Kedicik, gel bak ne diyeceğim

Kedicik, gel bak ne diyeceğim

18 Ocak 2021 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Artık ezbere biliyorsunuz ulusal ya da yerel medya genel olarak çıkar gruplarının; büyük şirketlerin; dümen suyunda ve siyasetin ile mafyatik ilişkilerle karmaşık bir durumda. Elbette ki tek partili dönemde de böyleydi, görece çok partili döneme geçince de medya hep siyasilerin; siyasiler de medyanın oyuncağı olma durumda olmuştur.  

Karşılıklı fayda ilişkisine dayalı; yalan ve yönlendirmeli haberler; kamuoyunu oluşturma işlevini tamamıyla çıkar gruplarının (artık bunda medyanın bizatihi kendisi de yer alıyor) inisiyatifinde olunca koca sektörde, herkes kendince yararlanacak bir dal yakalayıp, tutunuyor.  

Buna biz gazeteciler de dahiliz. Ama doğrusu ‘acı gerçek’ bağlamındaki bu ilişkiye girmeyeceğim; doğrudan şahsımın yararlandığı bir durumu anlatacağım.  

Ama girizgâh bağlamında gazeteden bir öykü anlatmalıyım. Milliyet bir ara sigara karşıtı bir kampanya başlattı. Rahmetli İlhami Soysal da sigara içme özgürlüğü vardır, olmalı eksenli uzun bir yazı yazdı. Koyalım mı gazeteye, koymayalım mı tartışması başladığı gibi bitti ve yazı kondu.  

Kapak sayfasını kendim için kullandım… 

Rumelihisar’da Boğaz’ı gören şapşahane bir evde oturuyoruz. Konserler odamın içinde sanki. Gül ve hanımeli kokularıyla uyanıyoruz veya bülbül seslerinin tınısıyla uykuya dalıyoruz… Bahçe katımızda baldız hanım oturuyor. Ev sahibimiz de Cemiyet’in efsane işletmecisi Kemal ağabey… Onların iki köpeği ve sokaktakilerin tamamına ek olarak, bizim baldızın da 10 kadar kedisi var. Kokuları bizim eve kadar geliyor.  

Gece çalışıyorum. Gazeteye erken gidip, gündüz hazırlanan sayfalara bakıyor ve toplantı ertesinde gece gazetesini yapmaya başlıyoruz. Bir baktım, içerde bir haber var, taşraya gitmiş hiç gereği yokken: ‘Şehrin Göbeğinde Karantina’ başlığını taşıyor. Meğer bizim evin civarı kuduz olan bir köpek nedeniyle karantinaya alınmış. Hayvan giriş çıkışı yasak ve tonla da işaret var. Haberi hemen 1. sayfaya çektik, eteğe yerleştirdik. Plan büyük, maddi zemini de hazır…  

Bu olaydan birkaç gün önce eşim ve kız kardeşi, memleketleri Köyceğiz’e tatile gitmişti. Biz de Kemal ağabeyle, bahçedeki kedileri iki yayvan zeytin sepetine toparlayıp, Kanlıca sırtlarına götürüp bir mahalleye bıraktık. Kızlar geri geldi ve ortalıkta bir tek kedi yok. Hemen bana döndüler ama gazeteyi çıkartıp gösterdim, “Belediye topladı valla” deyip, sıyrıldım suçlamalardan. Hep beni suçladılar ve sonunda söyledim zaten ama eve kedi maması taşıyıp durmak zorunda kaldım.