Kıbrıs konusu siyasi eşitliğe gelip dayanacak

Kıbrıs konusu siyasi eşitliğe gelip dayanacak

4 Mart 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

En nihayet tarih de belli oldu, amaç da! 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs sorunu ile doğrudan ilişkili olduğunu düşündüğü tarafları gayrı resmi bir toplantıya çağırdı. Toplantı, 27-29 Nisan’da Cenevre’de yapılacak. 

Guterres’in sözcüsü ise, toplantının amacının “Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulmayı müzakere edecek ortak bir zemin olup olmadığını belirlemek” olduğunu duyurdu. 

Genel Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Jane Hole Lute, önümüzdeki günlerde Kıbrıs’a gelecek ve toplantı gündemini Kıbrıslı Türk ve Rum liderler ile paylaşmış olacak. Avrupa Birliği (AB) “gözlemci” olmak istiyor. AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Borrell de bugün (4 Mart) Kıbrıs’ta olacak ve taraflarla görüşecek.  

Konunun özü 

Bütün bunlar kafamızı karıştırmamalı aslında... 

4-5 yılda bir, sorunun ele alınması bir zorunluluk haline gelir ve bu türden gelişmeler her zaman yaşanır... Sonuçta, Kıbrıs sorununun çözümlenip çözümlenmeyeceğini belirleyecek olan unsur, toplantıların nasıl olacağı değildir. Kıbrıs sorunu, Ada’da yaşayan iki halkın, kurulması tasarlanan ortak devletin yetkilerini nasıl bölüşecekleri sorunudur ve her müzakere süreci işte bu “zurnanın zırt dediği yerde” tıkanmaktadır. 

Kıbrıs sorununun 27-29 Nisan toplantısından nasıl etkileneceğine ilişkin bir öngörüde bulunmak isteyenler, bu tıkanma noktasına odaklanmalıdır. 

Siyasi eşitlik tartışması 

Yetki bölüşümündeki esas sorun, Kıbrıslı Türklerin “siyasi eşitliğinin” Rum tarafınca kabul edilip edilmeyeceğidir. 

Siyasi eşitlik ilkesi, çözüm yolunda büyük ilerlemelerin sağlandığı Talat-Hristofias görüşmelerinde temel bir çözüm parametresi olarak belirlendiği halde, devlet organlarının yetkileri ele alınırken yeniden ve yeniden tartışma konusu olmuş; Kıbrıslı Türklerin kararlara “etkin katılımı” engellenerek çoğunluk kararının geçerliliği sağlanmak istenmişti. Görüşmelerin patinaj yapmaya başlayıp çökmesinin nedeni de budur! 

Siyasi eşitliği veya kararlara etkin katılımı, Kıbrıs Türk tarafının “hayır” dediği kararların geçerlilik kazanmaması olarak düşünmek gerekiyor: Bir tür, veto!  

Rum tarafı, böyle bir düzenlemenin devletin çalışabilirliğini ortadan kaldırarak çökmesine neden olacağı iddiasındadır. 1963’te yaşananları, bunun bir örneği olarak sunmak gayretkeşliğini bile göstermektedirler. Zamanın Cumhurbaşkanı Makarios, Türk milletvekillerinin vergi yasasına onay vermemesini gerekçe göstermiş ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı değiştirmek istemişti. Bu isteği kabul edilmeyince de 63 saldırılarını başlattı. Şimdiki iddiaları, Türk tarafının eline böyle bir güç geçirmesi halinde aynı şeylerin yaşanacağıdır.  

Kurucu güçlerden birinin yıkılmasını istediği devletin yıkmasına kim engel olabilir ki? Yıkmak isterseniz, yıkarsınız! Elinizde böyle bir güç olmadan, “siyasi eşit” olamayacağınız ise çok açık değil mi zaten? 

Kendi kendilerine de tartışıyorlar 

Son zamanlarda Kıbrıs Rum tarafında, “siyasi eşitlik” en popüler tartışma konusu haline geldi. 

Solcu AKEL, Anastasiadis’i siyasi eşitliği kabul etmeyerek “Kıbrıs’ı kalıcı bölünmeye sürekliği” iddiasını ileri götürmeye çalışıyor. Oysa Anastasiadis’in partisinden de benzer bir ses yükseldi. DİSİ Başkanı Neofitu da, Türk ordusunun Ada'dan çıkarılması isteniyorsa “siyasi eşitliğin” kabul edilmesi gerektiğini söylemeye başladı. Bunlar başlıca siyasi güçlerdir. Daha küçük partiler ise AKEL ve DİSİ’nin siyasi eşitlikten ne anladıklarını, bunun “Türk tarafının istediği gibi bir siyasi eşitlik” olup olmadığını sorguluyorlar. 

Kıbrıslı Rumlar kendi aralarında “siyasi eşitlik” kavgası yapıyorlar ama bunun Türk tarafında hiçbir karşılığı yok: Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Kıbrıs Türk tarafının “siyasi eşitlik” yerine “egemen eşitlik” talep etmeye başladığını biliyor ama görmezden geliyorlar. Siyasi eşitlik talep eden Cumhuriyetçi Türk Partisi gibi partilerin anladığı siyasi eşitlik ise, AKEL veya DİSİ’nin anladıkları ile benzeşmiyor. 

Çıkmaz tam da buradadır: Rum tarafı, Türk tarafında yankı bulacak, çözüme daha fazla önem veren siyasi çevreler tarafından kabul edilebilecek bir siyasi eşitlik tanımı yapsa ve bunu kabul ettiğini duyursa, 27-29 Nisan toplantısı çözüm için umut vermeye başlayacak. Böylece Tatar ve arkadaşları gerçekten köşeye sıkıştırılmış olacak. Belki Türkiye de, böyle bir çözümü denemeye hazır hale gelecek. 

Ben, Türk tarafının da siyasi eşitlik üstünden ilerlemeye çalışmasında yarar görenlerdenim. Türk tarafının Rum-Yunan tarafının siyasi eşitliği gerçek anlamda kabul edip etmediğini sorgulaması, Rumları iyice uzlaşmaz durumuna düşürebilir diye düşünüyorum. Nisan toplantısında esas gündemin bu olması gerekiyor. 

Gerisi tam bir kakofoni olacak: Rumlar kendi aralarında, iç politika amaçlı ve anlamsız bir tartışma sürdürürken; Türk tarafı kimsenin ilgi duymayacağı “iki devletlilik” şarkıları söylemeye devam edecek! 

Tanrı, BM Genel Sekreteri’ne sabır versin ve işini rast getirsin!