Kişiliğimizin anatomisi

Kişiliğimizin anatomisi

9 Aralık 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bütün insanlar birer kitap gibidir: Hep söylerler, insanları okuyabilmek için onu çok iyi tanımalı ve bu arada başkalarının bilgi ve tecrübelerini hayatının içine katmalıdır.

Bunu yaparken insan başkalarının bilgi birikimlerinden faydalanıp kendi bilgi ve tecrübelerine katarak sindirir. İnsanı ancak size yansıttığı kadar tanıyabilir ya da bir fikir sahibi olabilirsiniz. Gerçekten insandaki kişilik dahil aklımıza gelebilecek bütün özelliklerin hepsini belli bir zaman dilimi içerisinde ele aldığımızda bunlar geçmişin, bugünün ve geleceğin oluşturduğu bir bütün olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan denen varlığı tanıyabilmek için yaşadığı çevredeki iklim, tabiat ve fiziki şartların da kişilik özellikleri üzerinde nasıl belirgin etkileri olduğunu dikkate almalısınız. 

İnsanın yaşamına biçim veren önemli bir etken olan anne ve babanın genetik kodları bu konuda başrol oynamaktadır. Bu genetik yapı üzerinde hiç kimse, hiçbir güç belirleyici olamaz. Sosyolojik teorilere göre, insan her şeyden önce toplum içinde yaşayan sosyal bir varlık olduğu için kimliğinin ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde yaşadığı çevrenin etkisi altındadır. Burada kişinin içinde bulunduğu toplumun, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarında belirleyici rol oynadığını görülür. Kısacası kimliğin, bireyin ait olduğu toplumlara bağlı olarak geliştiği ifade edilebilir. 

Bireyin içinde büyüyüp geliştiği toplum da belli bir coğrafi mekanda yaşayan ve ortak bir kültürü dili, dini ve değerleri taşıyan insanlardan kişilik konusunda nasibini almış olacaktır. Bir toplum veya bir grup içinde bireyin, kendisini başkalarından ayıran, kendisine özgü kimliği, sosyal bir varlık olmasının asli unsurlarındandır. Toplum içinde yaşayan insanlar kendi değerlerini, kültürlerini yaratır, birey de bundan etkilenir. Her canlı türünde olduğu gibi insan da bir gruba ait olma, kendini ifade edebilme duygu ve düşüncesi ile hareket eder. Birey, sosyal bir grup içinde kültürel, sosyal, siyasal, bilişsel, düşünsel değerlerden etkilenerek kişiliğini biçimlendirir. Diğer bir ifadeyle, bireyin kendine özgü kişilik yapısı oluşurken sosyal çevredeki gelenek ve göreneklerden etkilenerek şekillenir. Aile olgusuna baktığımızda, bireydeki kişilik gelişimindeki rolü özellikle çocukluk döneminde kendisini göstermektedir. 

Şunu da ifade edemeden geçemeyeceğim: Kitle iletişim araçları da artık belirleyici bir rol oynayabilmektedir. İletişim çabaları sırasında birey bu teknolojiden, örneğin sosyal medyadan istifade eder. Yani süreç kişinin algı, merak, yetenek, isteklerine göre değişken bir kişilik özelliği göstermesine sebep olur. Bu dünyada yaşanan kaos içinde sosyal medyadan dolayı bireyin kimlik olgusu silik, belirsiz, özgün olmayıp, kuralsız, kendi başına buyruk, yaşadığı coğrafyaya, doğaya karşı yabancı, imajlar düşkünü, simgesel konulara yoğunlaşmış, zayıf kimlikler oluşmuş durumdadır. Benim naçizane fikrim, kitle iletişim araçlarının bizi tutsak aldığı, bize egemen olduğu günümüzde kimliklerde görülen dağılmışlık, parçalanmışlık, belirsizlik ve güvensizlik içindeki bireyler kendi ontolojik gerçekliğini görürler. Çünkü toplumun ulusal, kültürel, ekonomik değer ve davranış kalıpları, kolektif semboller insanı farklı kılan yapay bir kimliğin, kişiliğin oluşumuna sebep olur. 

Kimlik karakter, mizaç ve "ben" olgusunu oluşturur. Benim anladığım kadarı ile “ben", kişide doğuştan (irsi) var olan davranışlardır. Bireydeki bedensel, duygusal ve zihinsel etkinliğine çevrenin verdiği değerlerdir. Benimsenen bu değer yargıları, insanın kendine özgü fiziksel ve ruhsal bütünlüğü “ben”dir. Her insan kendisi hakkında olumlu ve olumsuz düşüncelere, duygulara sahiptir. Kişilik bir kavram olarak, bir insanı başkalarından ayıran bir olgunun onun ruhunda bıraktığı izdir. İnsanın, diğerlerine benzerliklerini, bağlılıklarını, ilişkilerini, yeteneklerini, konuşma biçimini, tavırlarını, görünüşünü, zihnin algıladığı ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar. Bu anlamıyla kişilik, bir insanın kendine özgü gayri resmi kimlik özelliklerinin ortaya koyduğu durum ve davranışlar olarak ifade edilebilir.

