'Kırılgan dev' Çin ve dünya-1

'Kırılgan dev' Çin ve dünya-1

7 Eylül 2021 Salı  |   MG Özel

Hazal Yalın

Burada, belli başlı nitelikleriyle Çin’i inceledim. Bunu beş başlık altında yaptım: “Çin ve ABD”, “Çin, Afrika ve Merkezi Asya”, “Tek Kuşak, Tek Yol”, “Çin ve Orta Doğu”, “Çin ve Rusya”, “Si’nin kırılganlığı giderme planı”.

Yazı, Çin’in dış siyasetinde pragmatizmini, kapitalist dünya sistemi içinde kırılgan bir dev oluşuyla açıklıyor. Çin’in, emperyalist troykanın öncüsü ABD ile iktisadi ilişkileri, rakamlar ve güç arasında lineer bir ilişki olmadığını ortaya koyuyor; sayılar ve oranlar büyüdükçe Çin’in kırılganlığı artıyor ve dünya kapitalist sisteminde ABD’ye karşı yahut ABD’ye rağmen değil, ABD ile birlikte güç olma arzusu belirginleşiyor. Bu, Rusya ile tam bir tezat teşkil ediyor; Rusya’nın dış siyaseti de “realpolitik” üzerine kurulu olmasına rağmen bu siyaset ABD’nin alanını daraltmak ve ABD ile kapitalist dünyanın diğer güçleri arasındaki çelişkileri kaşımak üzerine kurulu, zira ülke emperyalizm tarafından yutulmadan bağımsızlığını ancak böyle koruyabilir. Oysa Çin açısından bu çelişkileri kaşımak, kapitalist dünya sisteminde kendi kırılganlığını artırmak anlamına gelir.

Ne var ki 2020 başından beri Çin, iç pazarını genişletmeye dönük yeni bir uzun vadeli strateji geliştiriyor. Buna “strateji” deniyor olmasına rağmen aslında “taktik” diye nitelemek daha doğru çünkü kapitalist dünya sisteminden uzaklaşmak gibi stratejik bir amaç gütmüyor, tersine, kapitalist dünya sistemi içinde kalabilmek için bir değişikliğe gidiyor; Si Tsinpin’in[1] şekil verdiği bu “stratejinin” “ikili dolaşım” adını alması da aslında temel kaygısını gösteriyor. Si’ye göre: “İç dolaşım ne kadar akışkansa, küresel kaynaklar için bir çekim alanını o kadar güçlü şekilde meydana getirebilir, … yeni bir gelişme modelinin inşası o kadar avantajlı olur, keza uluslararası rekabet ve işbirliğine katılımda yeni avantajların ortaya çıkışı o kadar yoğun olur.” Si, bu nedenle, iç tüketimi Çin’de iktisadi büyümenin en önemli motoru sayıyor ve bunu, orta gelir seviyesindeki 400 milyon insana tevdi ediyor. Keza, gelir seviyesinin yükseltilmesini “en önemli siyasi hedef” sayıyor. Başka deyişle, alım gücü yüksek Batılı tüketici için üretilen ihraç mallarının giderek daha büyük bir bölümü iç pazarda tüketilmeli, bunun için de orta gelir seviyesindeki insanların gelirleri artırılmalı.

Bu, 2035’e kadar belirlenen uzun vadeli “stratejinin” esası. Başarılı olursa, Çin’in dünya kapitalist sistemindeki kırılganlığı ortadan kalkabilir; bununla birlikte hiç değilse mevcut durumda, dış siyasetteki ana eğilimlerin değişmeden sürmesini beklemek gerek.

Yazıdaki başlıklar arasında en temel eksik, Çin ordusunun modernizasyonudur. Bu, aslında ilk bakışta göründüğünden daha ciddi bir meseledir ve daha etraflıca incelemeyi hak eder; zira ordu, Marx’ın muazzam dehasıyla işaret ettiği gibi, bütün sosyal yeniliklerin ilk uygulama alanıdır, dolayısıyla toplumla arasında savunmadan daha güçlü bir ilişki vardır. Ordu, sınıf ilişkilerinden teknolojik yeniliklere, yeni sosyal embriyonlardan ölmek üzere olan sosyal tabakalara kadar, bütün toplumun eksiksiz bir aynası olabilir.

Çin ve ABD

Dünya Bankası verilerine göre Çin’in dünya gayrı safi hasılasındaki payı 2001’de yüzde 4’ten 2020’de yüzde 17,4’e yükseldi. Bu, yüzde 435 artış anlamına gelir. Oysa aynı dönemde ABD’nin dünya gayrı safi hasılasındaki payı yüzde 11 azalarak yüzde 31,2’den yüzde 24,7’ye düştü. Kuşkusuz, ABD, kişi başına düşen gayrı safi hasılada koruyor (2020’de Çin’de kişi başına GSYH 10.000 doların biraz üzerindeyken, ABD 63 bin doların üzerindedir), ama toplam GSYH 2001’den beri ABD’de kişi başına 1,7 kat artarken Çin’de 10 kat arttı. (Bak. Şekil 1 ve Şekil 2. Dünya Bankası verileri.)

 

Şekil 1. Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinin küresel gayrı safi hasıladaki payı

 

Şekil 2. Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinin 2001-2020 arasında küresel gayrı safi hasıladan aldığı payda artış ve azalış

2020 itibarıyla dünya ticaretindeki en büyük pay, AB’ye ait. AB’nin dünya mal ihracatındaki payı yüzde 32,7, ithalattaki payı ise yüzde 31,8’dir. Ancak birliğin toplam ihracatının yüzde 62,3’ü, ithalatının da yüzde 58,4’ü birlik üyeleri arasında yapılır. Dolayısıyla, ikinci sıradaki Çin, aslında hem ihracatta hem de ithalatta dünya birincisidir; aynı alanlarda sırasıyla yüzde 13,4 ve yüzde 10,9 pay alır, ABD de yüzde 8,8 ve yüzde 13,5 ile onu takip ediyor.[2]

Şekil 3, dünyanın en büyük 10 ihracatçı ekonomisinin 2001-2020 arasında küresel ihracattan aldığı payı, Şekil 4 ise söz konusu yıllar arasında bu payın artışını (ve azalışını) gösteriyor. Şekil 5 ve Şekil 6, aynı işi bu defa dünyanın en büyük 10 ithalatçı ekonomisi açısından yapıyor.[3]  Eğer Hong Kong’un payı da Çin’e dahil edersek, Çin’in ihracat payı 2001’de yüzde 7,46’dan 2020’de yüzde 18,2’ye yükseldi demektir. 2020’de diğer en büyük ihracatçılar olan ABD ve Almanya’nın toplamı bile (yüzde 16,23) bunun gerisindedir.

Aynı toplamı ithalat için yaparsak, 2001’de yüzde 7,1’den 2020’de yüzde 14,41’e yükseldiği görülür. Bu durumda Çin ve Hong Kong’un ortak ithalatı, dünyanın en büyük ithalatçısı olan ABD’den (2020’deki payı yüzde 13,73) daha fazladır.

 

Şekil 3. Dünyanın en büyük ilk 10 ihracatçı ekonomisinin küresel ihracattaki payı

 

Şekil 4. Dünyanın en büyük ilk 10 ihracatçı ekonomisinin 2001-2020 arasında küresel ihracattaki payında artış ve azalış

 

Şekil 5. Dünyanın en büyük ilk 10 ithalatçı ekonomisinin küresel ithalattaki payı