Karadeniz’in savaşçı kadınları

Karadeniz’in savaşçı kadınları

24 Eylül 2022 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Eski zamanlarda insanlar belirli doğa olaylarını, sosyal olguları ya da evrenin kendisini açıklamak için mitler uydurmuşlardır. Mitler; kökeni büyük oranda anonim olan sembolik efsaneler, destanlar, öykülerdir. Dünyanın iyi bilinen mitlerinin çoğu antik Yunan tanrıları çevresinde dönen olayları aktarır.

Mitler tüm kültürlerde bulunabilir ve mitlerde adı geçen bazı kişi ya da gruplar gerçeküstü niteliklere sahip olarak tanımlanır. Bu söylencelerden birinde çok uzun zaman önce Amasya ve Samsun bölgesinde Amazonlar adıyla bilinen kadın savaşçılar yaşadığı aktarılır. Amazonlar söylencesine göre anaerkil bir toplumda ekonomi kadınlarca yönetiliyor, soy kütüğü kadına göre tutuluyordu.

Amazonları diğer anaerkil toplumlardan ayıran özgün yan, burada kadınların üstlendiği birincil görevin doğurganlık, annelik değil; askerlik olmasıdır. Amazon kadını sosyal düzen bağlamında erkeğin gücünü etkisizleştirmiş, kadınlığı savaşçılıkla kaynaştırmıştır.

İzmirli hemşerimiz öykü ustası Homer, İlyada destanında Amazonların savaşta Truvalıların yanında Helenlere karşı kahramanca direnişinden söz eder. Bu savaşta Aşil, Amazon kraliçesi Penthesilea’yı yaralamış ama ölmek üzereyken miğferini çıkarmış ve ona aşık olmuş. Truva savaşları Milattan Önce (MÖ) 12. yüzyılda yaşanmış, ancak Homer sözlü destanı MÖ 6. yüzyılda (kendisi göremediğinden) kâtiplerine yazdırmıştır.

Bodrumlu hemşerimiz Herodot anlatıyor:

"Terme'de Amazonları bozguna uğratan Yunanlar, tutsakları gemiye alırlar. Geminin iyi açılmasını bekleyen Amazonlar, ani bir saldırıyla Yunanlı denizcilerin hepsini öldürür. Ancak Amazonlar, yelken açmayı bilmediklerinden kuzeydeki İskit topraklarına sürüklenirler ve karaya çıktıkları yerdeki köyleri yağmalarlar. İskitler yakaladıkları bu yabancı savaşçıların kadın olduklarını anlayınca büyük şaşkınlık yaşarlar”.

Yalnız Yunan mitolojisinde değil, Anadolu, Kafkas ve Ukrayna mitolojilerinde de savaşçı kadın anlatıları vardır. Efes ve İzmir'in kuruluşunu onlara bağlamak abartı gibi görünse de Amazonlar üzerine çalışan tarihçiler, MÖ 1900'lerde bugünkü Samsun/Terme/Fatsa dolayında tarih sahnesine çıktıklarından söz ederler. Truva Savaşı mitlerine ve Hitit sanatına dayanarak Amazonların MÖ 12. yüzyıldan önce yaşadıkları söylenebilir.

Amazonlar diyarı Amasya'da doğan Strabon, antik tarihin en önemli coğrafyacı ve tarihçilerinden biriydi. 1. yüzyılda yazdığı kitabında, yaşlılığını geçirmek için döndüğü Amasya'yı şöyle anlatır; "Doğduğum kent, içinden İris suyu akar, sarp kayalıklı memleketim Amazeia, insan emeği burayı çok güzelleştirmiş".

Strabon'a göre Amazon kadınları İskitlerin ya da İskitlerden kaçan Kafkasyalı topluluklardan birinin soyundan geliyordu. Kuzeydoğu Anadolu'ya yerleşen Amazonların savaşçı karakteri o kadar baskındı ki yaşam neredeyse at sırtında geçiyordu. Amazon ülkesinde ekonomik, siyasi ve sosyal yapının ordu düzeninde tasarlandığı anlaşılıyor.

