Kıbrıs sorununda 'fantastik görüşler' dönemi

Kıbrıs sorununda 'fantastik görüşler' dönemi

27 Eylül 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

İlkokuldan başlayarak okutuyoruz; Kıbrıs adasının ilginç bir tarihi vardır. Fenike’nin ne olduğunu bilmeden, “Kıbrıs’ta Fenikeliler” diye başlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kadar gelir. Milattan önceki 1500’lü yıllardan başlar, günümüze ulaşır. Fenikeliler, Araplar, Romalılar, Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar, İngilizler ve Kıbrıslılar...  

Kıbrıslılar bu işi üç yıl kadar sürdürebilmiş, sonra kendi aralarında çatışmaya başlamıştır. Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ne zorla sahip çıkmış; 1974’teki Türkiye müdahalesi, Kıbrıslı Türklerin oluşturduğu ayrı idareye daha sağlam bir zemin hazırlamıştır. 

Kıbrıs sorununu başlangıcını bazen 1963’e, bazen 1955’e dayandırırız. 1955, Kıbrıslı Rumların Yunanistan ile birleşmek hedefiyle silahlı eyleme başladıkları tarihtir. 1963 Aralık ayı ise, toplumlararası çatışmaların başladığı ve 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fiilen sona erdiği tarih... 

Haritayı önünüze açar ve Kıbrıs’ın coğrafi konumuna bakarsanız Ada’nın neden bu kadar kıymetli olduğunu ve Ada sakinlerinin, “sakin sakin yaşamasının” neden mümkün olmadığını bir bakışta anlayabilirsiniz.

Tarihsel dönemler

Kıbrıs, kendi haline bırakılamayacak kadar kıymetli bir toprak parçasıdır. 3500 yıllık insanlık tarihi bunu defalarca kanıtlamıştır. Bu nedenle Kıbrıs’ın tarihi, dünya tarihi ile paralellik gösteren dönemlere ayrılmaktadır. Dünyaya, en azından bizim de içinde olduğumuz Avrasya’ya Roma hakimse, Kıbrıs’ta da “Roma dönemi” vardır. Bu coğrafyanın başat gücü Osmanlılar ise Kıbrıs’ta da “Osmanlı dönemi” olacaktır! Sonra güç İngilizlere geçiyorsa, Kıbrıs da artık bir “İngiliz adası” olmalıdır. Bu kadar basit!

Şimdi zaman değişti. Dünyanın başat gücü olan Amerika Birleşik Devletleri, bölgemizden uzakta... Kendince kritik olan bölgelere doğrudan müdahaleye kalkışması da istikrar değil, kaos doğuruyor. Bu bölgenin insanları olarak belki de bize düşen, kendi hayatımızı düzene koyacak bir bölgesel istikrar paktı oluşturmaktır ki bunu başarabileceğimize dair en ufak bir umut bile ufukta görülmemektedir. 

Kıbrıs sorununun evreleri 

Kıbrıs sorununun uzayıp gitmesinin nedeni de dünyanın bugünkü hâli olmalıdır. 

Eskiden Kıbrıs sorununu “soğuk savaşın bir ürünü” olarak değerlendirmek hoşumuza gidiyordu. NATO araya girdi, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu ama o da istikrar kazanamadı. 

Soğuk savaş bitti, ABD’nin mutlak egemenliği başladı ama Kıbrıs sorunu varlığını korumayı bildi. Avrupa Birliği, Orta Doğu’da söz sahibi olmak için Rumları üye aldı, Kıbrıs sorunu biraz daha güçlenip kökleşti... 

Kıbrıs sorunu öyle bir sorundur ki, kendini her duruma uyarlayabiliyor. Malum, esnek varlıklar uzun ömürlü olurlar. Doğanın kuralı böyle... Kıbrıs sorunu bu esnekliği sayesinde varlığını devam ettirmeyi başarabiliyor. 

Liderlerin fantezileri

Anlaşılan odur ki şimdi de “fantastik görüşler” evresindeyiz.  

New York’ta bulunan Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis’in BM Genel Kurulu’nda ifade ettiği görüşleri, 50 yıldır Kıbrıs sorununu izlemekte olan ben bile anlayamadım. 1960’a dönüşten söz etti ama bunu “geçici bir merhale” olarak sunmaya çalıştı. Kalıcı bir sorunumuz varken geçicisini ne yapacağız; söylemedi! 

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıslı Türklerin 1960 anlaşmalarından kaynaklanan haklarının ve buna bağlı olarak “egemen ve uluslararası eşit statü talebinden” söz ediyor ama Anastasiadis’in “60’a dönelim önerisini” değerlendirmeye yanaşmıyor. 

Anastasiadis’in tutumunun Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi’nde karşılık bulmadığını biliyoruz. Tatar’ın görüşleri ise Kıbrıs Türk kamuoyunda bile yankılanmıyor. Böylesi ziyaretlerin öncesinde KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda yapılmasına alıştığımız “parti liderleri toplantısı” da zaten uzun zamandır yapılmıyor. Liderler, kendi dünyalarında yaşayarak kendi fantezilerini dayatmaya çalışıyorlar. 

Eh! Bu kadar dönem geçti gitti; bu “fanteziler dönemi” mi geçmeyecek? 

Belli oldu ki, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak herkes için ama öncelikle dünyanın başat gücü için gerçek bir ihtiyaç haline gelmeden bugünkü statüko değişmeyecek.

Karikatür: Mustafa C. Azizoğlu