Kelimelerle büyülü bir yolculuk

Kelimelerle büyülü bir yolculuk

14 Mayıs 2021 Cuma  |   Serbest Kürsü

Hakan Başak

Lisanla, kelimelerle uğraşmanın en keyifli yanı farklı dillerdeki ses benzerlerini bularak hikâyeler oluşturmak. Özellikle Sami dil grubundaki dillerde bunu yapmak hem daha kolay hem de çok eğlenceli oluyor. Çünkü bu dillerdeki kelimelerin çoğunun zaten kendi hikâyesi var. Tek yapılması gereken, hikâyeleri bildikten veya oluşturduktan sonra ses uyumunu yakalamaktır. 

Malum ülkemizde insanların yabancı dile bakışı biraz önyargılı. Dil öğrenmek, daha çok yanlış dil öğrenme yöntemleri nedeniyle zor hale geliyor. Bu yanlış yöntemler nedeniyle öğrenememe ile birlikte yabancı dillere karşı bir sevgisizlik de oluşuyor.  

Hikâye seven bir toplum olarak kelimelerin hikâyeleri veya kelimeler için oluşturulan hikâyelerle hem dil öğrenmeyi kolaylaştırır hem de eğlenceli hale getirebiliriz. 

Bu yazıda, insanoğlunun sözlü kültürden sonra yazılı kültürü kabullenmesinin kelimeler üzerinden incelemesini yapacağım. İnsanoğlunun yazıdan uzunca bir süre uzak durması veya durdurulmasının kelimeler yönünden sebebi üzerinden bir çalışma olacak. Kelime kökenleriyle birlikte, ses uyumunun olduğu başka dillerdeki karşılığı ile acaba neden yazıdan uzak kaldığı üzerinde duracağız. 

Derek Bickerton "Adem’in Dili" isimli kitabında dil için “Lisan; düşüncelerinizi gerçekten anlamlı kılan, fikirlerinizden yapısal bir bütün inşa eden şeydir” der. Bickerton’ın dediği gibi düşünebilmek ve düşüncelerimizi sembolleştirmek için lisan önemlidir. Lisansız düşünmek mümkün değildir de diyebiliriz.  

Lisan, düşünmeyi sağlamasıyla birlikte iletişimin de en önemli unsurudur. Lisanın yapı taşı da tabii ki sözcüktür. Peki o halde sözcük/kelimenin İbranicedeki karşılığına bir göz atalım. 

İbranicede sözcüğün karşılığı מלה (mila), eril çoğulu ise מילים (milim) şeklindedir. 

Bickerton’un belirttiği gibi insanların düşünebilmesi ve fikirlerini beyan edebilmesi için lisana ihtiyaç vardır. Lisanın içerisinde sözcüklere sahip olmak gerekir. Sözcükler (kelimeler) "milim milim" insanı düşünmeye iter ve bir birey olarak fikirlerinin olmasını sağlar. Kişi fikirlerini de sözcükler/kelimeler ile ifade eder. 

İletişimin en önemli unsurlarından olan sözcükler düşüncelerimizi bu kadar etkiliyorken yazılı kültüre geçiş ise çok kolay olmadı tabii. Bir şeyleri not almak, kişinin hafızasına güvenemediği gibi aşağılayıcı bir durum olarak bile görülmüş. Tabii mesele sadece sözcükleri yazıya geçirmekle bitmiyor. Yazıya aktarıldıktan sonra bir de okunması gerekiyor. Yazının tarihçesini M.Ö. 3500 yılına Sümer çivi yazılarına kadar dayandırabiliyoruz. Peki yazıya karşı böyle uzunca süre (ki günümüz de dahil) mesafeli olunmasının sebebi nedir? 

Yazıya ve onu okumaya karşı önyargılı olmanın sebebini belki de en iyi Walter J. Ong’un Sözlü ve Yazılı Kültür kitabında bulabiliriz. Ong, kitabında yazıya karşı bakışı etimolojik olarak şöyle açıklar: 

"Yazı önceleri giz, büyülü güç taşıyan bir araç sanılıyordu. Yazıya karşı bu ilk tutumun izleri, kelime kökenlerinde hâlâ saklıdır; örneğin Orta Çağ İngilizcesinde kitap eğitimi anlamına gelen grammarye veya grammar, giz veya büyü bilgisiyle eşanlamlı oluvermiş ve aynı kelimenin İskoç lehçesindeki şekli İngilizceye glamour olarak geri dönmüştür (büyüleyici güç). Bugün kullandığımız “dilber” (glamour girl) deyimi, aslında “dilbilgisi kızı” demektir! Yine Orta Çağ devrinde Kuzey Avrupa dillerinin “futhark” alfabesi, rune, “büyü” kavramıyla ilintilidir." 

Ong’un etimolojik açıklamasıyla insanların yazı karşı olan tutumunu anlamak mümkün olabilir. İnsanlar arasında büyüye inanmasa da korkan, korktuğu halde büyü yaptıran da az sayılmaz. Yine de büyüden çoğu insan korkar. Aslında insanoğlu gizemi de sever. 

Belki de insanların özellikle din kitaplarını anlayarak pek okumamasındaki temel neden hâlâ harfe-yazıya karşı duyulan korkudur. Öyle ki dini kitaplar indirildiği peygamberlerden çok sonra çoğaltılmıştır. İncil’deki II. Korintoslular bölümünde de “Yazılı yasa öldürür, ruh ise yaşatır” der. Tanrı burada bölümün tamamına baktığınızda Moşe (Hz. Musa)’ye taş levhada verilen On Emir (Tevrat)’e gönderme yapıyor. 

Hadi diyelim sözcüklere, yazıya karşı olan korkumuzu yendik ve bu büyülü/gizemli dünyaya giriş yaptık. Bundan sonra bizi ne bekliyor. Aslında güzel kısmı da, ne olacağını bilmeden bu gizemli yolculuğa çıkmaktır. Kitap bizi nasıl yolculuğa çıkarıyor bir de ona bakalım. 

Sefer kelimesi Türkçede “yolculuk” anlamına gelmektedir. Dilimize ‘sfr’ kökünden oluşan سَفَر (safar) yani “uzun yürüyüş, yolculuk anlamındaki sözcükten girmiştir. (nisanyansozluk.com) 

Yine Arapça ile aynı dil grubunda (Sami) olan İbranicede "kitap" kelimesi ספר (sefer/ğ) şeklinde yer alıyor. İnsanlık tarihi boyunca kitaplar (din kitapları da dahil), insanları yeni seferlere/yolculuklara sürüklemiştir. İnsanların "Yol"da olmasını sağlamıştır.

Semavi dinlerdeki anlatılarda da Rab, ilk insan olan Adem’e ilk olarak sözcükleri öğretir. 

İncil’in Yuhanna kitabı “Başlangıçta söz vardı. Söz Tanrı ile birlikteydi ve söz Tanrı idi” diye başlar. Tabii bu cümledeki "söz" kelimesi ayrı olarak irdelenmesi gerekir. 
 

Etiketler:  Hakan Başak