Kaparot, 8. Cadde ve 'Tavuk Avcıları'

Kaparot, 8. Cadde ve 'Tavuk Avcıları'

31 Ocak 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Cahilliğime verin, yeni duydum Kaparot lafını. Dindar Musevilerin günahlarından arınmak için yaptıkları bir çeşit ayinmiş. Ayaklarından sallandırdıkları canlı bir tavuğu kafalarının üzerinde 3 kere dolandırdıklarında günahları tavuğa geçiyormuş. Bu zavallıcık niye benim günahımı yükleniyor, diye sormuyorlardır herhalde.  

Din cahilliğim tescilli olduğu için sahiden böyle bir âdet var mıymış diye meraklandım ve internette eşindim. Kaparot, Kapara kelimesinin çoğuluymuş. Kapara da İbranice “tatlım” demekmiş. Kapara “tatlım” demek olduğu gibi “kefaret” de demekmiş. Bu durumda Kaparot da kefaretler oluyormuş.  

Musa eşliğinde Mısır’dan göçmek zorunda kalan Museviler, Sina dağına erişebildiklerinde Tanrı’dan Musa’ya 10 emir inmiş. Dağdan inerlerken de Musa, adamlarının bir buzağıya taptığını görerek çok öfkelenmiş. O öfkeyle elindeki emir tabletleri de ortalığa saçılmış. İsrailliler ise buzağıya tapındıkları için çok kızan Musa’nın gönlünü alınca Allah hepsini affetmiş ve tabletleri yeniden Musa’ya vermiş.

Yom Kippur, Yahudilerin en kutsal günlerden biriymiş. Yahudilerin 25 saat boyunca oruçlu olduğu Yom Kippur aslında “Kefaret” günüymüş.  O günün büyük bölümünde tapınakta olur, dua okur, tövbe eder ve bağışlanmak için kefaret öderlermiş. O gün yapılan her şey  yeni yıla arınmış olarak girmek içinmiş. Son bir yılın günahları için kefaret ödenen özel günmüş Yom Kippur.   Çünkü Allah o gün kişinin günahlarının hesabını yapar, o hesaba göre de o kulunun yeni gelen yılda ölüp ölmeyeceğine karar verirmiş. O nedenle de yılın son 10 günü pek çok farklı seremoniyle kutsanırmış. Kaparot da bu adetlerden biriymiş. Söz konusu tavuk da tören sonrasında bir fakire verilirmiş, Sina Dağındaki affın tekrarı olsun dileğiyle. Benim merak ettiğimse fakirlerin bu günah yüklü tavukları yemelerinin kefaretinin kime yüklendiği. 

Anlattıklarımda yanlış varsa bilenler düzeltsin çünkü ben bu işleri hiç bilmem, bunları da History diye bir mecradan öğrendim. Sanırım canlı tavuk bulmak pek kolay olmadığı için artık dindar Yahudiler tepelerinde sadece bozuk para döndürüyormuş. (Bu arada kafama takıldı, metal paralara biz niye bozuk diyoruz. Madem bozuk, niye tamir etmiyoruz?)  

Tesadüf bu ya, gene bugün “Tavuk Avcıları” diye bir belgesel izledim. Miami'de 5 kişilik bir ekip varmış. Adları “Chicken Buster" olan bu ekibin işi tavuk yakalamakmış. Ama Kaparot'ta insanların günahlarını yüklensinler diye değil, Miami ahalisi başı boş dolaşan tavuklardan şikâyetçi olduğu için.  

Discovery Plus kanalında “Pis İşler /Dirty Jobs” diye bir dizi var. Mike Rowe diye bir adamın oynadığı, her biri ayrı ilginç olan bu belgesel dizinin her birini “Yok canım, böyle de bir iş mi olurmuş” diye diye izliyorum. Kaparot adetini okuduktan bir saat sonra izlediğim de bu dizinin “tavuk avlama” işiydi. Rastlantının da böylesi. 

Miami şehrinin merkezi gökdelenden geçilmiyorsa da arabayla beş dakika yol aldınız mı kırsaldasınız. Kırsal demek de yaban hayat demek. Ben 4 senede sağda solda salınarak gezen çok tavuk ve horoz gördüm bu yarımadada. Demek bunlar hayvanlarını kümeste tutmuyor, ortalığa salıyor diye düşünmüş, üstünde hiç kafa yormamıştım. Meğerse bunlar evcil değil yabani tavuklarmış. Yabani lafı da tam karşılamıyor çünkü insandan kaçar göçer bir halleri yok. Araba yolları dâhil, ortalıkta dolanıp duruyorlar. Ancak insanlar telefon edip bu tavuk ve horozlardan şikâyet ediyormuş. Mesela bir kadın, “Her sabah 4 dedi mi camımın önüne dikilip ötüyor şu horoz, uyku uyuyamıyorum” diye yakındı kameralara. Böyle şikâyetler olunca bu 5 kişilik ekip gelir ve o civarda dolananları ellerindeki kepçe şeklindeki ağla yakalamaya çalışırmış. "Dirty Jobs" dizisi bütün av sürecini de gösterdi. Tavuklar bu ekibin arabasını tanıdıkları için saklanıyormuş. O yüzden başka sokaklara, uzağa park edip aramaya başladılar.  

