KKTC: 38 yaşında bir ergen!

KKTC: 38 yaşında bir ergen!

16 Kasım 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 38 yaşına geldi ama “devlet olma veya olamama” tartışmaları bitmedi. Bütün kutlamalarda bir başkasından veya başkalarından “devlet olarak tanınma” istemi dile getirilmiş olduğu gibi “bundan asla ödün verilmeyeceği” ısrarla vurgulandı.  

Elbette konuya farklı açıdan bakanlar da vardır. Onlara göre, “ilan edilmiş olmak” devlet olmak için yeterli değildir; devlet olmanın gereklerini yerine getirmek lazımdır. 

İster muhalif, ister sahiplenen bir duruşunuz olsun, kolaylıkla anlaşılır ki KKTC 38 yaşına gelmiş bir ergen gibi davranıyor. Hiçbir sorumluluk almıyor; sorunların veya yetersizliklerin kaynağını daima kendi dışında, arkadaşlarında veya ebeveynlerinde arıyor... İstiyor da istiyor; hem egemenlik, hem de para talep ediyor! 

Kendi kendini yönetme gücü

Gerçekte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin neden daha önce veya daha sonra değil de 1983’te ilan edildiğine bakmak bile, bu devlet ilanının ne olduğunu veya tarihsel önemini kavramak için yeterlidir. 

Tarihin hiçbir evresinde Kıbrıslı Rumların herhangi bir otoritesi tarafından yönetilmemiş veya etki altına alınamamış olan Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerini yönetmenin ilk tohumlarını Ada İngiliz sömürgesiyken bile ekmeyi başarmış bir halktır. İngiliz Yönetimi altında kendi eğitim ve din işlerini yöneten, aile hukukunu icra eden, ekonomik ve sosyal gelişme için Evkaf İdaresi veya bazı yardımlaşma kurumları aracılığı ile de olsa çeşitli ama etkili faaliyetler yürüten, her mahalle ve köyde oluşturduğu spor kulüplerini hem bir kültür merkezi hem de bir siyasi merkez olarak kullanabilen Kıbrıslı Türklerin daha 1950’lerden Kıbrıs Adasını değilse bile kendi kendilerini yönetmeye başladıklarını söylemek abartı sayılmamalıdır. 

1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonunu getiren çatışmaların başlaması ile birlikte Kıbrıslı Türkler kendi silahlı güçlerine (TMT milisleri ve polis), kendi meclislerine ve kendi yürütme organlarına sahip olmuşlar, posta idaresi, yayın kurumu (BRT) gibi çeşitli organlar oluşturmuşlardır. 

Türkiye ile ilişkiler 

O zamanki Türkiye etkisi, şimdikine göre çok daha kısıtlıydı. Elbette para ve silah yardımı alınmıştır ama Kıbrıs Türk halkı kendi yönetim mekanizmasını oluşturmak ve güvenliğini sağlamak için kendi toplumsal kaynaklarını da sonuna kadar kullanmıştır. Türkiye yardımlarının işe yaraması da bu sayede mümkün olabilmiştir. 

Şimdi KKTC’ye “Türkiye’nin bir alt yönetimi” yakıştırması yapılabiliyor olsa bile 1974 öncesinde oluşturulan yapı için bunu ileri sürmek hiç de kolay değildi. Kendi okumalarım içinde böyle bir itham veya iddiaya rastlamadığımı da belirtmeliyim. 

O haliyle KKTC’nin öncülleri olarak Kıbrıs Türk Genel Komitesi (1963), Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi (1967), Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi (1974) ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin (1975) en az KKTC’nin kendisi kadar Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme iradesinin güçlü birer tezahürü olduklarını teslim etmek zorundayız. 

KKTC’nin işlevi nedir? 

Kısaca, Kıbrıs Türk yönetimleri de 38 yıllık bir geçmişe değil, çok daha köklü bir geleneğe sahiptir. KKTC, bu köklü geleneği daha fazla işe yarar hale getirmek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. KKTC’nin ne olup olmadığını anlayabilmek için sormamız gereken soru ise “Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) ile neyi yapmayı başaramadılar ki yerine KKTC’yi kurdular?” olmalıdır.

Bu soruya yanıt aramaya çıkacakların varacakları sonuç sanırım şu olacaktır: KKTC, Kıbrıs Türk iç siyasetindeki gelişmelerin bir sonucu ve aracı olarak ilan edilmiştir. 

Ve hâlâ daha Kıbrıslı Türklerin iç siyasetinin bir aracı durumundadır. 38 yaşına gelmiş olmasına karşın hâlâ daha büyüyüp işe yarar hale gelememesinin nedeni de bu olmalıdır. Kıbrıs Türk iç siyasetinin esiri veya aparatı olmaktan kurtulduğu zaman geçmişteki Kıbrıs Türk idarelerinin çağdaş bir devamcısı ve Kıbrıs Türk halkının refah mücadelesinin parçası olabilecektir.