Krizler, etkileri ve sonuçları

Krizler, etkileri ve sonuçları

19 Aralık 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

İsmail Boy

Kriz Yunanca “Krisis” kelimesinde türemiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde kriz, “bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” diye tanımlanmıştır. Ekonomideki kriz ise; mal, hizmet, para ve döviz piyasalarında katlanabilir düzeyin ötesinde yaşanan dalgalanma anlamına gelir. 
     
Ekonomistler krizi; durgunluk, resesyon, enflasyon, deflasyon gibi terimlerden biri veya birkaçı ile tanımlamaktadırlar.  
    
Genel olarak bütün bunları kapsayan kriz, tüketim talebinde ve firmaların yatırımlarında düşüşlere, işsizlikte ise artışlara neden olmaktadır. 
     
Krizleri genel olarak ölçeklerine göre 3 ana başlıkta tasnif etmek mümkündür  

1-Ulusal ekonomik krizler; Bulunduğu bölgeyi etkilemeyen, göreceli olarak küçük bir ekonomiye sahip ve sadece çıktığı ülkeyi etkileyen krizlerdir. 1980li yıllarda Türkiye’de yaşanan banker krizi bunun en güzel örneklerinden biridir.  
     
12 Eylül 1980 darbe hükümetinin aldığı kararlardan biri olan, bankerlik faaliyetlerinin ve faizlerin herhangi bir denetime tabi tutmadan serbest bırakılması ile piyasada bir anda yüzlerce banker türemiştir. Ortaya çıkan bu bankerler bankalar ile faiz rekabetine girişmişler ve doğal olarak sürdürülemeyen aşırı faiz artışları bankerlerin iflası bankaların bazılarının da kamulaştırılması ile son bulmuş ama işin en acıklı yanı, evini, barkını, elindeki tüm varlıkları satıp, birkaç kuruş fazla faiz geliri elde etmek için bankerlere yatıran ve servetlerini kaybeden binlerce insan perişan olmuştur.     

2-Bölgesel ekonomik krizler; Bir ülkede başlayan ekonomik kriz o ülkenin dışına taşarak diğer yakın ülkeleri de etkisi altına alabiliyor ise “bölgesel ekonomik kriz” olarak tanımlanıyor. 1997 yılında Uzak Doğu'da başlayıp Rusya’ya atlayan ekonomik kriz, 1998 yılında Rusya’nın “moratoryum” ilan etmesiyle bölgesel bir kriz haline geldi ve Türkiye’yi bavul ticareti, turizm ve yatırım alanlarında çok ciddi olarak etkiledi.  
    
Hemen yanı başımızdaki bir ülkede baş gösteren ekonomik kriz ve bu krizi yaşayan ülkenin Türkiye ile olan ticareti nedeniyle, özellikle tekstil, hazır giyim, deri konfeksiyon ve turizmde, yani emek yoğun sektörlerde birçok firmanın iflası yaşandı ve çok sayıda insan işini kaybetti. 
   
3-Küresel ekonomik krizler; Bir krizin gelişmiş bir ülkede başlayıp, büyük oranda diğer gelişmiş ülkelerin finansal ve reel ekonomik sistemlerini etkisi altına almasını “küresel ekonomik kriz” olarak değerlendirebiliriz. Yakın tarihte yaşanılan 2008 yılı ABD "mortgage" (ipotekli konut kredileri) krizi bunun en canlı örneğidir.  
   
Konut fiyatlarının ABD'de yükselmesi ile "mortgage" işlemlerinin cazibesine kapılan Uzak Doğu, Orta Doğu ve Avrupa yatırım fonları büyük miktarlarda ABD emlak piyasasına giriş yapmıştır. Konut fiyatları ile ısınan ekonomiyi soğutmak isteyen FED (ABD merkez bankası)  faizleri yükseltince ortalık karışmış, kredileri geri ödenemeyen konutlarda fiyatlar hızla düşmüş sonuçta ortaya büyük bir finans krizi çıkmıştır.  
     
Geçmişte yaşanan likidite bolluğu ile gelişmiş ülkelere akan yabancı sermaye ve sıcak para girişi kriz nedeniyle yavaşladı ve hatta durdu.  

