Kendini bil kendini tanı

Kendini bil kendini tanı

30 Aralık 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

O kadar hoşuma gider ki, bir insana söylenebilecek en kısa ve en mantıklı cümle ne deseler bu cümleyi söylerdim. Apollon’a adanmış olan Delphinios mabedinde yazılı olan ve büyük bilge Pisagor’un “Kendini Bil” sözünü herhalde hepimiz duymuşuzdur. 

Şunu çok iyi biliyorum ki ,felsefe problemleri, felsefi düşüncenin sürekli geleneği içinde gelişir. Bütün bu düşüncelerin, birbirine ne bakımdan bağlı, ne bakımdan karşı olduğu ve birbirinden nasıl çıktığı, tarihi akışları içinde kavranabilir. Kendini tanımanın bir önemi, anlamı yok belki de.

Kendini bilmek, insanın her şeyden önce kendisiyle kurduğu pozitif bir ilişki biçimidir. Bu açıdan ele aldığımda insanın bireysel boyutta kendi iç dünyasına yolculuk yapmasıdır. İnsanın kendisinin ne olduğunu anlamaya başladığı epistemolojik bir yolculuk olsa gerek. Birey kendisine tüm insanlığa dair bu bilgilerin ışığında objektif bakabilir ve bu durum ona daha ahlaki bir kişilik kazandırabilir. İnsan doğa gibi düşünerek, hareket ederek benliğinin gelişimini içselleştirip, değişim ve dönüşüm sağlamıştır. Hepimizin yani yurdum insanının yapmadığı bir özelliktir.

Herkesin başını yastığa koyduğu an kendi benliğiyle yüzleştiği ve gerçekleri en saf haliyle kabul ettiği halidir. Hata yaptığını bilmesi ve kabullenmesi kişide mükemmel, ahlaki bir kişiliğin yerleşmesine sebep olur. Ne var ki, "ben"in kendini bilmesi ve tanıması bir anda veya kısa bir süre içinde gerçekleşebilecek bir şey değil, bir süreç meselesidir.

Bildiğimiz üzere insanın klasik üç yönü ve bir de çağdaş bir boyutu vardır. İnsan önce biyolojik, sonra entelektüel, sonra da moral bir varlıktır; işlevi gereği bu yönde gelişmesi gerekir. Bir tek cümle ile insan üç boyutlu bir varlıktır. Yaşıyor olmak, hayatta olmak, yaşamın anlamıdır. İnsanın hayatı sorgulayabilmesi için öncelikle kendisini bütün yönleriyle tanıyor olması gerekir. Kendini tanımaktan aciz olan, kendini tanıma yeteneği bulunmayan bir insanın, kendi hayatının anlamını kendini tanıyabilmesi ile mümkündür. İnsanı anlamak, tanıyabilmek için bütün bilimlerden yararlanmak gerekir. İnsanın fiziksel gelişimi ile düşünce gelişimi iç içe, diyalektik bir süreci tanımlar. İnsanların alet yapmaları ve doğaya hâkimiyet kurma mücadeleleri kendilerini geliştirmesini sağlamıştır. İnsanın kendini geliştirme mücadelesi, düşünce üretimine ve bu düşüncelerin gelişimine de zemin hazırlamıştır. İnsanın fiziksel evrimi, davranışsal, duygusal, bilişsel, düşünsel evrimi birbirinin içine geçmiştir. 

Benim anladığım kadarı ile “ben” insanın kişide doğuştan var olan davranışlardır. Bireydeki bedensel, duygusal ve zihinsel etkinliğine çevrenin verdiği önem, değerlerdir. Benimsenen bu değer yargıları, insanın kendine özgü fiziksel ve ruhsal bütünlüğü, “ben”dir. Her insan kendisi hakkında olumlu ve olumsuz düşüncelere, duygulara sahiptir. Kişinin kendisini diğer insanlardan ayıran davranışlarının bütünüdür. 

