'Kucaktaki' gazetecilik

'Kucaktaki' gazetecilik

18 Haziran 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış 

Çoğu gazeteciyle politikacılar arasındaki mesafenin kalktığı, koltukların ve şapkaların değiştiği bir dönem yaşıyoruz. İş adamları tarafından "maaşa bağlandığı" ileri sürülenler, normalde bir gazetecinin 2-3 yılık maaşına eşit otel odalarında konaklayanlar, birbirlerinin kuyusunu kazan sözde gazeteciler ve hava uçuşan milyon eurolar. 

Bizim konumuz politikacılar olmadığı için onları bir kenara bırakalım ve adının önüne “gazeteci” yazanlara bakalım… 

Ama önce bir soru: Bugün meslekte 30-35 yılının doldurmuş gazetecilere sorun, şu anda medyada köşe başlarını tutmuş olanların kaçını tanıyorlar? 

Cevap ya hiçbirini olacaktır ya da iki elin parmaklarını bile geçemeyecektir. 

Çok normal çünkü onların çoğu tepeden inme gelen, değil hayatı boyunca tek bir düzgün habere imza atmak, haber yazmasını bile bilmeyen gazeteci kopyalarıdır, tetikçi gazetecileridir. 

Konumuza dönersek... 

Herkes gibi gazetecilerin de elbette bir siyasi görüşü vardır, bu doğal. 

Doğal olmayan, siyasi görüşün gazeteciliğin önüne geçmesi, bir ideolojiyi ve onun temsilcilerini önlerine kalkan olarak cengâver gibi savunmaktır. Ya da şu veya bu partiyle veya iş adamlarıyla kirli çıkar ilişkilerine girmektir. 

Oysa, "mesafe" konusu gazeteciliğin temel ilkelerindendir. 

Saygın Fransız gazetesi Le Monde'un kurucusu Hubert Beuve-Mery'nin (fotoğrafta), "Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir" sözü gazetecilik okullarında okutulur.  

Peki, bu ifade ne anlama gelir?  

Gazeteci haber kaynağı ile dengeli bir ilişki kurmak zorundadır yani evet haber alabilmek için kaynağına yakın olmak zorundadır ama bu yakınlıkta ölçü aşılırsa kaynak tarafından kullanılma tehlikesi doğar.  

Diğer yandan, kaynak tarafından kullanılmamak kaygısıyla ona çok uzak durursa bu kez de haber alamama riski vardır. 

Bu nedenle gazeteci kaynağıyla ilişkisini öyle şekilde ayarlamalıdır ki, ondan bilgi alacak kadar yakın ama aynı zamanda onun tarafından kullanılmayacak kadar uzak olmalıdır. 

Ama tabii ilke ne kadar doğru olsa da gazetecilik okullarında okutulanla gerçek hayat aynı değil. 

Sadece Türkiye'de değil bütün ülkelerde kaynakla nasıl ilişki kurulması gerektiği her gazetecinin çözmesi gereken bir sorun. 

İster politikacı olsun, ister sanatçı, ister iş adamı, isterse de sporcu hemen hemen herkes gazetecileri kullanmak ister.  

Aslında iki tarafın da birbirine ihtiyacı vardır, kaynak olmazsa gazeteci haber yapamaz, gazeteci olmazsa kaynak kamuoyuna ulaşamaz, adını, sesini duyuramaz.  

Karmaşık görünen bu durumun çözümü iki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu gerçeğinin unutulmamasında.  

Unutulursa ne mi olur?  

Sedat Peker'in videolarında gösterdiği ve anlattığı gibi olur. 

Garip, çirkin, mide bulandırıcı ilişkiler başlar. 

Gazeteci artık soru soran değil, kendisine bildirileni yazan bir tetikçidir. 

Haber kaynağının karşısında el pençe divan durur.  

Spor yazarı Mehmet Demirkol birkaç yıl önce benzer bir tartışmada spor muhabirlerini spor kulüpleriyle ilişkisini eleştirirken, "Gazetecilik mesafe koymaktır... Kimsenin kucağına oturmam... Şu anda Türkiye'de gazetecilik yerlerde sürünüyor..." demişti.  

Yani bu durumun adı "kucaktaki gazetecilik"tir.  

Maalesef Türkiye'de olan da budur... 

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmış bir yazının güncellenmiş halidir.