Kağıttan kaplanın karton ittifakları

Kağıttan kaplanın karton ittifakları

22 Haziran 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

ABD Başkanı Joe Biden’ın bu görevinde katıldığı ilk NATO doruk toplantısının  yapıldığı 14 Haziran Pazartesi günü, toplantı bildirisinin yayınlanmasının üzerinden yarım gün bile geçmeden, Pekin hükümeti adeta Biden’a ve öteki NATO liderlerine "nanik yapar gibi", dördü nükleer bombardıman kabiliyetli 28 savaş uçağından oluşan bir filoyla Tayvan hava sahasının o güne dek görülmüş en büyük ihlalini gerçekleştirdi. NATO’dan çıt çıkmadı. 

Bu olay, Mao Zedung’un daha 20. yüzyıldayken  "kağıttan kaplan" olarak nitelediği ABD’nin artık dişlerinin dökülmeye başladığını ve karton ittifaklara muhtaç olduğunu gösteren oldukça sembolik bir meydan okuma olarak tarihe geçmeli. 

Gerçekten de Biden’ın, 1980’lerin havasını yansıtırcasına pohpohlanan Avrupa seferi aslında içi oldukça kof ama parıltısı pompalanmış bir "halkla ilişkiler" kampanyasından öteye geçemedi. Çünkü sayfalarca bildirilere, çok kameralı basın toplantılarına ve yüksek perdeden hamasi vaatlere rağmen, atılacak somut adımlar hakkında ciddi ayrıntılar bulmak olanaksızdı çünkü bu ayrıntılar yoktu. 

Biden’ın çok şaşaalı ama içi boş Avrupa seferinin arka planına maddeler halinde bakarsak, bu doruk toplantılarının, en azından bu aşamada, neden gösterişten öte gidemediğini anlamak kolaylaşır: 

Yeni konjonktür:  ABD/Batı’nın büyük baş ağrısı 

ABD ile Sovyetler Birliği’nin rakip ideolojik ülke bloklarına önderlik ettikleri on yıllarda, hemen herkesin kabul ettiği gerçek, Sovyetler Birliği’nin askeri bir dev ama ekonomik bir cüce olduğu ve bu nedenle Sovyet blokunun er geç çökmeye mahkum olduğuydu. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılından bugüne geçen 30 yılda dünya ve uluslararası güç dengeleri baş döndürücü bir hızla değişti. Richard Nixon’ın Çin açılımıyla stratejik dengeler açısından geriye düşen Sovyetler Birliği’nin dağılmış olmasına karşın, bugün Rusya Devlet Başkanı Putin’in Biden ile Cenevre’de yaptığı görüşme, 1979’da dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri  Leonid Brejnev ile yaptığı doruk toplantısı kadar medya ilgisine mazhar oldu. Bunu Putin’in başarı hanesine yazmazsanız kime yazarsınız? 

Üstüne üstlük, Putin/Rusya’nın ABD/Biden’ın başa çıkmak zorunda olduğu sorunların küçüğü olduğunu da hatırda tutmak gerek, sorunun büyüğü sadece askeri değil ama ekonomik açıdan da devleşmiş olan Çin ve lideri Xi Jinping. ABD’nin 20 trilyon dolarlık GSYİH’sine karşılık 16 trilyon dolarlık GSYİH sınırını zorlamakta olan Çin ayrıca, savaş kabiliyeti ve teknolojisi açısından değilse de, sayısal olarak bugün dünyanın en büyük deniz savaş filosuna sahip durumda. Sonuç olarak, ABD 21. yüzyılın soğuk savaşında iki askeri, bir buçuk ekonomik devle çatışmak için müttefiklerini yeniden safa dizmeye çalışıyor ama müttefikler ne kadar istekli/hazır? 

ABD/Batı’nın iç sorunları 

Donald Trump Beyaz Saray’ı terk edeli altı ay oldu ama siyasi gölgesi hâlâ Kongre koridorlarında dolaşıyor, dolaşmakla kalmıyor her yasama kararı için yapılan oylamaları da etkiliyor. 2022’de yapılacak Kongre ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin, Senato ya da Temsilciler Meclisi’ndeki hassas dengeleri ters çevirmeleri halinde Biden’ın G7 ve NATO liderlerine verdiği sözlerin, “Amerika yeniden müttefikleriyle iş birliği yapacak” vaatlerinin ne kadarını yerine getirebilecek? 

