Laiklik, pamuk ve ötesi

Laiklik, pamuk ve ötesi

5 Mayıs 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Uzun zamandır laiklik konusunda kafamdaki birkaç şeyi yazıya dökmek istiyordum, eski Ayasofya imamı vesile oldu. Devlet-i Ali için çok önemli olan Ayasofya’nın imamlığı mertebesine çıkmışken çok konuştuğu için kovuldu...

Ama imam Boynukalın, sosyal medyanın tadını almıştı bir kere. Dinsiz ateist kesim ile Twitter üzerinden cihat mücadelesine devam ederken, kendini destekleyen dini bütün vatandaşların övgüleri ile kahramanlaşıyordu. Görevden alındıktan sonra gözlerden uzak olsa da klavye popülaritesinden uzak kalmamak için sosyal medya performansını devam ettirmek istedi. En son vergilerimizden aldığı maaşı ile kaliteli pamuk aldığını, hakkımızı helal etmemiz gerektiğini yazdı Twitter'dan fakat sonra sildi hatta hesabını kapattı. "Laiklik bunun neresinde" derseniz, din ve devlet işlerinde pamuğu kimin tıkadığı önemlidir! Yani pamuğu devletin maaşlı imamı tıkıyorsa laik bir düzen mevcuttur. 

Kimi zaman eş anlamlı, az da olsa zıt anlamlı, çoğu kere de bu konularda ahkam kesmek isteyenler tarafından anlamsızca kullanılan kavramlardır laiklik ve sekülarizm. Bu yazıda biraz bunları anlatmaya çalışacağım...

İşin çıkış noktası esasında yöneten ile yönetilen ilişkinin kuruluşuna sebep olan erktir. Bu yönetenin, yönetme erkini dayandırdığı kaynağa bağlı olarak değişir. Bu erki kaba güçten, ilahi güçlerden ve son olarak halkın kendisinden alabilir bir yönetici. Laiklik ve sekülarizm ise temelde ilahi güçlerden alınan yönetme erkini ya feshetmek ya da sınırlayıp düzenlemek için vardır. 

Laiklik Antik Yunan’da ruhban sınıfı dışındaki tüm insanları tarif eden bir kavramdı. "Laos" kelimesi halk anlamına gelmektedir. Daha sonra "Laicus" olarak Latinceye girmiş, bizim dilimize de Fransızcadan geçmiştir. Yukarda bahsettiğim zaman zaman laiklik yerine de kullanılan sekülarizm ise Latince "seacularis" kelimesinden gelmekte ve anlam olarak "dünyevi", "dünyaya ait olan" demektir. Bu iki terim arasındaki asıl farkı yaratan ise daha sonra bunların tarif edecekleri düzenin ortaya çıkma sürecidir. 

Rönesans, Avrupa’da 15. ve 16. yüzyılları kapsayan dönemde eski Yunan ve Roma kültürünün canlandığı; düşüncede, edebiyatta, resimde, heykelde ve mimarlıkta kapsamlı değişikliklerin olduğu dönemdir. Ve sanki her şeyin yeniden doğmuş olduğu gibi hissedilip ele alındığı döneme de bunu yansıtan Rönesans (yeniden doğuş) ismi verilmiştir. Rönesans’ın sanatı ve düşünceyi özgürleştirici tutumu da Reform’un doğmasına katkıda bulundu. Reform 16. yüzyıl boyunca tüm Avrupa’yı etkileyen dinsel bir hareketti. Orta Çağ’da kilise, siyaset ve dünyasal işlerde ağırlığını gitgide arttırmıştı. Bu din adamlarının tepkisini çekti. Matbaanın yaygınlaşmasıyla kutsal kitabı okuma fırsatını bulan insanlar, kilisenin uygulama farklılığını gördüler. Sonuç olarak Katolik Kilisesi’nin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşması neticesinde ortaya çıkan dinsel sömürüye meydan okuyan Martin Luther ve Jean Calvin gibi bazı aydın din adamları tarafından Reform hareketi başlatıldı. Neticesinde Hristiyanlığın en büyük üç mezhebinden biri olan Protestanlığın kurulmasına yol açtı. (Manşet fotoğrafı) 

Ve tüm bunların yarattığı yeni atmosfer yani akla dayanan düşünce sisteminin etkisi ile 18. yüzyılda Avrupa'da bilimde ve felsefede büyük gelişmelerin olduğu Aydınlanma Çağı ortaya çıktı. Bu dönemde; akılcılık, bilim ve teknoloji gelişti yeni toplum düzenlerinin temelleri atıldı. 

Yeni toplum düzeni Avrupa’nın iki farklı toplumunda iki farklı şekilde gelişti. Birincisi İngiltere’de halk ve Protestan kilisesi (burası çokomelli; Protestan yani Reform hareketi sonucu ortaya çıkan daha çağdaş olan mezhep) birlikte kralın yetkilerini sınırlayacak hem kiliseye hem de halka özel alan açacak bir mücadele verdi. İşte Anglosakson sekülarizminin temeli budur. Yani kilisenin halk ile beraber gerçekleştirdiği bu harekette kişisel özgürlüklere değer veren ve koruyan bir sistem gelişti ve insan birimi olarak "birey" ortaya çıktı.  

Avrupa’nın güneyinde ise bir devrim gerçekleşiyordu: Fransız Devrimi sırasında İngiltere benzeri süreç halkın önce soylulara karşı devleti ele geçirme mücadelesi, ardından da devlet ile beraber Katolik Kilisesinin yetki ve hâkimiyetini sınırlaması şeklinde gelişti. Bu mücadeleler ve kazanımlar Fransa kökenli laiklik düşüncesini yani güçlü merkezi bir devlet formunu ortaya çıkarmış oldu. Bu yeni düzendeki insan birimi de "yurttaş" olmuştur. 

Devlet parlamenter sistemlerde hükümetler aracılığı ile yönetilmektedir, bu sebeple hükümet erkinin ele geçirilmesi devlet işleyişinde farklı akımların dönemsel olarak hâkim olmasına sebep olabilir. "Pamuk tıkama hakkına" sahip olanlar Süleyman’ın mührü gibi tüm yetkileri kendinde bulunduğunu düşünebilirler. Kendinden olmayan herkese pamuk ile tehdit eden din adamlarının söz sahibi olduğu düzenler ortaya çıkabilir. Kişisel hak ve özgürlükler dinsel sebeplerle sınırlanma durumuna gelebilir.  

Sekülarizm devleti yönetme talebinden feragat eden din ile kendini kul olarak tanımlamayan insanların beraber yaşama isteği ve yetisidir. Kendini kul olarak gören insanların ve devleti yönetme hakkını her daim saklı tutmak isteyen dinin olduğu yerlerde ise bireyin demokratik hak ve özgürlüklerini güvence altına almak ancak laik sistemle mevcut olmaktadır. Bu nedenle devletin demokrasi ve hukuk konusunda en küçük erozyona bile uğramaması gerekmektedir.  

Sekülarizm reformist, çağdaş liberal ve bireysel hak ve özgürlükler temelinde inşa edilmişken, laiklik ise devlet, devletçilik, yurttaş ve yurttaşın hak ve sorumlulukları bağlamında şekillenmiştir. 

Sonuç olarak herkes "birey" olabilene kadar yurttaşlığa devam...