Kırkayakla bir bahar gezisi

Kırkayakla bir bahar gezisi

2 Mayıs 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

M. Hakkı Yazıcı (mhyazici@yandex.ru) 

Moskova'da bahar hep biraz gecikir. Ama yine de güneşli ılık günler sabırla beklenir. 

Bazı yıllar biraz erken, bazı yıllar biraz geç; ama heyecanla güzel, güneşli günlerin geleceğinden emin takvim yaprakları koparılır. 

Çocukken evimize alınan Saatli Maarif Takviminin yapraklarını koparıp, dikkatlice okuyan babaannemden alırdım haberleri. Üçüncü cemre toprağa düştü mü, tamam. Bahar geldi demekti. Ama Rusya’da böyle değil durum. 

Takvimin bazen hükmü olmuyor. 

İgor’a “Bahar bazı şehirlere takvimle, bazılarına çiçeklerle geliyor,” diyorum.  “Mesela, İstanbul'a erguvanlarla, Moskova’ya leylaklarla ...” diye devam ediyorum. 

İgor, uzman bir tarihçi edasıyla: “Moskova’nın simge çiçeğidir leylak; 1945’te cepheden zaferle dönen askerler, leylaklarla karşılanmış, o günden beri leylak “zafer çiçeği” olarak da anılagelir,” diye tamamlıyor. 

*** 

Benim hiç şaşmayan bir takvimim vardır. Moskova Belediyesi’nin parklardaki fıskiyeleri, “fantan”ları açmaya karar verdiği gün bana göre baharın başladığı tarihtir. Ki genellikle Nisan ayının sonundadır. 

Güneş, bulutlarla yaka paça kavga etse de artık yüzünü daha çok gösterir; bulutların kenarından olsa da ışıklarını gönderip ısıtır ruhumuzu. Ve umut çiçekleri baş verir dallarda… 

Fıskiyelerin Ekim ayında kapatılmasıysa artık sonbaharın fiilen sona ermesi, soğuk havaların gelmesi ve kışın kapıda olması demektir. 

Bu, sıcak ve güneşli havalara kavuşma ve veda anlamında bir hafta önce ya da sonra da olsa pek şaşmayan bir durum. 

İşte böyle, her yıl neredeyse emir-komuta zinciri içinde bir bahar gelir, bir bahar gider. 

*** 

Gazetedeki haberi okuyunca İgor'la birlikte “Oh be, nihayet!” diye haykırdık. 

Moskova’da fıskiye sezonu açılıyordu. 

Dediğim gibi, Moskovalılar için bunun anlamı büyük, zira fıskiyelerin açılması bir bakıma baharın fiilen de gelmesi demek.  

Yaklaşık 500 fıskiye tüm Moskova’nın farklı köşelerinde aynı anda hizmete açılacaktı. Fıskiyeler Moskovalılara ve misafirlerine ekim ayına kadar sıcak günlerde serinleme olanağı sunacaktı. 

Bahar ayları kıştan yorgun düşmüş Ruslar için zaten kısa olan yaz mevsimini güzel değerlendirmek için hayallerin kurulduğu bir zamandır aynı zamanda.  

Yaz aylarında yemyeşil olan parklara gidilecek, "daça"da (yazlık ev) çiçekler ekilecek, domates, salatalık yetiştirilecek, bahçede ağaçların arasında kurulan hamakta bol bol uyunacak; nehirlerde, göletlerde yüzülecek, falan da filan. 

Moskovalılar baharı başka bir coşkuyla karşılar.  

Son kar tepecikleri taşınır, sokaklar, caddeler, parklar temizlenir. Her yer boyanır. Fundalık topraklar getirilir, çiçekler ekilir. Tomurcuklar patlar, güzellikler arz-ı endam etmeye, nehir gemileri (reçniye tramvayçiki) Moskova Nehri’nde salınmaya başlar. Moskova'nın parkları, meydanları el ele gezen aşıklarla dolar. 

