Kiraz çiçek açmış…

Kiraz çiçek açmış…

24 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Amerikalılar bugünlerde akın akın Washington DC’ye gidiyor. Bu sefer niyet parlamentoyu işgal etmek değil. Çiçeğe duran kiraz ağaçlarını seyretmek. Amerikan Ankara’sının da ayırt edici bir özelliği yok... muş. Ancak şehri kiraz ağaçlı parklar ile donatmak özellik kazandırmış.

21 Mart-11 Nisan arasını “Kiraz Çiçeği Festivali” yapmışlar. 20 gün süren upuzun festival mi olurmuş demeyin. Aklı ticarete çalışan yapınca oluyor. Çünkü çiçeklerin açmasının günü kayabilir böylece doğanın takvimini yakalamak garantileniyor, daha önemlisi de her eyaletin bahar tatili başka tarihlerde olduğundan çocukları kapıp başşehre götürmek mümkün oluyor. Böylece hiç de turistik bir yer olmayan Washington’a üstelik de daha kış bitmeden turist çekmek mümkün oluyor. Korona yüzünden işler aksamasın diye de özel bir ekip canla başla çalışıyor. İnternetten festival sayfasına girip en çiçekli parklarda ışığın en güzel olduğu saatlerde en güzel fotoğrafları çekebilmeniz için tur rezervasyonu yaptırabiliyorsunuz. Böylece kalabalıklarla yüzleşmiyormuşsunuz. Festival sitesinden otel, lokanta vb. rezervasyonlarınızı da yapabiliyorsunuz. Kiraz ağaçlarının çiçeklenmesini göresiniz diye yapılan organizasyon müthiş.   

İyi de niye kiraz ve nereden çıkmış bu iş?  

Eskiye veya yeniye ait bir Japon eseri görmüşseniz mutlaka kiraz çiçeği ile süslendiğini de görmüşsünüzdür. Eski yer evlerinin duvar gibi kullanılan paravanlarındaki muhteşem resimlerden devasa porselen vazolarına, Geyşaların yelpazelerinden çocuk oyuncaklarına varana kadar kiraz çiçeğinin resmedilmediği yer yoktur Japonlarda. İnternette bolca dolaşan kiraz ağacı ile tümüyle kaplanmış park ve yol kenarı fotoğraflarını da göremeyeniniz yoktur. Her bahar Tokyo’da kiraz çiçeği festivali yapıldığını ve sadece Japonların değil dünyanın dört bir yanından çok sayıda turistin ve fotoğrafçının bu çiçekleri görmeye gittiğini de biliyorsunuzdur. 

İyi de niye kiraz ve nereden çıkmış bu iş?  

Benim Doğu Karadeniz’i ilk görüşüm seksenlerin başıdır. Taflan ile tanışmam da aynı zamana rastlar. Taflan ya da diğer adıyla karayemiş (dikkat koca yemiş değil) zeytine benzeyen ama ona göre daha ince uzun ve azıcık daha büyük bir meyve. Ekşi, tuzlu ve etli bir meyve. Yöre haklı onu soğanla kavurup yemeği seviyor. Karadeniz dağlarının doğal örtüsü olan taflan ağacının ise zeytin ağacı ile uzaktan yakından alakası yok. Gövdesi düzgün kabuklu, yerini bulursa boyu alıp başını giden, yaprakları yağlıca ve koyu yeşil, alamet bir ağaç. Önce ağacının görkemine, sonra meyvesinin pişirilerek de yenmesine şaştığım taflanla yıllar sonra yeniden karşılaştım. Mühürdar-Kadıköy’de kendi evimin bahçesinde. Bahçeye Rize Uludereli ev sahibim dikmiş. İstanbul’da da yetişmiş yetişmesine ama Karadeniz dağlarındaki görkeminden eser olmayan minicik bir ağaçtı. Gene de her sene meyvelerini sundu bana. Şimdi o taflan da yok o bahçe de, kentsel dönüşüm var malum.   

İyi de ne alakası var taflanın kirazla? Kentsel dönüşümün festivalle, Giresun’un Tokyo’yla? 

