Lube Ayar’ı Habertürk’ten kim kovdurdu?

Lube Ayar’ı Habertürk’ten kim kovdurdu?

8 Kasım 2021 Pazartesi  |   Kötü

Eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün açıklamalarının yankıları sürüyor. Eymür’le ilgili dikkat çeken son bomba ise gazeteci Lube Ayar’dan geldi. 

Mehmet Eymür’le yıllar önce yaşadığı bir diyaloğu ilk kez anlatan Ayar, çarpıcı iddialarda bulundu. MedyaRadar’ın özel haberine göre Mehmet Eymür’ün kendisini aradığını ve “Sizinle acil görüşmemiz lazım, evime gelebilir misiniz?” dediğini söyleyerek söze başlayan Lube Ayar, devamında anlattıkları ile ise adeta ağızları açık bıraktı. 

Eymür’ün aktardığına göre, Habertürk’ten kovulmasında eski MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay’ın payı olduğunu dile getiren Ayar, devamında şu ifadeleri kullandı: 

“‘Habertürk’ten niçin kovulduğunuzu biliyor musunuz?’ diye sordu. Şaşkına döndüm, çünkü aklımın ucundan geçmemişti bu! Habertürk’te yayımlanan bir manşetimi gösterdi. “Sanırım ben hastanedeyken yazmışsınız, bu yüzden o dönem kaçırmışım bunu” dedi. Haberim, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay hakkında yazılmış bir istihbarat raporuydu. Ve manşet şöyleydi: “MİT’ten MİT’çiye Belaltı Rapor”. “Ben bu yüzden kovulmadım ama aylar sonra Fatih Altaylı ile tatsızlık yaşadığım için kovuldum” dedim. “E sen öyle sanmışsın!” diye cevap verdi ve ekledi: “Mikdat Alpay, Fatih Altaylı’yı Ankara’ya çağırmış ve senin kovulmanı bizzat istemiş. Altaylı da ona şu cevabı vermiş; ‘Şimdi kovarsam anlar ve ortalığı da ayağa kaldırır, bana biraz zaman verin, onu bezdiririm kendisi istifa eder!” 

Sözlerinin devamında Altaylı ile ilgili “Meslek hayatımın en büyük hatası onu adam yerine koymaktır zaten!” diyen Lube Ayar, “Ama açıkça görüldüğü üzere Eymür haklıydı” ifadelerini kullandı. 

İşte Lube Ayar’ın sosyal medya hesabından yaptığı o paylaşımlar… 

Tam uyuyacaktım ki aklıma iki gündür okuduğum ve izlediğim Mehmet Eymür röportajları geldi.. Dedim ki, “Ben de kendisiyle olan unutulmaz anımı anlatayım, belki bazı parçaların birleşmesine katkım olur..” 

Bundan 4-5 yıl önce bir gazeteci beni aradı ve “Mehmet Abi seninle görüşmek istiyor” dedi. Bahsi geçen Mehmet Abi’nin Mehmet Eymür olduğunu anlayınca çok şaşırdım. Ama pek umursamadım da.. Sonra telefonlar sıklaştı, birkaç gazeteci daha aynı notu iletince endişe ettim biraz! 

Gazetecinin verdiği numaraya mesaj attım. Mesaj düşer düşmez Mehmet Eymür aradı ve “Sizinle acil görüşmemiz lazım, evime gelebilir misiniz?” dedi. “Evinizde rahatsız etmeyeyim” dedim. “Eşim ve kızım da burada endişelenmeyin. Üstelik yaşlı ve hastayım, lütfen eve gelin” dedi. 

Bir gazeteci için merak duygusunun ne yenilmez bir şey olduğunu bilemezsiniz! Kaldı ki emekli (emeklilik mümkünse tabii) bir MİT’çinin aradığını hesaba katarak, “Kendi güvenliğimle ilgili bilmem gereken bir şey mi var acaba?” diye de düşündüm. 

Gittiğimde Mehmet Eymür beni eşi Janset Hanım ve kızıyla karşıladı. Bir süre birlikte oturduk, sonra onlar odadan çıktılar. Mehmet Bey nihayet konuya girdi, “Habertürk’ten niçin kovulduğunuzu biliyor musunuz?” diye sordu. Şaşkına döndüm, çünkü aklımın ucundan geçmemişti bu! 

