Kıbrıslı Türklerin yeni sınavı

Kıbrıslı Türklerin yeni sınavı

19 Nisan 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

İstesek, bilerek kurgulasak böylesini başaramazdık. KKTC’de kuran kurslarının Anayasa Mahkemesi kararı ile yasaklandığı yolundaki yanlış haber, bir "test case" işlevi gördü. Din eğitimine bakış kadar, Kıbrıslı Türklere bakışın ne olduğunu anlamamıza yardım etti. Buna karşılık, Kıbrıslı Türklerin kendi yaşam tarzlarını korumak için neler yapabileceklerini görmemize de yardımcı olacaktır.

KKTC’de yargı organının en üst kurumu Yüksek Mahkeme’dir. Bu mahkeme, Türkiye’de bilinen şekliyle Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumların görevlerini bir arada yürütür. Yüksek Mahkeme, ilgili sendikanın başvurusu üzerine, Din İşleri Dairesi’nin hafızlık eğitimi vermesi amacıyla yapılan yasal düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirledi. Bu karar, kamuoyuna KKTC Anayasa Mahkemesi’nin kuran kurslarını yasaklaması olarak yansıdı veya yansıtıldı. 

Kızılca kıyamet işte o zaman koptu: Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun kabul edilemez olduğunu belirten sert bir açıklama yaptı: “KKTC Anayasa Mahkemesi Başkanı süratle bu yanlışından dönmelidir, yoksa bizim atacağımız adımlar da farklı olacaktır.” 

Tartışma KKTC’deki yargı organına müdahale şeklini alırken mahkeme kararının yanlış anlaşıldığı, davayı açan sendikanın da "dini bütün" insanlar tarafından oluşturulduğu ve olayın aslında bir makam-mevki çatışması olduğu ortaya çıktı.

Çıktı ama ne gam! Şu ana kadar kimse sözünden dönmüş değil!

Anlıyoruz ki sorun, “bir yanlış anlama oldu” diyerek geçiştirilmek istenmiyor. Bu olay, “devlet eliyle kuran kursu veya hafızlık eğitimi vermek” gibi kazanımlar elde etmek için bir fırsata dönüştürülmeye çalışılıyor. 

Tam da zamanıdır! 

Aslında Erdoğan ve arkadaşlarının isteklerini KKTC yasal sistemi içine enjekte etmenin tam da zamanıdır.  

KKTC maliyesi, salgının yarattığı şoklarla sarsılıyor. Kamu görevlileri, maaşlarından herhangi bir fedakarlık yapmaya yanaşmıyor; özel sektör çalışanları gelir desteği almak için bastırıyorlar. Hükümet, yardıma muhtaç bir şekilde Ankara’dan gelecek paranın yolunu gözlüyor. 2021 yılında Türkiye’den üç milyar 250 milyon TL’lik bir yardım bekleniyor. 

Sadece maaş da değil... Aşı gelecekse Türkiye’den gelecek... Sıfırlanmış olan turizm gelirlerini az da olsa geri kazanmak mümkün olacaksa Türkiye’den gelecek turist sayesinde olacak. Önemli bir gelir kaynağı olan üniversiteler YÖK’ün ağzına bakıyor.  

Salgın KKTC’yi Türkiye’ye iyice bağımlı hale getirdi. Bu bağımlılık, Türkiye için arzulanan yaşam tarzını, kavramları yorumlama anlayışını Kıbrıslı Türklere de dayatmak için uygun koşullar sunuyor. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da bunu söylüyor: “Kuzey Kıbrıs, artık her şeyiyle, Türkiye'deki uygulamalar neyse, bunları uygulama safhasına geçirme durumundadır.” 

Ankara’da hakim olan görüşlere karşı çıkanların da ellerinde ciddi kozlar vardır aslında... 

Dünyanın gözü bir kez daha Kıbrıs’a çevrilmiştir. 27-29 Nisan’da Cenevre’de toplanacak konferans Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulmak için zemin var mı, yok mu diye araştıracak. Rum tarafı eskimiş BM parametrelerinde ısrar ederken Türk tarafı "iki devletli çözümü" gündeme getirecek. Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin moral desteğine ihtiyaç duyacağı bir zamandan geçiyoruz. 

Ankara’nın mali yardımına bağımlılık olmasa bu moral destek ihtiyacı, çok daha etkili bir şekilde kullanılabilirdi. Hatta bütün bunlardan, Kıbrıslı Türklerin, "başka bir yönetim tarzı" çıkarması bile mümkün olabilirdi. 

Erdoğan ve arkadaşlarının demeçleri, KKTC’de tam bir infial yaratmış görünüyor. Avukatlar Pazartesi günü bir eylem yapacak. Hükümet ve hükümeti oluşturan partiler dışında kalan bütün toplumsal güçler avukatlara destek beyan ederek Erdoğan ve arkadaşlarını kınamaya başladılar. Bu kınamaların veya sosyal medya üzerinden açığa dökülen tavırların bir siyasi projeye dönüşebilmesi için biraz daha fazla fedakarlık gerekir sanıyorum.

İşte "sınav" dediğimiz şey de bu: Kıbrıslı Türkler, kendi yaşam tarzlarını korumak için ne kadar fedakarlık yapacak ve bu fedakarlığı hangi ölçüde akıllıca kullanacak hep birlikte izleyeceğiz. 

Kıbrıslı Türkler, bir zamanlar Yunanistan ile birleşmek isteyen Kıbrıslı Rumların ENOSİS talebiyle sınanmışlar ve bu sınavı başarı ile vermişlerdi. Aradan uzun zaman geçti... Şimdi yeni bir sınav var: Kuzey Kıbrıs “ayrı bir yönetim” olmayı hak ediyor mu, etmiyor mu; göreceğiz!

Fotoğraf: 1963 yılı Aralık ayında Lefkoşa Türk mahallesini savunmak amacıyla Atatürk büstünün de bulunduğu Girne Kapısı’nda oluşturulan mevzideki Kıbrıslı Türkler.