Kiraz, 400’den fazla türü olan bir bitki sülalesinden,  Prunus yani erikgillerden bir ağaç. Kiraz; Prunus Cerasus, Japonların ulusal ağacı. Japonlar Sakura diyor ve her sene baharın gelişini Sakura Festivali ile kutluyor. Bu gelenek çok eski çağlarda başlamış. Kiraz çiçek açtığında altında buluşup içki içermiş Japonların ataları. Anlaşılan bu da bir çeşit Newroz ya da Hıdırellez kutlaması. Şimdilerde dinsiz olan Japonların eski dinlerinde kutsal kabul edilen bir ağaç ve ölümü temsil ediyor. En çok Budizm’den etkilenip pek çok yeni kılığa bürünmüş kiraz çiçeği. Zamanla Japon milliyetçiliğinin sembolüne de dönüşmüş; dövmelerde en çok kullanılan simge oymuş.  İntihar uçaklarını kullananlar Sakura diye çığlık atarak ölüme koşmuş. Açan her kiraz çiçeğinin reinkarnasyonla dönen kutsal bir ölünün ruhu olduğu düşünülmüş. Anlatmakla bitmeyecek kadar çok mit var hakkında kiraz çiçeği ile ilgili Japonya’da.  

Japon adalarının coğrafik yerleşimi yüzünden kirazın çiçek açması Okinawa’da ocak ayında başlarmış, Tokyo’ya ulaşması ise nisan başını bulurmuş. Yükseklerde konumlanmış olan Hokkaido’da ise mayısa doğru. Kutlamalar da oralarda o tarihlerde yapılıyormuş elbette. Bu kutlamalar yüzyıllar geçtikçe şekil değiştirmiş ama hep sürmüş. Ağaçlar da zamanla şekil değiştirmiş. Doğal olarak mutasyonlar da oluşmuş ama özellikle de hibritleri yapılmış. Özellikle Orta Çağ'da, yabani türleri evcil türlere aşılaya aşılaya pek çok yeni tür üretmişler. O kadar çok oynamışlar ki ağacın genleriyle, tek katmanlı minicik çiçekleri değiştire değiştire koskocaman ve gül gibi kat kat hale bile getirmişler (bknz. Kanzan). 600 çeşit yeni türedi kiraz ağacı çeşidi tabloya dönüştürmüş her bahar Japon adalarını.  

Avustralya’nın Cowra kasabasında eylül ayında kiraz çiçeği festivali düzenlenirmiş. (malum orası güney yarımküre çiçeklenme zamanı da ona göre) 2. Dünya Savaşı sırasında ölen Japonlar için bu şehrin yöneticileri 5 hektar alan ayırmış vakti zamanında, Japonlar da şehitleri için o araziyi Japon bahçesi yapıp kiraz ağaçları ile donatmış. Şimdi turizm balını yiyor Cowralılar, bu akıllı yöneticilerinin.

"Annem Japon, babam İtalyan" diyen bir Brezilyalı ile tanıştığımda çok şaşırmıştım, nereden nereye diye. Portekizlilerin işgal ettiği Brezilya’da asıl kahve ticareti yaptığını biliyoruz ya. Portekizliler önceleri Afrika’dan kaçırdıkları köleleri kullanmış kahve tarımında ama sonra ırkçılıkları tutmuş. "Biz beyaz işçi isteriz, zencilerden kurtulmak istiyoruz" diye Avrupa’ya başvurmuşlar. 

Milyonlarca işçi göçmüş Brezilya’ya ki en çok da İtalyanlar gelmiş. Ancak çalışma koşulları çok ağır ve ücretler düşük diye sonunda yılmış İtalyanlar. "Yetti bitti" deyip göçmen göndermeyi durdurmuşlar, gidenlerin de çoğu geri dönmüş. Ağır çalışma koşullarını düzeltmedikleri için Avrupa’dan artık işçi bulamayan Portekizli Brezilya tüccarları, feodaliteden yeni kurtulmakta olan Japonlarla anlaşmışlar 1907 senesinde. 1908 senesinde ilk Japon göçmen grup girmiş Brezilya’ya. Çoğu Okinawa’lı çiftçi olan 790 kişi. Yedi sene sonra rakam 15 bin olmuş, 1. Dünya Savaşı sırasında da 150 bine ulaşmış. Böylece Japonya dışında Japonların en çok bulunduğu yer Brezilya oluvermiş. Ancak bu işler de hiç kolay olmamış. Hükümet bir yandan ülkesini siyahlardan temizlerken(!) öte yandan da Portekiz kökenli olmayan beyazlara da asimilasyon uygulamış. İtalyanlar, Yahudiler ve Japonların kolonileşmesi engellenmiş ve fena halde eziyetler yapılmış. Burası uzun hikâye ama birkaç kuruş kazanıp ülkeme geri dönerim diye gelen yoksul Japonlar yiyeceklerini dilini kültürünü bilmedikleri bu topraklardan İtalyanlar gibi geri de dönememişler çünkü patronlar kaçış yollarını tıkamış. Büyük çatışmalar ve insan kırımları yaşanmış. Sonunda mecburen oralarda kalanlar azmetmiş, çalışmış çabalamış ve yavaş yavaş konumlarını değiştirmişler. Çocukları okumuş, meslek ve mal sahibi olmuş ve sonunda Brezilyalı olmuşlar. Şimdilerde 1.5 milyon Japon yaşamaktaymış Brezilya’da. Neredeyse hepsi eğitimli ve kültürel açıdan da asimile olmamış durumda. Japonya’dakilerin dinsizliğinin tersine Brezilya'dakilerin %70’i Katolik olmuş ama. Asimile ya da değiller tartışması bir yana kiraz çiçeğini de eklemiş Japonlar Brezilya yaşamına. Böylece kuzey yarımkürenin bitkisi, Avustralya’dan sonra Güney Amerika’da da vatan ve festival bulmuş kendine.   