Habertürk’te yayımlanan bir manşetimi gösterdi. “Sanırım ben hastanedeyken yazmışsınız, bu yüzden o dönem kaçırmışım bunu” dedi. Haberim, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay hakkında yazılmış bir istihbarat raporuydu. Ve manşet şöyleydi: “MİT’ten MİT’çiye Belaltı Rapor” 

“Ben bu yüzden kovulmadım ama aylar sonra Fatih Altaylı ile tatsızlık yaşadığım için kovuldum” dedim. “E sen öyle sanmışsın!” diye cevap verdi ve ekledi: “Mikdat Alpay, Fatih Altaylı’yı Ankara’ya çağırmış ve senin kovulmanı bizzat istemiş. Altaylı da ona şu cevabı vermiş; “Şimdi kovarsam anlar ve ortalığı da ayağa kaldırır, bana biraz zaman verin, onu bezdiririm kendisi istifa eder!” 

Tabii beni pek tanımadığı için ne kadar inatçı olduğumu da bilmiyor! 6 ay boyunca haberlerim yayınlanmadı ve aynı binada Altaylı’yla bir türlü görüşemedim. 

Sebebini anlamasam da artık istenmediğimin farkındaydım elbette ama neler döndüğünü bizzat Altaylı’dan duymadan istifa etmemeye yeminliydim, etmedim de! Bir süre sonra saçma sapan bir olayı bahane edip çıkışımı verdiler. O sinirle bütün binayı gezdim Altaylı’yı buldum, 

Yazı işleri müdürlerinin yanında kendisine, “Yazıklar olsun size!” deyip binadan ayrıldım. Meslek hayatımın en büyük hatası onu adam yerine koymaktır zaten! Neyse.. Mehmet Eymür’e de bunu anlattım. Ama açıkça görüldüğü üzere Eymür haklıydı. 

Eymür, “Mikdat Alpay, sana ve gazetene tazminat davası açmış, bu haber yüzünden senin cebinden bir kuruş çıktıysa, hemen bir karşı dava açacaksın, beni de şahit yazacaksın. Çünkü senin haber yaptığın raporu da ben yazdım!” dedi. 

Şöyle devam etti Eymür, “İyi bir gazetecisin. Fakat korkarım artık senin medyada bir görev alman mümkün değil. Çünkü Mikdat’ın MİT’teki görevi medyadır. Hala onun serpiştirdiği adamlar basında baş köşelerde. Bu adamlar yaşadığı sürece sen bu mesleği unut!” 

“Sen emeğinle bu meslekte yer edinmiş birisin. Fakat herkesi kendin gibi sanma gafletinde bulunma. MİT’in olur vermediği gazetecinin önemli görevlere gelmesi imkansız” diyen Eymür, birlikte çalıştığım yayın yönetmenlerinin de aralarında bulunduğu MİT’çi gazetecileri anlattı. 

Ağzım bir karış açık kaldığı için konuşmaktan ziyade dinlemekle geçirdim o birkaç saati. Finalde, “MİT, yekpare bir yapı değildir. Orada düşmanın varsa bil ki dostun da vardır. Eğer mesleğine dönmek istiyorsan söyle bana, Hürriyet’e telefon açmam yeter” dedi.. Haydaa! 

Çok şaşkındım, “Beni düşündüğünüz için teşekkür ederim. Lâkin ben bildiğim şekilde ve gücümün yettiği kadar gazetecilik yaptım. Bu yaştan sonra MİT’e çalışmaya niyetim yok. Mesleğimi hiçbir zaman ‘ekmek parası’ olarak da görmedim. Buraya kadarsa vedalaşır, bırakırım” dedim. 

Velhasıl kelam… Yıllar önce mesleğe başladığımda her sabah http://atin.org adlı sitesinde yeni bir ifşası var mı diye beklediğim Eymür’le yüz yüze görüşmek ilginç bir deneyimdi. Yıllardır hiç susmadı aslında, hep anlattı. Ama görünen o ki hâlâ anlatacağı çok şey var! 

Son olarak eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu hakkında küçük bir not düşme gereği duyuyorum. Sırf Ergenekon mağduru için bu adama anlamsız bir ‘kahramanlık’ kostümü biçilmeye çalışılıyor. Oysa benim ilk kitabım Firar’da yer alan tape’leri onun kişiliği hakkında önemli ipuçlarıdır. 

Firar’da Alaattin Çakıcı’nın yurt dışına kaçışında bizzat parmağı olan Kaşif Kozinoğlu’nun tape’leri açıkça yazılıdır. Aynı dönemde Çakıcı’nın para tahsilatı için bir iş insanını arayıp, “... abinin parasını ver, yoksa üstüne kara bulut gibi çökerim” demesini de istemiştir.

(Medyaradar)