'Kusursuz fırtına' geliyor

'Kusursuz fırtına' geliyor

24 Mayıs 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Çalışanlar, çalışamayanlar, iş sahibi olanlar, işsizler, küçük işletme sahipleri, büyük işletme sahipleri; kısacası bankerler ve siyasiler dışındaki herkes: Hazır olun, büyük bir kasırgaya neden olacak bir alçak basınç cephesi oluşmakta, bu kasırga geldiği zaman, öyle böyle değil, müthiş ve korkunç bir yıkım bırakacak, birikimlerde ve cüzdanlarda... 

Bu uyarının nedeni kripto paralarda bu hafta görülen baş aşağı düşüş değil, hiç ilgisi yok. Aslına bakılırsa en popüler kripto para olan Bitcoin’in son 10 yıllık geçmişini izlediğinizde görüyorsunuz ki, bu hafta yaşanandan çok daha sarsıntılı dalgalanmalar olmuş: Örneğin 2013 yılına 13 dolarda başlayan Bitcoin aynı yılın Ekim ayında 123 dolara, sadece iki ay sonra Aralık’ta 1156 dolara çıktıktan üç gün sonra 750 dolara düşmüş; 2017’de 20 bin dolara çıkıp, 2018’i 3,500 dolarla bitirmiş. Bu yıl ise 30 bin dolarla başlayıp 60 bin dolara yükseldikten sonra bu hafta yeniden 40 bin dolara indi.  Sonuç olarak Bitcoin’in son düşüşü, kriptonun toplam piyasa değerinden 1 trilyon dolardan fazlasını süpürmüş olsa bile vaka-i adiyeden sayılmalı. Sadece bu kez, Çin’in devlet düzeyinde müdahalesiyle Bitcoin üretimini yasaklama kararı alması, kripto tarama etkinliğini başka ülkelere zorunlu olarak kaydıracağından bu kez yeniden tırmanma sürecine dönüş biraz zaman alabilir. 

Vaka-i adiye olmayan ise şu: Covid salgını başladığından bu yana dünya merkez bankalarıyla hükümetlerin para ve maliye politikaları çerçevesinde piyasaya sürülen toplam 27 trilyon doların, ki bu rakam dünyanın genel gayri safi hasılasının üçte birinden biraz fazlasına tekabül ediyor, başımıza ne dertler açacağı. 

Bu nakit bolluğu farklı ülkelerin ekonomik süreçlerine değişik biçimde yansıyor ama herhalde kapitalist ekonominin lokomotifi ABD’deki yansımaları, hem diğer Batılı, hem de gelişmekte olan ülkeler açısından önemli etkiler yaratacağından merceği oraya odaklamak geleceğe ışık tutmak açısından yararlı olabilir. 

Bunun için, önce son bir hafta içinde Wall Street firmaları için yapılan araştırma sonuçlarının yayınlandığı bir kaç ekonomik bültenden seçtiğimiz bazı verileri sıralayıp toplu bir değerlendirmede bulunalım: 

• Kısa bir süre önce ABD’nin en büyük bankası JP Morgan Chase’in müşterilerine bankadaki mevduatlarının en azından bir bölümünü başka banka ve finans kuruluşlarına kaydırmaları çağrısında bulunduğunu  bildirmiştik. Bunun nedeni bankada toplanan yüksek mevduat ve finansal yatırım miktarının bankayı sermaye artırımına zorlayacak düzeye gelmiş olmasıydı. Şimdi aynı bankanın patronu Jamie Dimon basına yaptığı bir açıklamada, “Artık kupalarımız doldu, taştı” dedi. Bu açıklamayı yaparken Dimon ayrıca bankasının piyasadan kendi hisselerini toplamayı artıracağını, ilk aşamada 20 milyar dolarlık hisseyi borsadan çekip kendi kasalarına döndüreceklerini söyledi. 