Bir yerde tavuk gördüklerinde bu 5 kişi hemen koşmaya başlıyor. Tavuklar da hızla kaçıyor elbette. Artık kim daha hızlı koşarsa... Ayrıca tavuklar 8-10 metre kadar uçabiliyor ve ağaçların dallarına konup saklanıyorlarmış. Bu avcı timin reisi şimdiye kadar 9 bin tavuk yakalandığını ama bunun çok az olduğunu çünkü Miami'de en az 20 bin tavuk olduğunu söyledi. "3 ayda büyüyor, 5 ayda yumurtlayıp üremeye başlıyorlar, bunların üremeleriyle baş etmek mümkün olmuyor" diye yakındı. Sanki haşarattan yakınır gibi. Civcivleri saklandıkları kuytularda nasıl yakaladıklarını da gösterdi. Yakalanan kapkara bir civcivin Mike’ın avucunda korkusundan hiç susmadan ciyak ciyak bağırmasıyla dalga geçe geçe sürdü film. Bu belgesi izlemesem ne böyle bir mesleğin var olduğunu düşünebilirdim ne de usul usul dolanan o tavukların gerçek yaban hayatın bir parçası olduğunu varsayabilirdim. Öyle alışmışız ki tavukların kümeste olmalarına. Onların da gerçekten özgür bir hayatları olduğunu çoktan unutmuşuz biz.  

Miami’nin merkezinde bir Küba mahallesi var. Küba mahallesini boydan boya geçen 8. Cadde de pek meşhur. İstanbul’un Bağdat caddesi gibi; yeme, içme, eğlence ne ararsan orada. 8 Caddenin kaldırımları da rengârenk kocaman tavuk heykelleri ile süslü. Çünkü Kübalılar için tavuk kutsal hayvan. Tavuk, bolluk ve bereket simgesi onlara göre. Evlerinde, işyerlerinde tavuk resmi, biblosu, heykeli mutlaka var. Sokaklarında bile…

Miami hatta Florida, hatta bütün Amerika kuş cenneti. Kapalı avucunuza sığabilecek kadar mini miniciklerinden, kanatlarını açınca benden daha uzun olanlarına varana kadar 1200 çeşit kuş türü yaşıyormuş Kuzey Amerika’da. Amerika kıtasına kuş kıtası demeleri boşuna değil.  

Kuşlar kimileri için kutsal, kimileri için kefaret, kimileri için ekmek kapısı. Kimileri için üç öğün yese bıkmayacağı yemek, kimileri için de can yoldaşı, arkadaş. Oysa kuşlar Jonathan Livingston Martı kitabını yazdığından beridir özgürlük simgesi. Hiç değilse bu açıdan Amerika hâlâ özgürlükler ülkesi. Bir tim iş edinmiş insanların yakınına sığınmış olanları yakalamaya çalışıyor ama ortalık tavuk, horoz, ördek, kaz, hindi, kartal, kuzgun, karga, karabatak, martı, balıkçıl, pelikan, papağan, kırlangıç, egron, heron, bil cümle kuştan geçilmiyor ki hepsi özgür. Sere serpe özgür hem de. Kuş avı yasak çünkü. 

Kuşlar kimilerinin günahını üstleniyor, kimilerinin uykusunu katlediyor. Kuşlar kimilerinin bahçesinde yarı açık cezaevi koşullarında yaşıyor, kimilerinin toplu kümesinden sofralarımıza gelsin diye ancak poposunun sığabileceği kadar bir aralıkta idamları için semirtiliyor. Kimi kuşlar da avcılarının arabasını bile tanıyıp saklanıyor ve mini bebelerini çalıların altına gizlemeye çalışıyor.

Bense her sabah kuş cıvıltıları ile uyanmanın, kafamı çevirdiğim her yerde başka bir renk kuş görmenin keyfini sürüyorum. Özgür kuşların özgürlük şarkılarını dinlemekle keyiflenirken, sosa buladığım tavuk butlarını fırınlıyorum.   

Tencere dibin kara, kiminki kimden kara?..