Silah olarak tıpkı İskitler gibi ok, yay, kargı ve iki ağızlı balta kullanıyorlardı ve okçulukta çok ustalardı. Yılda bir iki kez Terme Çayı kıyılarında tanımadıkları köylü erkeklerle ‘soy sürme’ işlevi için çiftleşirlerdi. Doğan kız çocukları tutulur, erkek çocuklar ise babanın köyüne gönderilirdi. Anlatılanlar doğru ise, bir genç amazon ancak üç düşman öldürdükten sonra bekâretini yitirme hakkına kavuşurdu.

Başkenti Terme’yi de içine alan Samsun yöresinin ilk adı "Amis" iken Yunancanın etkisiyle "Amysos" olmuş. Zamanla bu ad Trabzon'dan Sinop'a kadar uzanan alanı içine alacak biçimde "Amysia" olarak anılmış ve zamanla bildiğimiz Amasya’ya evrilmiş. İskit dilinde "ay" anlamına gelen "mis" kelimesinden yola çıkarak kendilerine "amise" yani "ayın kızları" dedikleri ve yarım ayı kendilerine sembol seçtikleri rivayet edilir.

Amazon adının kökenine ilişkin farklı tezler vardır. Öncelikle belirtelim ki, okluğu vücuda sıkıca sarmak için sağ memenin dağlandığı ve "A-ma-zos" kelimesinin "memesiz" anlamına geldiği savı tutarlı değildir. Proto Hint-Avrupa dilinde "ma" meme demektir ve mama ise 2 meme, yani anne demektir. Ayrıca, "A-" öneki, eksilme belirten bir olumsuzluk ekidir. Ancak buna karşın bu açıklamaların iddiayı doğrulamaya yetmediği ortadadır. Amazonlar kadınları hiçbir antik sanat eserinde tek göğüslü olarak gösterilmemiştir.

Başka bir teoriye göre Amazon'un kökeni, Orta Farsçada savaşçı anlamına gelen "hamazan" sözcüğüne dayanmakta. Diğer bir teze göre ise, bazı Kafkas dillerinde "ay" anlamında kullanılan "Maza" kelimesine dayanmakta. Bilimsel olarak doyurucu bir etimolojik açıklama henüz mevcut değil.

İlginçtir, Ukrayna’nın batısından Orta Asya'ya kadar uzanan geniş alanda 1970'lerden itibaren silahıyla, atıyla gömülen bazı İskit kadın mezarları bulundu. Ancak bu buluntular arkeologların işini daha zorlaştırdı.

Söylentiler iyi güzel de, işin özü aslında farklı. Soy kütüğünü babaya göre düzenleyen ataerkil Hitit toplumları gelene kadar, Anadolu'da ana tanrıça Kibele'ye tapınılıyordu. Ana tanrıça kültleri Anadolu'nun her köşesinde vardı ve anaerkil düzen egemendi. Karadenizli erkekler, Hititlerden yayılan kültürel etkiyle anaerkillik yerine 'erkek egemen' bir düzen kurmak istemişlerdi. Gelgelelim, savaşçı Amazon kadını, köklü anaerkil yapının değişmesine razı olmadı ve ataerkil dayatmaya karşı direnişin tarihsel simgesine dönüştü.

Amazon adı Atlantik ötesine nasıl taşındı? Mizah olsun diye söylense de Amazon Nehri'nin adı “amma uzun”dan gelmiyor. Amazon Nehri'ni kaydeden ilk Batılı, İspanyol asker Francisco de Orellana oldu. Orellana, 1541'de Güney Amerika’daki Maranon Nehri kıyılarına seyahat eder. Orada, erkekleri avlanmaya gitmiş olan Tapuyas kabilesinin kadınları ile karşılaşılır.

Yerli kadınların beklenmedik derecede çevik ve organize bir meydan savaşı yürütmesi onu hayrete düşürür. Aklına Anadolu’nun savaşçı kadınları Amazonlar gelir ve bölgenin korkusuz yerli kadınlarını onlara benzetir. Nehrin adını sefer kayıtlarına “Amazonlar Nehri” olarak kaydeder ve böylece tüm dünyada coğrafi bir terim olarak benimsenir.

Bir de adı herkes tarafından bilinen dev bir şirket var. Terme ve komşu belediyeler dünyanın en popüler markalarından biri olan Amazon'un patronu Jeff Bezos'u Amazonların ana vatanına davet etseler, çok şık bir hareket olurdu. Bezos gelir mi bilemem ama ona yollanan davetiyenin bile haber değeri olurdu, bölgeye hem dikkat hem de turist çekilirdi.