• İşin ilginç tarafı JP Morgan patronunun açıkladığı olgu, Amerikan büyük sermayesinin çok büyük bir bölümü için de geçerli. Bir başka büyük yatırım bankası Goldman Sachs’ın derlediği verilere göre, Amerikan büyük sermayesini kontrol eden şirketlerin, yılın ilk dört ayında borsalardan satın alıp şirket envanterine “aktif” olarak geçirdikleri kendi hisse senetlerinin toplam değeri 484 milyar doları bulmuş yani yarım trilyona bir kaç damla kalmış. Bu ABD’nin yakın tarihinde görülmemiş bir rakam. 

• ABD ekonomisinde borçluluk oranı ile faiz oranı arasındaki makas, ülke tarihinde şimdiye dek görülmediği kadar açılmış. Örneğin 1929 Büyük Buhranı öncesinde faizler yüzde 6 düzeyinde seyrederken gayri safi hasıladaki para hacmi yüzde 8’miş. 2021 yılının ilk çeyreğinde ise faizler fiilen sıfır iken gayri safi hasıladaki para hacmi, yüzde 25’e ulaşmış durumda. 

• ABD’de kamu ve özel borçların toplamı piyasadaki para hacminin 4,5 katı civarında, yani 60 trilyon dolar dolayında; bu ülkenin gayrisafi hasılasının üç katından daha fazla. Borçlanmadaki bu baş döndürücü artışla birlikte ülkede kişi başına para arzı bir yılda ikiye katlanırken, tüketici fiyatları endeksindeki artış yüzde 0’a bile ulaşamamış. 

• Salgının başlamasıyla piyasalarını paraya boğan büyük ülke merkez bankalarından sadece Çin bu yılın başından beri likiditeyi aşamalı olarak daraltırken, Kanada dışındaki bütün G7 grubu ülkelerin merkez bankası bilançolarının 2021 yılını 2020 yılına göre hayli şişmiş olarak kapatacaklarına kesin gözüyle bakılıyor. 

Bütün bu verilerin harmanlanmasından çıkan sonuçları bir kaç madde halinde şöyle sıralamak olası: 

-Küresel ekonomi bu kadar borcu büyüyerek temizleme potansiyeline sahip değil. 

-Bu borcun temizlenmesi ya çok derin bir deflasyonist süreçle ya da 1930’ların Almanya’sını aratacak derecede dörtnala gidecek bir enflasyonla olanaklı  hale gelebilir. 

-Deflasyonist seçenek şu anda tüm dünyada yükselmekte olan popülist eğilimlere ters düşeceğinden hiçbir ülkenin siyasi seçkinleri bu yola gitmeyi tercih etmeyecektir. 

- Geriye kalan seçenek olan enflasyonist politika ise yalnızca çalışan sınıfları değil, küçük ve orta ölçekli işletmeleri de boğacak bir sarmala dönüşüp kitleleri yoksullaştıracak ve dolaylı olarak deflasyonu getirecek. 

- Daha önce başka vesilelerle değindiğimiz gibi, kapitalizmin istihdam yaratma potansiyeli, finans ekonomisinin reel ekonomiyi kanserli hücreler gibi her geçen gün biraz daha kemirmesiyle iyice körelmiş durumda olduğundan, bu bunalım sistemin kendini yeniden üretecek oksijeni bulamadığı bir aşamaya gelecek. 

Elbette bu sonuncu öngörünün ne kadar hızlı gerçekleşeceğini bilmek olanaklı değil ama teşbihte hata olmaz derler. Bu deyişin sağladığı geniş hoşgörüye sığınıp şunu söylemek yanlış olmayacaktır: Dünya ekonomisi şu anda beline kadar bataklığa saplanmış durumda, hareket ettikçe de dibe gitmeye devam ediyor. Etrafta tutunulup da çamurdan çıkmaya yeterince destek olacak bir dal da görünmüyor. 

Şimdi yarı beline kadar bataklığın içinde olan adamın kasırga geldiğinde ne yapabileceğini düşünün…

Etiketler:  Ekonomi