Kıbrıslı Rumlar yol ayrımında

Kıbrıslı Rumlar yol ayrımında

11 Ocak 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Birleşmiş Milletler Örgütü, Kıbrıs sorununun başlıca müdahillerinden biridir. 1950’li yıllarda uhdesine almayı başaramadığı ama 1964’te iyice içine girdiği Kıbrıs sorununu, içinden çıkılmaz hale getirmeyi başardı. Kıbrıs sorunu, hâlâ daha BM diplomatlarının iş azlığını engelleyen, bazı hallerde iyi bir kariyer yapmalarına yardımcı olan dünya meselelerinden biridir. 

Kıbrıs, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çabaları nedeniyle yeniden hareketli günler yaşayacağa benziyor. Deniz yetki alanlarının paylaşılması için uluslararası bir konferans düzenlenmesi gündeme geldiği zaman bunun başlıca engeli olarak ortaya çıkan Kıbrıs sorununu, “Belki çözer” veya “Çözer gibi yaparız” ve "Doğu Akdeniz Konferansı’nı toplayabiliriz" umudunu taşıyanlar yeniden harekete geçtiler. BM Genel Sekreteri ve temsilcileri de yeniden devrededir.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı olarak görev yapan Jane Hole Lute’un, 10 Ocak'ta adaya gelmesi bekleniyordu. 11 Ocak'ta ise, Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis ve KKTC Cumhurbaşkanı Tatar ile görüşecek. Lute, garantör ülkeler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile de temas halinde bulunuyor.

Lute’un amacı belli: Şubat ayında iki tarafın ve üç garantörün katılacağı gayrı resmi bir konferans toplamak...

Aslında taraflar böyle bir konferansa katılmaya hazır olduklarını çoktan açıkladılar. Sorun, bu konferansın ne için toplanacağında... 

Türk tarafı, bu konferansı bir “arama konferansı"na dönüştürmeye çalışıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, tekrarlayıp duruyor: “Bu aşamada, şunu anlamamız lazım. Neyi müzakere edeceğimizi belirleyebilmemiz gerekiyor. Bu sebeple 5 artı Birleşmiş Milletler (BM) formatında gayri resmi bir toplantı önerdim. (….) Biz burada müzakere için yeterince temel var mı yok mu bunu göreceğiz. Türkiye hazır. Kıbrıslı Türkler de bu müzakerelere hazır ancak gerçekçi olmamız gerekiyor. Federasyon için müzakere etmek zaman kaybı olacaktır. Eğer federasyon için müzakerelere bir başka 52 yıl daha devam edecek olursak, ben eminim ki hiçbir şekilde çözüm bulamayacağız.”

Rumların tutumu

Türk tarafı bu konferansta, federasyonun alternatifi olarak düşündüğü “iki devletli çözüm” önerisinin sunumunu yapacak mı, belli değil. Ama eskisi gibi bir müzakere sürecinin başlamasına onay vermeyecek ve Rum tarafından, ısrarla gündemde tutmaya çalıştıkları “iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm” formülünden ne anladıklarını açıklıkla ortaya koymasını isteyecek gibi görünüyor. 

Rum tarafında da bu konuda çok yaygın bir tartışma yaşanıyor. Kıbrıs Rum Başpiskoposu Hrisostomos bile Rum lider Anastasiadis’in kendisine “iki devletli çözüm istediğini” söyleyerek Çavuoğlu’nun bu konudaki açıklamalarına destek verdi. 

En güçlü muhalefet partisi konumundaki solcu parti AKEL ise muhalefetin dozunu iyice artırdı. AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, daha geçen gün, Crans Montana’daki son yemekten önce kendilerine “valizlerini toplamalarının bildirildiğini” açıklayarak BM Genel Sekreteri Guterres tarafından 2017’deki müzakereleri kurtarmak amacıyla düzenlendiği bilinen bu yemeğin Anastasiadis tarafından sabote ettiği iddialarına destek verdi. 

Anastasidis ise çırpınıp duruyor...  

BM Genel Sekreteri’ne mektup göndererek, bu mektupta “gönül çeleceğini” zannettiği bazı Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) önererek baskılardan kurtulmaya çalışıyor. Ne var ki, bu çabası da en büyük darbeyi yine AKEL’den yedi. AKEL’in etkili sözcülerinden biri, GYÖ’leri kast ederek, “Herhangi bir önlemin Kıbrıs sorununun çözüm prosedürüne yardımcı olarak işlemesi gerekir, (çözümün) yerine geçmesi değil. Aksi halde, GYÖ’lerin öne çıkarılması esasen Genel Sekreter’in, Kıbrıs sorununa kapsamı çözüm bulmak hedefiyle müzakereleri yeniden başlatma çabasını baltalar” ifadelerini kullandı ve çözüme odaklanılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. 

Anastasiadis’in Dışişleri Bakanı Hristodulidis, konferansa Avrupa Birliği’ni de dahil ederek Türkiye’ye karşı avantaj elde etmeye çalışıyor. 

Ortada hummalı bir çalışma var. 

Yol ayrımı 

Rum tarafı, “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon”; “BM parametleri temelinde çözüm” veya “iki taraf arasındaki güveni artıralım” gibi oyalayıcı yaklaşımların işe yarayacağını düşünüyorsa çok yanılıyor. 

Bu taktik, elbette öncelikle Türk tarafının tepkisi ile karşılanacak. Gayrı resmi konferans, “Neyi konuşacağımız konusunda anlaşamadık” türünden açıklamalarla tamamlanırsa Türkiye yeniden Doğu Akdeniz’e dönebilir. Bunu engellemek isteyen Avrupa Birliği ise, Kıbrıs Rum tarafının dışlanacağı yeni bir süreç yaratmaya kalkışabilir. Konferansın başarısız olması, Türk tarafına da sorunlar yaratır elbette ama Rum tarafı bakımından yönetilmesi mümkün olmayan yeni bir süreç başlatabilir. 

Rum tarafı, bu tehlikeyi uzaklaştırmak istiyorsa, “federal çözüm” konusunda istekli ve kararlı olduğunu göstermesi gerekir. Kıbrıslı Türkler ile gerçek anlamda yetki paylaşmaya hazır olduğunu; Doğu Akdeniz’de Türkiye düşmanlığına son vereceğini ve AB üyeliğini Türkiye karşıtlığı için kullanmayacağını ikna edici bir şekilde ortaya koymalı. 

Bu konuda umut veren işaretler henüz ortada görünmüyor. Kıbrıslı Rum yetkililer, eski argümanlarını tekrarlayıp duruyorlar. Tehlikenin ayırdına mı varamadılar; yoksa pazarlık marjlarını yüksek tutmaya mı çalışıyorlar, bilmiyorum! 

Umarım kendileri, ne yaptıklarını biliyorlar!