Küresel güç savaşı

Küresel güç savaşı

24 Ocak 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in korkulu rüyası Aleksey Navalnıy’ın geçen hafta içinde Almanya’dan Rusya’ya dönüşü, Moskova’ya iner inmez havaalanında tutuklanması ve bunun ardından ülke çapında başlayan  protesto gösterilerinde iki binden fazla kişinin göz altına alınması bütün dünyada TV ve gazete haberlerinin birinci sırasındaydı. 

Geçen Cumartesi günü, Çin hava kuvvetlerinin sekiz nükleer bombardıman uçağı ve iki savaş uçağı Tayvan’ın hava sahasına girdi. Ardından ABD yönetimi sert bir açıklama yaparak Pekin’i Tayvan’ı taciz etmeye son vermeye çağırdı.

Bu gelişmeler üç büyük küresel güç arasındaki yeni satrancın ilk hamleleri olarak nitelenebilir mi?

Önce Rusya’ya bakacak olursak, ülkedeki Putin aleyhtarı muhalefetin lideri olarak görülen Aleksey Navalnıy’ın, Moskova’ya dönüşünü neden Joe Biden’ın ABD başkanlığı görevini devralması sonrasına ertelediği sorusu irdelenmeye değer görünüyor. Moskova yönetimi, yaklaşık iki hafta önce Navalnıy’a ülkeye dönmesi için süre tanımış, eğer bu süre içinde dönüş yapmazsa tutuklanacağını bildirmişti. Navalnıy, bu uyarının açıklandığı günlerde yolculuk yapabilecek kadar sağlıklı iken niye dönüşünü geciktirdi ve kendisini adeta isteyerek tutuklattırdı? Ve bunun için neden Trump’ın Beyaz Saray’ı terk etmesini bekledi? 

Navalnıy’ın tutuklanmasının ardından Cumartesi günü Rusya’nın Uzak Doğu bölgelerinden başkent Moskova’ya kadar bir çok büyük kentinde düzenlenen protesto gösterileri ne kadar kendiliğinden başlayan eylemler, ne kadar örgütlü ve planlı? 

Kremlin Sarayı bu gösterileri kalıcı bir biçimde bastırabilecek mi, yoksa bu eylemler süreklilik kazanırsa olağanüstü durum ilanı gibi Batı tarafından aşırı sayılabilecek yöntemlere başvurmak zorunda kalacak mı? 

Öncelikle bir noktanın altını çizmekte yarar var: Joe Biden yönetiminin Rusya ile iyi ilişkiler kurmak konusunda hiçbir beklentisi yok. Aralık ayında ortaya çıkarılan ABD’deki kamu ve özel bilgisayar ağlarını delik deşik etmiş olduğu anlaşılan siber saldırıdan sorumlu tutulan Rusya zaten Biden yönetiminin hedef tahtasında yerini almış durumda. Bunun yanı sıra Trump görev süresinin son haftasında Rusya’dan Almanya’ya döşenmekte olan doğal gaz boru hattının inşaatını sürdüren şirketi hedef alan sert yaptırımları uygulamaya koyarken de Almanya’ya ciddi bir uyarıda bulundu: Bu doğal gaz hattı Rusya’nın, Almanya ve giderek Batı Avrupa ülkelerinin ekonomileri üzerinde büyük bir bağımlılık yaratacağından Rusya’nın bölgedeki siyasi dengeler üzerinde de nüfuz sahibi olmasına yol açacak. 

Görüldüğü gibi Washington ile Moskova arasındaki ilişkiler zaten buzlanmaya başlayacak derecede soğuk. Ayrıca unutulmamalı ki, her ne kadar Obama döneminde başkan yardımcılığı yapmış bile olsa, Joe Biden "Soğuk Savaş" ekolünden politikaya girmiş bir siyasetçi. Rusya lideri Putin’in de ABD’den hiç bir beklentisi olmadığına göre, Kremlin Navalnıy’ı destekleyen göstericileri susturmak için bunalım dönemlerinin klasik reçetesine başvurup dış düşman ABD’yi hedef alacak bir propaganda kampanyasına girişecek mi? Daha da önemlisi, böyle bir propaganda kampanyası 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken ne kadar ise yarayacak? ABD Navalnıy'ın tutuklanmasını Putin üzerinde baskı kurabilmek için ne derecede kullanabilecek? 

Rusya’nın tersine Çin yönetiminin ABD’den beklentisi var: Ekonomik yaptırımların kaldırılması, özellikle Huawei olmak üzere Çin’in dev teknoloji şirketlerini hedef alan finansal ve ticari kısıtlamalara son verilmesi. Bu nedenle olsa gerek, Biden’ın görevi devralmasından  hemen sonra Çin Dışişleri Bakanlığı son derece ılımlı bir açıklamayla yeni başkanı kutlarken ilişkilerin normalleştirilmesi için zaman geçirilmeden yeni adımlar atılması çağrısında bulundu. Ancak bu açıklamanın hemen ertesinde, Çin Hava Kuvvetleri yukarıda değindiğimiz hava sahası ihlalinde bulundu. Tayvan Savunma Bakanlığı, bu ihlalin Çin askeri keşif uçaklarının neredeyse alışılagelmiş hava sahası ihlallerinin çok ötesine geçtiğini özellikle vurguladı. Anlaşılıyor ki, Pekin yönetimi nükleer bombardıman ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirdiği bu hava sahası ihlaliyle Beyaz Saray’daki yeni yönetimin Tayvan konusundaki kararlılığını test etmek istiyor. Washington yönetimi bu ihlale hiç gecikmeden sert bir karşılık verdi ama bu sözleri Çin Denizi’nde bir ABD deniz gücü tırmanışı izleyecek mi, bunu zaman gösterecek. 

Biden yönetiminin biçimsel olarak yumuşasa bile özünde Çin’i hedef alan Trump döneminin dış politikasından sapması beklenmiyor. Çünkü Çin ABD’nin küresel hegemonyasını sadece tehdit etmekle kalmayıp bu üstünlüğe bir son vermeyi devlet politikası olarak benimsemiş durumda. Bu nedenle de Xi Jinping liderliğindeki Çin yönetimi, ABD ne yaparsa yapsın iki noktada geri adım atmamakta kararlı: İletişim teknolojisinde Amerika’nın üstünlüğüne son verilecek ve Güney Çin Denizi’ndeki uluslararası ticaretin yürüdüğü su yolları üzerinde Çin’in denetim gücüne yönelik her türlü tehdit bertaraf edilecek. 

Biden’ın Beyaz Saray’daki ilk haftası bile dolmadan ortaya çıkan tablonun gösterdiği, ülkenin aşırı sağcı akımların eylem tehditlerinden salgını durdurmak için etkin bir aşılama kampanyası gerekliliğine değin geniş bir yelpazeye yayılan sorunlarından vakit bulabilirse, yeni başkanı dış politikada çetin günler bekliyor olduğu. Hele de Çin ve Rusya liderleri Amerika’yı bir tornaya sıkıştırmak için somut bir iş birliğine yönelirlerse, 21. yüzyılın "Soğuk Savaşı"nı seyretmek için patlamış mısırı mikrodalga fırına verme zamanı gelmiş demektir...

Etiketler:  Diplomasi