Kıbrıs'ta gündem 'İngiliz Planı'

Kıbrıs'ta gündem 'İngiliz Planı'

9 Şubat 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Bilinen şeylerden söz ediyoruz aslında: Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldığı sürece Doğu Akdeniz’i bir iş birliği havzasına dönüştürmek imkansızdır. Yunanistan ve Birleşmiş Milletler (BM) ile Avrupa Birliği (AB) tarafından “özürsüz ve tam kapasiteli bir üye” olarak kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti, sorunlara bulunabilecek her türlü çözümün Türkiye ile “Kıbrıs” arasında da müzakere edilmesini istemekte; Türkiye ise Kıbrıs Rum tarafını, “Kıbrıs” olarak muhatap almamaktadır. 

Buna göre, Doğu Akdeniz’deki sorunların çözümlenmesinin önündeki engel olarak Kıbrıs sorununu çözmek öncelikli olmaktadır. Sorun çözümlenmelidir ki Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye için de “geçerli bir muhatap” haline gelebilsin; deniz, gökyüzü ve gaz paylaşımları yapılabilsin. 

İngiliz planı hazır

Yunanistan Savunma Bakanı Nikolaos Panagiotopoulos, geçen günlerde, “Yazın aylarca sürekli olarak teyakkuz halinde bulunduk. Ordumuzda üç kez genel seferberlik ilan edildi” diye konuşurken aslında Batıların esas korkusunu da dile getirmiş oluyordu. 

Bu iş böyle gidemez! Geçen yaz aylarında yaşanan gerilim daha fazla devam edemez! Ederse, bir Türk-Yunan savaşının çıkması olasılığı çok yükselir ve belki de NATO’nun sonu da gelmiş olur. Bu noktada artık İngiliz diplomasisine ihtiyaç olduğu açıktır. 

İngiliz Dışişleri Bakanı Dominic Raab, geçtiğimiz hafta adayı ziyaret ederek daha önce çeşitli ziyaret ve incelemeler ile hazırlanmış olan İngiliz planının ana hatlarını Kıbrıslı Türk ve Rum liderler ile değerlendirme olanağı buldu. Bunu yaparken, artık sorunu ele aldıklarını da ilan etmiş oldu. 

Yeni İngiliz Planı şu esaslardan oluşuyor: 

• Kıbrıs Cumhuriyeti, iki “toplum devlet-community state” tarafından oluşturulacak. 1960 cumhuriyeti de böyle olduğu için yeni devlet evrimleşmiş olacak ve BM veya AB üyeliği için yeniden başvurması gerekmeyecek. 

• Merkezi hükümet, dış politika, ekonomi, güvenlik ve vatandaşlık gibi tanımlanmış yetkilere sahip olacak. Toplum devletlerin de ayrı uluslararası anlaşmalar yapma yetkisi olacak. 

• Altı Rum ve üç Türk’ten oluşacak dokuz bakanlı bir Bakanlar Kurulu ve eşit statüde iki eş başbakan olacak. Kabine üyeleri, hem iki toplum, hem de parlamentodaki siyasi gruplaşmalar dikkate alınarak atanacak. 

• Yasama yetkisi, 24 Rum, 12 Türk üyeden oluşacak 36 kişilik parlamentoda olacak. 

• Merkezi hükümet, uluslararası ilişkiler ve AB ile ilgili işleri Topluluk Devletleri’nin (community state) onayı ile yürütecek. Oybirliğinin olmaması durumunda Kıbrıs, AB içinde ve uluslararası oylamalarda çekimser kalacak. 

• Yabancı askeri kuvvetler, anlaşmasının imzalanmasından sonra Ada’dan ayrılacak. Türkiye, “tek taraflı müdahale hakkından” vazgeçecek. Az sayıda Yunan ve Türk askeri Ada'da kalacak. 

• Kıbrıs Türk devletinin toprak yüzdesi, Maraş ve Güzelyurt’un iadesini de içerecek şekilde % 28,2 ile % 29,2 arasında olacak. 

• Mülkiyet sorunu, hayatta olan eski kullanıcıların “duygusal bağı” da dikkate alınarak üçlü formül (iade, tazminat ve takas) yoluyla çözülecek. 

Taraflar ne diyecek? 

İngiliz formülü, soruna yaklaşımda özlü değişiklikler ortaya koymamakla birlikte İngilizcenin verdiği olanakları kullanılarak yeni bir terminoloji ile sorunları aşmaya çalışıyor. 

Buna karşılık Rum tarafının, “devletin işlevselliği” üzerinde durması bekleniyor. Rumların, “devletin işlevselliğini etkilemeyecekse evet” diyeceklerini düşünüyorum. Böylece müzakereleri yeniden başlatmaya ama eskiden kalan sorunlar etrafında dönüp dolaşarak bugünkü durumu korumaya çalışacaklar. Böylece, hem çözümü engelleyecekler, hem de “çözümü engelleyen taraf” olmaktan da uzak durmaya çalışacaklar. 

Türk tarafına gelince... Türk tarafı “toplum devleti” veya “egemen eşitlik” kavramlarının ne içerdiğinin Gayrı Resmi Beşli Konferans’ta açıklığa kavuşturulmasını isteyebilir. Bu konferanstan önce “evet” veya “hayır” dememeye çalışacak. Ayrıca, yeni müzakere sürecinin olumlu bir sonuca ulaşmaması durumunda Ada’daki mevcut Türk devletinin statüsünün ne olacağının bu konferansta kararlaştırılmasını gündeme getirmesi beklenebilir. 

Bakalım İngilizler bunlara ne diyecek?  

BM Güvenlik Konseyi de arkalarında mı bilmiyorum ama sorunu çözmek istiyorlarsa “sopayı da hazır etmeleri” gerekiyor.

Fotoğraf: KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar (solda) ve İngiliz Dışişleri Bakanı Dominic Raab. (TAK Ajansı)

Etiketler:  Diplomasi