Bu kriz Türkiye’yi hem yabancı sermaye girişi hem de ihracat olarak etkiledi.  
  
Öyle ki; Türkiye kriz öncesi ulaşmış olduğu ihracat seviyesine ancak 3 yıl sonra, yani 2011 yılında ulaşabildi.  

Yıllar                        İhracat (USD)

2008                        132.027.195.620.- 

2009                        102.142.612.600.- 

2010                        113.883.219.180.- 

2011                        134.906.868.830.-  

(kaynak www.tim.org.tr) 
      
Türkiye’nin karşılaşmış olduğu krizlerin bir bölümü küresel krizlerden kaynaklanmış olsa da, büyük bir kısmı kendi ekonomi politikalarındaki yanlış kararlardan doğmuştur.  
      
Ülkemiz, Cumhuriyet döneminin en büyük krizlerinden birini 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yaşadı. Kıbrıs çıkarması sonrası başta ABD olmak üzere tüm Batı ülkeleri Türkiye’ye ambargo uyguladı; bu ambargoya bir de 1977 yılı OPEC petrol krizi eklendi ve varili 3 dolar olan petrol, bir anda 12 dolara fırladı.  
      
Bu iki ağır fatura ile karşı karşıya kalan Ecevit hükûmet döneminde akaryakıt ve temel ihtiyaç mallarının tedarikinde sıkıntılar yaşandı. İşte bugün AKP hükûmetinin sıklıkla dile getirdiği “CHP dönemi kuyruklarının sebebidir” sözleri o dönem yaşanılan ekonomik krizleri anlatır. Yani o dönem hem ulusal hem bölgesel, hem de küresel krizlerin üçünün bir arada yaşandığı ender bir dönemdir.  
      
Günümüze gelecek olursak; Covid-19 krizi ile dünya ölçeğinde yaşanan kapanmaların yarattığı üretimdeki duraksamalar ve tedarik zincirlerindeki aksamalar sonucunda birçok ülkede talep enflasyonu oluştu. Fiyat artışları ve enflasyonu kontrol altına almak isteyen ülkeler, iktisat biliminin kendi kuralları içerisinde piyasadan parayı çekmek ve faizleri yükseltmek gibi yollar seçti. 
     
Türkiye bu krize bir yıl öncesinden başlayan ekonomik göstergelerdeki bozulma ile girdi, 2018 yılında GSYH 2.8 büyürken, 2019 yılı GSYH büyümesi 0,9 oldu, işsizlik ise 2019 yılında %13,7ye yükseldi, yine aynı dönemde genç işsizlik ise % 25 oldu. (Kaynak: T. C Strateji ve Bütçe Başkanlığı Ekonomik Gelişmeler Raporu 4. Çeyrek 2019)  
      
Ekonomik göstergelerdeki bozulmaya, Covid-19 krizi ile piyasaya pompalanan bol para da eklenince fiyatlar hızla yükselmeye başladı. Ülke yöneticileri, yükselmeye başlayan enflasyona engel olmak için iktisat biliminin emrettiği rasyonel yolu seçip faizleri artırmak yerine, tam aksi bir karar ile faizlerin hızla düşürülmesini tercih etti. Bu tercih piyasada döviz kurlarını fırlattı, yüksek kur ile pahalılaşan ithalat sebebiyle yaşanmakta olan talep enflasyonuna bir de maliyet enflasyonu eklendi.  
      
Kısa sürede marketlerde artan fahiş fiyatlar karşısında halk şaşkın, üzgün ve kızgın.  
      
Paranın bollaştığı enflasyonist ortamlarda, faizlerin düşürülmesinin ekonomik bir mantığı yoktur. Türkiye’deki bu faiz indirimi kararı, tek bir insanın almış olduğu “ideolojik ve siyasi” bir karardır, sonucun başarısız olması halinde yaşanılan ekonomik krize sosyal ve siyasi krizler de ekleyecektir.  
     
Ne yazık ki mevcut sistemde tek adamın almış olduğu kararları tartışmaya açacak, denetleyecek veya frenleyecek hiçbir mekanizma mevcut değil.  
    
Bu sistem böyle devam ettiği sürece Türkiye benzeri risklerle karşı karşıya kalmaya devam edecek...

Etiketler:  İsmail Boy Ekonomi