Beni ben yapan her özelliğim kim olduğumu gösterir. Beni herkesten ayıran özelliğim dış görünüşüm değil; düşüncelerim, yaşayış tarzım ve duygularımdır. Kendini bilen, ne istediğini bilen, hayatına, gerçekliğine ve ben bilincine bir anlam katmış olur. Ben olmayı belirleyen en önemli zihinsel özelliğimiz; hislere sahip olma kapasitemizdir. Kendini tanıma bilinci insanın geçmişten ders çıkarması geçmişi hatırlamasıdır. Tabii ki geleceği öngörme ve plan yapma yeteneği varsa… Kişi, soyut düşünme, dil kullanma, ahlaksal, estetik ve dinsel yargılarda bulunma yeteneğine sahipse kendine özgü, özel bir benliği olduğunu ve bu benliğin özüne bağlantılı olarak bir ruh taşıdığının bilincine varır. Değişik düşüncelere, kuramlara ve bilimsel çalışmalar kimliğe farklı farklı anlamlar yükleyerek açıklamaya çalışmışlardır. Felsefede ise kimlik, öznenin varoluşunun ontolojik, epistemolojik, etik ve estetik gibi belirlemeleri sonucu oluşmuş olan gerçekliğidir. Sokrates, “Kendini bil!” sözünü söylerken insan için bilginin, kimliğin önemine ve bilme uğraşının kendini bilmekle olabileceğine işaret eder. Benim düşüncem kişinin kendisini bilmesi, kimlik olgusu, bir kişinin ya da grubun, topluluğun kendi niteliklerine, değerlerine, konumuna bireyin dürtülerinin, inançlarının, kişisel geçmişinin bir örgütlenmesinden ve kökenine ilişkin bilinçli kavrayışı olarak tanımlanabilir. Kişinin kendini algılayış biçimi fiziksel kimliğini; taşıdığı ismi, etnik, toplumsal, kültürel, siyasi kimliği ve kendisi ile ilgili imgelerin, tutum ve davranışların tümüdür. Kişinin geçmişi ile bugünü ve geleceği arasında sağlam bir ilişki kurabilirse sağlam bir kişiliğe sahip olur. Yine burada kendini tanımanın temelini oluşturan ilkelerini ilk defa filozof Sokrates “sorgulanmamış bir hayatın yaşanmaya değmediğini” ifade ederek söylemiştir. Sokrates'e göre, kişi önce kendini tanımalı, yaptıklarına, yapması gerektiği hâlde yapmadıklarına, yanlışlarına, doğrularına, değer yargılarına, bunların toplumun değerlerine uygunluğuna bakmalı. 

Her şeyi sorgulamaya kendinden başlayan insan, bilincin sırlarını keşfeden, kendisinin varlık bilincinde olur. Bilinç zihnin akışı, içe bakış yoluyla algı ve deneyimlerimiz olarak tanımlayabileceğimiz ve beynin bilinçli süreçlerinin tamamını içeren bir yetenek süreç olarak tarif edilebilir. 

Kendini tanıma, bilinç olgusunu belirleyen en önemli unsurlar biyolojik, psikolojik, çevre, toplum, toplumsal şartlar, kişinin yaşam deneyimlerinin duygular, düşünceler, toplumsal, bireysel değerlerdir. Algı, duygu ve düşünce olarak zihnimizde her ne varsa, ister gerçek ister hayal olsun, onlarla ilgili farkındalık bilinci oluşturur. Eğer insanoğlu kendisini tanısaydı, bilebilseydi, belki de bu dünyada yaşadığımız acılar, haksızlıklar, adaletsizlikler ve kavgalar, sosyal sınıf farklılıkları, savaşlar olmayacaktı. 

İlk çağlardan beri bir çok filozof ve bilim adamı, kendini ve potansiyellerini fark etmiş veya böylece kendini bilmiş ve kendilerini tanımışlardır. Tersinden söylemek gerekirse bu bir çok düşünür kendilerini tanıyarak ciddi bir farklılık yaratmış, dünyayı, orada olup bitenleri farklı bir tarzda görüp ve yorumlamıştır. Ama bilinçli farkındalık sadece insanoğlu için geçerlidir. Kısmen bilgili olma, uyanık olma anlamındadır. İnsan çoğu zaman kendisinin, bedenin, duyularının ve düşüncelerinin farkında olduğu sürece bilinçli olur. Varlık ve bilinç insanda farkında olmanın, duygunun, algının ve bilginin merkezi olarak görülen yetenek, kişinin kendi içine dönüp, kendisini kendi düşüncesiyle kavraması durumunun etkileşime girmesinden ibarettir. Bu etkileşim farklı boyutlarda hem zihinsel hem de bilişsel meydana gelebilir. Zihin, sürekli olarak başta beyin olmak üzere tüm bedenle iletişimde olduğu gibi ve dış dünya ile etkileşim hâlindedir. Doğada bulunan canlıların, nesnelerin varlıkları, insan ile diğer canlılar arasındaki ilişki konusunda belirleyicidir. Kendi öz iradesi, kendisini tanıma bilinci olan insanlar, irade ve bilinçten yoksun nesneler dünyasına fırlatılmıştır. İnsan verdiği mücadeleyi, sorguladığı hayatı anlayabildiği sürece var oluşunu anlayabilir. Bu varoluşçuluk insanın evrendeki yerini, kendisini tanımasını var olmanın niteliklerini, varlığın etki ve tepkilerini soruşturur. 

İnsan, verdiği mücadeleyi, sorguladığı hayatı anlayabildiği sürece var oluşunu anlayabilir. Bu varoluşçuluk insanın evrendeki yerini, var olmanın niteliklerini, varlığın etki ve tepkilerini soruşturur. Felsefede ise kimlik, öznenin varoluşunun ontolojik, epistemolojik, etik ve estetik gibi belirlemeleri sonucu oluşmuş olan gerçekliğidir. "Kendini bil, kendini tanı" sözünü söylerken insan için bilginin, kimliğin önemine ve bilme uğraşının kendini bilmekle olabileceğine işaret eder. Yani kendini bilmek, kendi iç dünyamızda olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilişki kurmak, bunlarla ilgili bir anlayışa kavuşmaktır. Kendini bil kendini tanı ancak böyle mutlu olabilir, yaşamın anlamını kavrayabilirsin...