Kirazı Japonlar böylesine sahiplenmiş güneye de taşımışlarsa da Çin, Rusya, Avrupa, Amerika fark etmez aslen kuzey yarı kürenin oldukça kuzey taraflarının yaygın ağacıdır kiraz.

Türkiye’ye gelince... Bir söylence der ki, Cerasus yani kerazus Giresun’un orijinal adıymış. Kerazus’un sonundaki eki kaldırınca kiraz oluveriyor sahiden de. Yer isimlerini evirip çevirme marifetimizi de düşününce benim aklıma çok yattı bu teori. Karadeniz dağlarının el değmemiş doğasında kirazın yakın akrabası taflanın tarıma girmemiş doğal halini de görünce iyice pekişti bu olasılık aklımda. Japon bilim adamları da öyle düşünmekteymiş zaten. Kiraz Giresun’dan çıkıp yayılmış bütün dünyaya, bizim kutsal ağacımızın asıl vatanı sizsiniz, demektelermiş.  

20. yüzyıl başlarında Collingwood Ingram adından bir İngiliz botanikçi kiraz çeşitlerini derlemiş toplamış İngiltere’ye taşımış. İyi de tutunmuş kiraz İngiltere ikliminde. İngiltere’den Amerika'ya taşındı diyen de var ama asıl 1912 yılında 3 bin kiraz fidanı hediye etmiş Japonlar Amerika’ya, iki ulusun yaptığı dostluk anlaşması kapsamında. Daha önceden hediye ettikleri 2 bin fidan soğuktan donmuş çünkü. Yeni fidanların birazını New York’taki Manhattan parkına birazını da Washington’daki Potomac parkına dikmiş Amerikalılar. Bakmışlar güzel oldu, bahar festivalleri düzenlemişler Washington’da. 1965’de 6 bin fidan daha hediye etmiş Japonya. Herhalde aradaki büyük kapışmadan sonra zorlukla yeniden inşa edilen iki ulus arasındaki barış devam etsin diye.  

Washington her sene kendine yoktan yere turist yaratıyor bu kiraz ağaçlarının çiçeklenmesiyle. Japonlar zaten her bahar turizm patlaması yaşıyor aynı gerekçeyle. Brezilya, Avustralya, Kanada, Hindistan, Kore say sayabildiğin kadar, hepsi kiraz çiçeği ile çiçeklendiriyor turizmini.  

Peki, Giresun’unun dağları yaylaları niye yaratmasın benzer bir turizm patlamasını; kirazın ana vatanı olma ve en yabani yani en özgün hallerini barındırma iddiasıyla? Bölgeye para girsin diye güzelim doğayı petrol tacirlerine peşkeş çekmek şart mıdır? Cennete yolculuğumuza yoldaş olacağını sandıklarımıza yaranmaya çalışmak yerine, yok mudur Giresun’u kiraz çiçekleriyle donatıp cennete çevirecek bir akıl. Yok mudur koca şehirde bu işe gönül verip kolları sıvayacak birisi?

Son olarak söylemesem olmaz, İstanbul Ataşehir’de otoban kenarındaki minik bir arazide kurulmuş olan Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı vardır. Bir bilim adamının karısına hürmeten kurduğu harika bir parktır, görmeyenlere öneririm. Gidemeyenler de bu parkın dergisine abone olup o minik arazide ne cevherler üretildiğini izleyebilir. 2005 yılında 3 kiraz fidanı dikilmiş bu parka, Japonlar tarafından. 1890 yılında Japonya ile yapılan ticari bir anlaşmadan dönmekte olan Ertuğrul gemisi bir tayfuna tutulup batmış Japonya yakınlarında ve korkunç dalgalar yutmuş 587 Osmanlı denizcisini. İşte o ölenlerin anısına 3 fidan getirip dikmiş Japonlar bizim topraklarımıza. Yorumunu size bırakıyorum bunun…  

Kirazmış taflanmış, Sakura'ymış Newroz'muş, dinmiş, anmaymış hepsi bir yana, ticaret dediğin de, turizm dediğin de sadece bir organizasyon işi. İşini bilene…