ABD’de "Trumpizm" yüzeyin altında güçlenmeye devam ederken, Batı Avrupa’da da benzer eğilimler tırmanışta: Fransa’da askerler Macron hükümetine iki kez muhtıra vererek Kuzey Afrikalı göçmenlerin sosyal-siyasi haklarının sınırlanmasını istediler, aksi halde iç savaş çıkacağı tehdidinde bulundular. Aşırı sağcı Marine Le Pen oy potansiyelini hızla artırıyor. İtalya’da, İspanya’da hatta Almanya’da popülist sağ yükselişte. Angela Merkel eylül ayında siyasetten çekildikten sonra Avrupa Birliği’nin hangi yöne direksiyon kıracağı tartışmalı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının yol açtığı İrlanda/Kuzey İrlanda sınırı üzerinden yaşanan tartışmalar, ABD’nin de katılması ve hatta İskoçya’nın olası bağımsızlık kararıyla, kıta Avrupa'sıyla İngiltere arasında bir krizin patlak vermesine yol açarsa, zaten istikrarı sallantıda olan AB daha büyük sorunlar yumağıyla uğraşmak zorunda kalabilir. Ayrıca Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığı, ABD’nin bütün karşı yönde çabalarına karşın kısa vadede ikame edilebilir bir durum değil.  Kısacası Batı ittifakının birlik ve bütünlüğü göründüğü kadar sarsılmaz değil, tam tersine zayıflama eğiliminde.

G7 ve NATO doruk toplantıları

İngiltere’nin Cornwall tatil beldesinde yapılan G7 ve ardından Brüksel’de yapılan doruk toplantılarından çıkan bildiriler siyasi açıdan çelik gibi sağlam bir görüntü verse de, kartondan yapılmış bir maket gibi içi boş birer kalıp olmaktan öteye gitmiyor. Örneğin alın G7’nin, Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol” projesine rakip olarak uygulayacağını ilan ettiği yeşil ve çevre dostu kalkınma yardımı programı... Bu program bir niyet beyanından başka bir şey olamıyor çünkü ne harcanacak paranın miktarı ne desteklenecek projelerin kriterleri ne de projeye katılacak ülkeler belli. Ayrıca, Covid-19 salgını nedeniyle eksi büyümeden çıkmaya çalışan Batı ülkeleri bu program için gerekli fonları nereden yaratacak? Küçük bir hatırlatma: G7 doruğuna ev sahipliği yapan İngiltere, sadece bir ay önce kaynak yetersizliği nedeniyle protestolara rağmen uluslararası kalkınma yardımı bütçesini yarıya düşürdü. NATO’ya gelince, Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı 1991 yılından beri meşruiyet arayışı içinde olan askeri ittifak, bu kez Rusya’nın yanı sıra Çin’i hedef tahtasına koyup meşruiyet zeminini küresel boyuta taşımaya çalışıyor ama ittifak kuruluşundan bugüne gelen sorununu aşabilmiş değil:  NATO, ABD’nin dış politika enstrümanı olmanın ötesine geçemediği için, Avrupa ülkelerinin perde arkası itirazlarına rağmen Çin karşıtı bir çizgi izlemeye zorlanıyor ama iş gerçekten sıcak çatışma noktasına gelirse, ABD dışındaki ülkelerin çatışmaya ne kadar taraf olacakları kuşkulu. 

İnsanlığın sorunu

1991 yılında SSCB çöktükten sonra bir “barış patlaması” olmuş, bir ara gazeteciler yazılacak haber bulamadıkları için işsiz kalacaklarından kaygılanır olmuşlardı. Aradan geçen 30 yıldan sonra yazmakla bitmeyecek kadar çok uluslararası sorundan söz ediyoruz. Ve 1991 yılında barış türküleri söyleme umudundaki insanlık, 2021’de, bir yanda ekonomik sömürünün alabildiğine katmerlendiği kapitalist Batı, öte yanda sözde sosyalist düzeni savunayım derken Uygur Türklerini katleden Çin ve kişisel diktatörlüğünü her ne pahasına olursa olsun sürdürmek için her şeyi yapan Vladimir Putin Rusya'sının ittifakı arasında, daha iyi bir dünya düzenine gidiş için lider arıyor. Buna sorun yerine, insanlığın trajedisi demek herhalde çok yanlış olmaz... 
 

Etiketler:  Diplomasi