Kendini anlama sürecinde mutluluk

Kendini anlama sürecinde mutluluk

28 Temmuz 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Okuduğum kitaplarda, makalelerde hayata dair tecrübe ve birikimi olan hiç kimseden mutluluğun tam tarifini yapabilen birisini göremedim henüz. 

Her ne kadar bu konuda net bir cevap alamasam da kendimce, mutluluk için insanın iç huzurunun doyuma ulaşmış olması gerektiğine inanıyorum. Mutlu bir yaşam su, hava, ateş, rüzgâr, dalga gibi gelip geçici değildir, bence toprak gibidir. Sanki bütün canlıların solumasına yarayan renksiz, kokusuz, akışkan gibi görünen ama görünmeyendir. Mutlu bir yaşam evreni, doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen esintidir. Bu mutlu olma duygusu insanın kendisini bedenen, duygusal, bilişsel, zihinsel ve ruhsal olarak huzurlu hissetmesini hayata daha olumlu bakmasını sağlar. 

Sevinç, hoşnutluk, mutluluk ya da keder, hoşnutsuzluk, mutsuzluk, öfke biçiminde bireysel (öznel) yaşadığımız bu durumların çıkış noktası bilinçaltımızdır. Zihin tarafından üretilen bilinçaltı, kesinlikle zihnin kontrolü ve onun sorumluluğu altındadır. 

Bilinçaltı kendisinin doğru kabul ettiği düşünceyi hemen işler, harmanlar, yorumlar, işleme koyar ve günlük hayatımıza etki etmesine neden olur. Bilinçaltı tekrarı seven, sürekli tekrarladığınız duygu, düşünce ve davranışları alışkanlık haline getirir. Bu yüzdendir ki mutsuzluğu bir alışkanlık haline gelmiş davranışları, düşünceleri değiştirmemiz bizim için oldukça zordur. 

Bilinçaltımızın kabul ettiği düşünceler yapıcı ve olumlu özelliklere sahiplerse hayatımıza da olumlu şekilde tesir ederek, mutlu olmamızı, yapıcı, huzur dolu uyumlu bir kişiliğe, hayata sahip olmamızı sağlar. Bizim bilinçaltımızda kabul gören düşünceler olumsuzsa hayatımızı, kişiliğimizi de aynı şekilde olumsuz ve mutsuz olmamızı etkiler.  

Ben mutluluğu, yaşadığımız ister olumlu isterse olumsuz olan her şeyin içinde gizlenmiş gibi düşünüyorum. Birçok insan mutluluğu aramaya çalışıyor. Oysa ki mutluluk aranmaz, her dakikası yaşanır. Mutluluk sürekli yaşanılan, iliklerimize kadar hissettiğimiz, tarifi yapılan ya da düşünülen bir duygu değildir. Kişi duygusal, bilişsel, zihinsel olarak yeterince haz duygusuna ulaşırsa işte bu mutlu olma hâlidir. Mutluluk beklentilerle doğru orantılıdır yani beklentiler gerçekleştikçe, insanın mutluluğa ulaşması daha kolay olur. 

Mutluluk herkesin arzuladığı bir amaçtır. İnsan amacının mutluluk olduğu, bütün insanların, mutluluğu gönülden istediği, arzu ve tercih ettiği, ona ulaşmaya çabaladığı bir duygudur. Mutluluk insanın hem erdemli bir tercihi hem de erdemli bir eylemidir. İnsanlar mutluluğun nedenlerinin zihinlerimizin içinde değil, dış dünyada olduğunu sanırlar. Oysa ki mutluluk bizim içimizdedir. 

Gerçekten hayat kısa; biliyorum ki mutluluk mutlak iç huzurdur. Mutluluğun ilk şartının insanın ahlaken kendisine dürüstlüğü olması gerektiğine inanıyorum. İnsan yaşamında aldığı doyuma ve olumlu duygulara göre mutlu olur. Mutluluğun daha çok, mantıklı dünya görüşlerinden, düzenli ahlak kurallarından, doğru yaşama alışkanlıklarından kaynaklandığına inanıyorum. İşte o zaman işimizden, hayatımızdan zevk alırız. Bu hayatta en çok arzu ettiğimiz şeylerin, neler olduğunu sezer ve bilirsek mutluluğu yakalarız. İnsanlar yaşayış tarzları, dünya görüşleri, sayesinde toplumsal bağlar kurdukları oranda mutlu olur. Bilişsel, duygusal, zihinsel aynı zevk ve düşünceden olan frekansları uyuşan insanların birbiriyle olan ilişkilerinden dolayı mutlulukları da o oranda artar. 

Bazen etrafımda mutsuz olan, sürekli kötümser düşünen insanlara neden bu kadar mutsuz olduklarını sorduğumda sürekli sebebini bilemediklerini söylüyorlar. "Derdin ne", "nasıl yardımcı olabilirim, sorununu nasıl halledebiliriz" diye sorduğumda inanın cevap alamıyorum. Karşımdaki kişi daha niçin mutsuz olduğunun farkında bile değil... Tıpkı üstat Orhan Veli’nin "Değil" şiirindeki gibi: 

Bilmem ki nasıl anlatsam; 

Nasıl, nasıl, size derdimi! 

Bir dert ki yürekler acısı, 

Bir dert ki düşman başına. 

Gönül yarası desem... 

Değil! 

Ekmek parası desem... 

Değil! 

Bir dert ki... Dayanılır şey değil... 

Böyle diyor üstat. Mutsuzluğa demir atmış, mutsuzluğa bu kadar meyilli bir insanın durumunu bundan güzel anlatacak bir örnek bulamıyorum. 

Kendini mutlu hissetmeyen insanın yaşadığı olumsuz duygular, örneğin kıskançlık, öz güven eksikliği, kendine ve topluma yetememe hissi, kendini basit, sıradan, önemsiz değersiz görme, yalnızlık, sevilememek, sevememek, doğayı, nesnel dünyayı anlayamamak hep bireyin mutsuzluğunu tetikliyor. 

Mutluluğa ulaşma yolunda aklın çok büyük bir önemi vardır. Bir şeyi ne için yaptığımızı bilmemiz, onu neden tercih ettiğimizin farkında olmamız ancak akılla, düşünmeyle ve mantıklı davranışlarla mümkündür. Çünkü mutluluğa götürecek yolda erdemli ve bilinçli eylemlerde bulunabilmek kesinlikle akılla mümkündür. Belki de mutluluk hep bize bir hedef olarak sunuldu. Hiçbir zaman bu konuda sarf ettiğimiz çabanın, hedef için verilen emeğin mutluluk getireceğini anlayamadık. Birçok insanın mutlu olmayı eğlence olarak düşündüğünü gördüm. Ekonomik durumu iyi olan birinin istediği her şeyi satın alma gücüne sahip olması, örneğin dilediği gibi mutluluğun garantisi değildir ki. Elbette ekonomik kaygıların olmaması insanların bir nebze olsun hayata daha olumlu bakmasını sağlayabilir ama bu mutluluğun anahtarı değildir. Eğlence, neşeli ve hoşça zaman geçirilen anlar geçicidir. Ama haz duygusu mutluluk değildir. 

Üstelik yaşam, sadece tek bir insanın mutlu olması için önem arz etmez, toplumun tamamına yönelik olduğu sürece mutluluk verir. İnsan sadece kendisine yönelik mutluluğu değil, topluma yönelik mutluluk için bir şeyler yaptığı sürece hayatı anlam kazanır...