kimi hatalar...

Çalıştığım sırada, Milliyet gazetesi çalışanlarını kurumdan emekli ederdi. Sonradan diğer bütün medya kuruluşlarında olduğu gibi sık sık işten çıkarmalar, tazminat boyutlarının artmaması ve hem yeni hem de ucuza eleman çalıştırma gayreti işin tadını kaçırmıştı.  

Sendikacılıktan söz edecek değilim; kooperatif evimi almamda TGC ve TGS’nin katkısı büyüktür.

Hatalar diyorduk… 

AIDS yoğun olarak gündemdeydi ve 2. sayfamız biraz da magazin sayfası olurdu… Film yıldızı Rock Hudson, AIDS’ten ölmüştü ve biz de potansiyel ünlülerin fotoğraflarını da koyarak kocaman bir haber yapmıştık. "Kelle fotoğraf" deriz, vesikalık gibi yakın plan yüz fotoğrafların oluşan 7 isim daha sayfaya eklendi. Galiba John Wayne ve Alain Delon da listedeydi.  

Bir de her yıl Yalova’daki çiftliğinde büyük bir ‘garden party’ veren eski dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in orta büyüklükteki haberi vardı. Kutu olarak da mönüye yer vermiştik: Sütlü levrek yemişler, ilk kez o listede görmüştüm. Tabii bahçeden büyücek bir foto ve bakan beyin "kelle fotosu…"  

Şimdiki gibi her şey dijital koşullarda değil hatta hiçbir şey değil. Montajcı arkadaşlar gelen görsellerin negatif filmlerini tek tek kesip, kenarlarını da ışık geçirmez kırmızı bantla kaplayıp sayfaya koyarlar ve bunun bir örneğini de matbaamız olan diğer illere yollarız. İzmir büro da haberi alıyor ve çiftliğe Alain Delon’u, AIDS potansiyeli olanların arasında bakan beyi koyuyor ve gazete öylece basılıyor. Yayın yönetmenimiz rahmetli Çetin Emeç, kibar biridir ama hata olursa muhtemelen pencereden atabilir bizi. Bütün raporlar da önüne geldiği için; İzmir’de durdurulan baskı miktarını ve yeni baskıyı görüyor. Nasıl hallettik hatırlamıyorum. Muhtemelen rahmetli Yazı İşleri Müdürümüz Doğan Heper araya girdiydi. Biliyorsunuz bir suikast sonucu öldürülen Emeç, bir akşam erken baskı örneği önümüze geldiğinde, odasından fırladı ve masamızın üzerine gazeteyi fırlattı. "Meyhane baskısı" derdik, hani meydanlarda ‘Yarınki gazete’ diye, satılırdı. O zamanlar Fazilet Partisi var ve Genel Başkan Yardımcılarından biri de Recai Kutan. Tek sütuna 7 santimlik bir haberde: Kutan, ‘Yere  çöp atmak ayıp’ demiş mesela. Üzerinde de üst başlık olarak Recai Kutan: demişimiz, sadece. "Bu suikast" diyerek, gazete kocaman masamızın üzerinde kanatlandı… Başımızı öne eğdik ve içeri girmesini bekledik. Yani minnacık bir haberdeki bilgi eksikliği gazeteye suikast olarak değerlendirilmişti. Şimdilerde B gazetesinin falanca muhabirinin yaptığı habere diye, bir giriş notu yazıp, A gazetesinin sayfasına koyabiliyorlar.  

Savaş Ay az buz hergele değildi… 

Gece nöbetçi istihbarat muhabiri rahmetli dostum Savaş Ay. Bizler de toplamda 60 kişi kadar gece çalışanı. Bir anda teleks/faks odasından çıngıraklı, zilli sesler. Yani önemli bir haber geçiyor ve hepimizi uyarıyor. M.Ali Birand rahmetli güya Brüksel’den geçiyor: ‘Dışişleri Bakanı Turan Güneş’e Suikast. Ayrıntıyı geçiyorum’… Sonradan muhabir olan teleksçi genç arkadaşımız da gece yazı işleri müdürüne haber bile vermeden gündüz yetkililerinden birini saniyesinde aramış. Uyanık çocuk. Yarım saate kalmadan, gazeteye bir 60 kişi daha geliverdi gece yarısı. Savaş da yaptığı garipliğin farkında ve çay içmeye gittiği Günaydın’dan Milliyet’e gelinceye kadar oldu bu iş. Görsel Yönetmeniz Turhan Aytul, ‘Zararı yok, iyi bir tatbikat yaptık. Fena değiliz’ deyip, paltosu omuzlarında kapıdan çıkıp gitti. O dönem niyeyse, önemli abilerimiz palto giyer ama sırtlarında taşırlardı. Kollarını sokmazlardı… Kabadayı gibi…