Marx nerede yanıldı?

Marx nerede yanıldı?

8 Kasım 2022 Salı  |   Mentor

Mentor

Dün Medya Günlüğü de dahil "Ekim Devrimi" temalı paylaşımları görünce "acaba neyin devrimi" diye düşünüp yazmaya karar verdim.

Bir kere Rusya'da oluşan Bolşevik hareketine sırf "biz sosyalistiz dedikleri için" devrim denemez; devrim ancak zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan insanlar tarafından yapılır . Çünkü işçi köylüye göre daha gelişmiş, daha entelektüel bir figürdür ve yarattığı eser de ona uygun olacaktır. Oysa Rusya, Çin, Vietnam, Kuzey Kore, Küba hepsi köylü ve feodal toplumlardır ve yaşananların devrim olmadığı bugün ortaya çıkmıştır. Bildiğin diktatörlüktür hepsi ve kapitalizmin paylaşım sistemi başka şekilde aynen devam etmiş ve sonunda yeniden kapitalizm inşa etmiştir; yani bu örneklere devrim diyemeyiz.

Bu örnekler devrim olmadığı gibi Marx'a göre devrim olması gereken gelişmiş sanayi toplumlarının hiçbirinde, örneğin ABD ve İngiltere devrim olmamış, tam aksine sermaye birikimi, kapitalist üretim ilişkileri, devlet, ordu, milliyet gibi sağ uygulamaların kalesi olmuştur bu toplumlar ve işçileri de bundan memnuniyetsizlik gösterip devrim yapmayı düşünmemişlerdir.

Bir başka sol yanılgı ise, sosyalizmin zor ve diktatörlük yoluyla olacağı tezidir: Yoksulluk kesinlikle devrime yol açacak, kapitalistler soydukça daha çok soymak isteyeceklerdir. Sistem hâlâ öyle işliyor olsa da işçi de, kapitalist de insandır. Ne sol ideolojinin tanımladığı kadar acımasız bir kapitalist ne de acıdan başka bir şeyi olmayan işçi oluşmamıştır; onun yerine ister isteyerek ister gelişen sol etkisi ile ister insani nedenlerle paylaşım bozukluğu asla gelişmiş ülkeler için tehdit olmamıştır.

Yani kısacası Marx'ın yöntemi iflas etmiş ama temel tezi hâlâ geçerlidir: Yoksulluk insanlığın en büyük düşmanıdır ama devrim kitlesel değil bireyseldir çünkü yoksulluğun var olmasının temel nedeni insanların daha fazla istemesi ve bundan vazgeçememesidir. İnsanlar diğer insanları kendisinden önce düşünecek ki bu azgın boğayı dizginleyebilelim. Bu da bugünden yarına olacak bir şey değil, belki daha çok uzun yıllar alacak ama konuşma özgürlüğü, insan hakları, LGBT hakları, cinsiyet devrimi, ırkçılığa karşı verilen mücadele, sendikalar, yıllık izin, iklim değişikliği bilinci, hayvanseverlik, çevre bilinci hepsi bu yolda atılmış bir adım. Bir gün gelecek hiç kimse bir şey demeden böyle bir toplumda yaşamaya başlayacağız ama bugünden bakınca daha çok uzun zaman olduğu görülüyor.