Rusya başkenti, parkların kapladığı alan bakımından dünyada 11 metropol arasında ilk sırada yer alıyor. Moskova nüfusunun yüzde 90'ının yürüyüş mesafesinde bir parka erişimi var.  

*** 

“Bahar, güzeldir; ancak yüreğinizde de bahar varsa daha da güzeldir,” diyorum. 

İgor: 

“Güneş, parkları, meydanları dolduran, açılıp saçılan genç, güzel kızların üzerine ışıklarını keyifle salar,” diye devam ediyor. 

O sırada Yuliya, elindeki evrakı imzalatmak için odaya girip çıktı. 

Gözünün ucuyla arkasından bakarken Serkan da lafa karışıyor: 

“Evet, abi ya! Güzel kızlar mı güneşi görünce açılıp saçılırlar, yoksa güneş mi onların güzelliklerini görünce coşup ışıklarını gönderir anlamıyorum…Belki de ikisi birden…Ama kesin olan şu ki, aralarında büyük bir aşk var,” diyor. 

Orhan Veli’nin bir şiiri geliyor aklıma: 

“İmkansız şey

Şiir yazmak,

Aşıksan eğer; 

Ve yazmamak, 

Aylardan nisansa…” 

*** 

İgor’la bahara güzel bir giriş yapmak üzere hafta sonunda Gorki Parka gidip sezonu açmaya karar verdik. 

“Geçen sene şu virüs belası yüzünden baharı da, yazı da doya doya yaşayamadık, bari sene acısını çıkaralım,” diyorum. 

Öyle ya, bahar, umut demek değil mi zaten? 

Ertesi sabah İgor oğlu Maksim’le birlikte buluşmak için sözleştiğimiz yere geldiler. 

Çocuğu kış boyunca görmemiştim. Kocaman olmuştu yumurcak. 

Babası gece yatmadan önce beraber parka gideceğimizi söyleyince, sevinçten havalara uçmuş. Akşamdan hazırlığını yapmış. 

İgor: 

“Bizim oğlan heyecandan gece doğru dürüst uyuyamamış; garip rüyalar görmüş,” dedi. 

Sabah uyanır uyanmaz babasına gece gördüğü bir rüyayı anlatmış.  

İgor, gülerek anlatıyor: 

“Maksim, bir kırkayakla arkadaş olmuş meğer. Parkta yürüyüşe çıkmaya karar vermişler.  

Oğlan acele ediyormuş: 

“Hadi, çabuk ol, ben hazırım. Geç olmadan çıkalım.” 

Kırkayak, tamam anlamında kafasını sallamış. 

Oğlan, birazdan yine: 

“Daha hazır olmadın mı? Hava birazdan kararacak!” diye üstelemiş. 

Kırkayak: 

“Tamam, tamam, telaş ettirme ayakkabılarımı giyiyorum. Aceleyle kırk ayağımı bir pabuca sokturacaksın,” demiş. 

*** 

Maksim’e, “Zaten kısacık olan yazın kırkayakla arkadaşlık etmek akıllıca bir iş mi?” diye soruyorum. “O ayakkabılarını giyinceye kadar akşam olur.” 

Kahkaha atıyor. 

Maksim, yeşil çimenleri görünce kışa nispet edercesine ayakkabılarını çıkarıp koşturmaya başladı. 

“Baba, biliyor musun, benim kırkayak arkadaşımın annesi babasına oğlanın ayakkabıları eskimiş yenilerini alalım deyince adamcağız yıkılmış,” deyip gülüyor koşarken. 

Kerata, Ataol Behramoğlu’nun şiiri gibi coşmuş, sevinçle koşturuyor: 

“Bu sabah mutluluğa aç pencereni 

Bir güzel arın dünkü kederinden 

Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden 

Çocuğum uzat ellerini 

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı 

Duy böyle koşturan sevinci 

Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor 

Toprak ananın kalbi 

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan 

Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın 

Baharın, gençliğin ve aşkın 

Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.”

Etiketler:  Rusya