İnsana özgü özellikleri ele aldığımızda şahsi kanaatim mizaç, kişilik ve karakter insanı insan yapan en önemli unsurlardır. İnsanın mizacını, doğuştan gelen, hayat boyu değişmeyen davranışlarımızın altında yatan psikolojik yapı taşı olarak ifade edebiliriz. İnsanın, varoluşsal arayışlarını, etrafında olup bitenleri algılama şeklini, davranışlarının altında yatan hayata karşı motivasyonunu belirleyen mizaç en önemli yapı taşıdır. Bir insanın anne ve babadan nesilden nesle aktarılan özelliklerini cinsiyet, saç, göz rengi vb genetik kodunu barındıran DNA’ya benzetebiliriz. Burada ifade etmek istediğim, insan psikolojisini varlığının delili gibi düşünebiliriz. Severek izlediğim Rina adlı bir filmde düşlerimize kavuşmak için yaşadığımız sürece neler yaptığımız irdelenmekte. Ve insanın mizacı konusunda en can alıcı noktayı şu sözlerle dile getiriliyor:

"Gitmek cesaret ister ufaklık, gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiçbir anlamı kalmaz. Vedalaşmak da zor iştir biliyor musun, oturursun geminin kıçına, bakarsın sevdiklerine, gittikçe ufalırlar ufalırlar, kaybolurlar. O zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar. Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim mizacım böyle. Bak şarabımla beraberim, çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum, şarabımdan ayrılmadan hem de. Ben şarabımdan ayrılmıyorum, o da bana bunca gidene rağmen hayal kurduruyor. Ne olmuş yani büyük adam olamadık da hayallerimizi satmadık ya... Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim mizacım böyle."

İnsanın mizacının, benlik ve özelliklerinin bireysel ve biricik oluşunun biyolojik temelli olduğu vurgusu yapılmıştı. Mizaç, bireylerin doğasında bulunan, yaşamları boyunca değiştiremedikleri genetik ve yapısal davranış özellikler olarak karşımıza çıkmaktaydı. Karakter küçük yaşlardan itibaren içinde yaşanan toplumun değer yargılarının benimsenmesi ile şekillenir. İnsanı meydana getiren başka bir önemli unsura baktığımızda karakter, eğitim ve çevresel etkilerin katkıda bulunduğu, zamanla değişebilen bir kavramdır. Karakter özellikleri insanlar arası ilişkilerde gösterilen tutum ve davranışa, onlar üzerinde bırakılan etki sonucuna göre belirlenir.

Kimine göre karakter saf kişiliktir ancak kimileri için genellikle davranışsal yani insanın ortaya koyduğu davranış biçimidir. Ben karakteri bir insanın ahlaki olarak iyiye ve kötüye karşı eğilimini, tutum ve davranışlarını etkileyen psikolojik özellikler olarak anlıyorum. Kişinin ve topluma karşı göstermiş olduğu ahlaki, etik değerlerin varlığı, önem ve gerekliliği olmazsa olmaz bir gerçektir. Karakter iyi, kötü, topluma yararlı olan, insan ilişkilerinde neyin yapılması gerektiğini, hangi davranışın iyi olduğunu, etik anlayışının yaşama anlam kazandırdığını gösteren bir özelliktir.

Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliğine yapısal, fizyolojik, psikolojik ve teknik olarak doğuştan gelen bu güç kapasitesine hem zihinsel ve bedensel olmak üzere sahip olmasıdır. Bence yetenek her insana verilmiş bir işi iyi bir şekilde gerçekleştirme gücüdür. Tabii ki herkesin ama herkesin mutlaka farklı bir alanda yeteneği olduğuna inanıyorum. Mesela kiminin sesi güzeldir ama müzik kulağı yoktur. Kiminin sesi güzel değildir ama iyi ritim tutar. 

İnsanın kişiliğini meydana getiren özellikler, tutum, davranış ve dış görünüş başkalarınca gözlenip, değerlendirmeye tabi tutulur. İşte bu da, insan kişiliğinin, kişinin kendisi dışında hoş görülen ya da görülmeyen karakterini ortaya koyar. Kişiliğin dışa yansıyan bu yanı objektif yanını oluşturur. Kişiliğin başka insanların ruhunda bıraktığı izlenim, tutum ve davranışa, eylemlerine yön veren düşünme biçimi, içsel etkinliktir.

Son olarak bireylerin düşünce, duygu, davranış gibi dini, sosyal, bilişsel, psikolojik tepkilerindeki farklılıkları belirleyen en önemli şey kişinin kendisinin tutum davranışlarıyla yetiştiği ortamda aldığı eğitimdir. Tabii ki de kişinin yaşadığı mekân ve zaman içinde bulunduğu psikolojik, biyolojik durum veya sosyal ortam ile açıklanamayan biçimde süreklilik gösteren özellikler ve eğilimler olarak da karşımıza çıkar. Newton'ın dediği gibi, "İnsanlar sayılar gibidir, o insanın değeri ise o sayının içinde bulunduğu sayı ile ölçülür."

Toplumdaki yerimizi, insan ilişkilerini belirleyen bizleriz. Bu sebeple bizi var eden, varlığımızın delili biz biz eden kişiliğimize sahip çıkıp onu pozitif değerlerle, düşüncelerle, duygularla besleyelim.