KKTC için bir 'kurtarıcı' bulmamız lazım!

KKTC için bir 'kurtarıcı' bulmamız lazım!

31 Ağustos 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kovid-19 salgını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bütün foyalarını meydana çıkardı. Ne doğru dürüst bir sağlık sistemi kaldı; ne de düşündüğümüz kadar gelişmiş bir kültürümüz! Kamu maliyesi diye bir şey olmadığını zaten biliyorduk ama sosyal güvenlik sisteminin ölmüş olduğunu da acı bir şekilde öğrenmiş olduk. İlk ve orta eğitim tamamen durmuş durumda; kimse de etkin bir şekilde başlayacağına inanmıyor! 

Aslında bütün bunlar tamir edilebilir şeylerdir. Böyle bir virüs salgını, her şeyi sil baştan yaparak yeni bir toplumsal düzen kurmanın gerekçesi olarak işe bile yarayabilirdi.  

Ama heyhat! KKTC’yi bu duruma getiren hastalıklar aynen devam ediyor. Bu nedenle KKTC’ye yeni bir kurtarıcı gerekiyor! 

Siyaset yöntemi sadece sorun üretiyor 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne “devlet” desek bile bildiğimiz anlamda bir devlet değildir. Vergi salıyor ama para basmıyor; Türk Lirası kullanıyor. Türkiye haricinde hiçbir devlet tarafından tanınmadığı ve uluslararası örgütlere üye olamadığı için kredi kaynakları da kısıtlıdır. Sadece yerel kaynaklardan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden borçlanıyor. 

Bu haliyle KKTC devleti, kamusal hizmetler üreten bir şirket gibi çalışabilirdi aslında: Sürüş ehliyeti mi alacaksınız; bastır parayı! Sağlık hizmeti mi istiyorsunuz, sigorta yaptırın veya ödeme yapın! Güvenlik nasıl olsa Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından karşılanıyor... KDV ve doğrudan vergilerden sağlanan kaynakla da bu “devletçik” kolaylıkla yaşar giderdi. 

Bu tabloda hesaba katılmayan siyasetin kendisidir. KKTC siyaset kurumu, devlet olanakları ile geçinme derdine düşmüş insanlara hizmet etmek için vardır. Kimisi siyaseti üst gelir grubuna yerleşmek; kimisi bu gruptaki abi ve amcalarına hizmet ederek küçük de olsa garantili bir maaşa kavuşmak için kullanmaktadır. Buna “popülizm ve partizanlık” diyenler olduğu gibi, “patronaj sistemi” diyen akademisyenler de vardır. 

Gider reformu kaçınılmazdır 

Bu patronaj sisteminin amacı, nereden gelirse gelsin devlet kasasına düşen paraları bölüşmektir. Salgının ortaya çıkardığı şey, işte tam da budur! Bilenler zaten biliyordu ama şimdiki durumda bunu görmemek için kör olmak da yetmiyor; hem kör, hem de sağır olmak gerekiyor! Bu gelirden pay alanlar, salgın ortamında bile geri adım atmamakta kararlıdırlar; geriye kalanlar ise şimdilik izlemekle yetiniyorlar. 

Son aylarda KKTC Maliye Bakanlığı’nın aylık gelirleri 500 milyon TL dolaylarında seyrediyor. Buna karşılık devlet, 500 milyon TL kadar “maaş nitelikli harcama” yapıyor. Diğer bazı zorunlu harcamalarla birlikte aylık harcama tutarı son aylarda, 750 milyon TL dolaylarında gerçekleşiyor. Toplanan gelirler maaşlara gidiyor; Türkiye’den ve KKTC bankalarından alınan borçlarla geriye kalan zorunlu harcamalar karşılanmaya çalışıyor. 

“Para yok” sözcükleri Başbakan Saner ile Maliye Bakanı Oğuz’un ağzından hiç eksik olmuyor. Küçük işletmelere ve salgın nedeniyle işsiz kalanlara yapılması gereken yardımlar, sadece ve sadece “para yok” gerekçesi ile yapılmadı. Sağlık servislerini güçlendirmek için yapılması gereken harcamalar için de “para yok”! 

Daralan istihdam yüzünden Sosyal Sigorta Fonu emekli maaşlarını ödeyemiyor. Bu ayki maaşlar 30 milyon TL borçla ödenebildi. Gelecek ayın ne olacağı belli değil. Devletin kasasında Sosyal Sigorta Fonu’na katkı yapacak para da yok! 

Para, kamu görevlilerinin maaşlarının ödenmesine gidiyor. 

Şirket olsa kendini kurtarırdı ama... 

Tanınmamış, para basma veya borçlanma kabiliyeti olmayan bu devletçik, bir şirket gibi yönetilseydi kendini kurtarmayı becerirdi sanıyorum. Nasıl olsa ürettiklerini almak zorunda olan “hazır bir müşteri portföyü” var. Azalmış olsa da piyasada dönen varlıklardan vergi de alabiliyor. Geriye harcamalarını bu gelirlere göre planlamak kalmıyor mu? 

KKTC bir şirket olsaydı, patron eline listeyi alır, esas giderini oluşturan personel harcamalarını gözden geçirir, yüksek maaşları kırpar, gereksiz kişileri evlerine gönderir gelir ve giderini bir şekilde denkleştirirdi. Çalışanların bazıları “çok fazla bir işe yaramadıklarını” bildikleri için yeni maaşlarına razı olur; kendini faydalı ve verimli sayanlar başka işler peşinde koşar; bu devran da böylece dönmeye devam ederdi. 

Ama KKTC bir şirket değil ki! KKTC bir devlettir ve artık ona bir kurtarıcı lazımdır! 

KKTC için, masrafları karşılayacak ve “varlığını güçlü bir şekilde devam ettirecek” bir kurtarıcı gerekiyor! 

Bekliyoruz!