Kadıköy'ün 'gözü yaşlı' lodosu

Kadıköy'ün 'gözü yaşlı' lodosu

1 Aralık 2021 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Emre Muşazlıoğlu (gazetekadikoy.com.tr)

Mithat Cemal Kuntay şöyle der: İstanbul iki şeyin oyuncağıdır. Marmara'nın ve Karadeniz'in. Bu ikisinden hangisinin keyfi hakimse o gün ilk veya sonbahardır, kış veya yazdır.

Her ne kadar iklimi ve hava durumu İstanbul’dan farklı düşünülmese de, Kadıköy’ün Karadeniz’den gelen kuzey rüzgarlarına daha kapalı olması ve batı yönü de deniz olup batışına kadar güneşin ışıklarını alması, semtine ve mevsimine göre ilçeye kendine özgü rüzgarlar, renkler ve kokular sunmasını sağlar.

“Fenerbahçe Burnu’nun rüzgarlı olması Kadıköylüleri yelkene, Kurbağalıdere ağzının korunaklı suları küreğe, Moda’nın sakin suları yüzücülüğe yönlendirmiş ama en önemlisi Kadıköy’ün lodosu yelkencisini de kürekçisini de önce iyi bir denizci olmak zorunda bırakmıştır” diye boşuna denmemiş ve özellikle lodosa vurgu yapılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar lodosu tarif ederken “İstanbul’un hem afeti hem lezzetidir” demiş. Kadıköy’ün lodos rüzgarlarını alan sahillerinin güzel renklere ve kokulara bürünüp sunduğu lezzet yıllar boyunca tasvir edilmiş ve bazen Nazım Hikmet’te olduğu gibi hasret çekilerek anılmış: “Nice denizler gördüm, nice deniz kıyılarında dolaştım ama bizim Kadıköy’ün lodos kokusunu hiçbir yerde koklayamadım.” 

Kadıköy’ün gündelik ve ekonomik hayatında bağların, bahçelerin, bostanların ve balıkçılığın önemli yer tuttuğu yıllarda, hava durumunun önemi de büyüktür. Vakitsiz sıcağın veya soğuğun, şiddetli lodosun ya da poyrazın, aşırı yağmurun ve karın hayata etkisi hemen hissedilir. İstanbul’a bağlantısı deniz yolu ulaşımı olan Kadıköy için lodos demek bazen lezzet olmaktan çıkıp afete de dönüşür. Şiddetli lodos fırtınasında ulaşım kesildiği gibi, alt yapısı zaten yeterli olmayan ilçede rıhtım boyunca su baskınları hasar gören iskeleler ve caddeler hayatı durma noktasına getirir. Gözü yaşlıdır denen lodos rüzgarı sonrası gelen yağmur da şiddetli olursa bu defa bahçe ve bostanları su basma tehlikesi vardır. Hayatı Kadıköy’le kesişen her edebiyatçı, eserinin bir yerinde mutlaka lodos rüzgarına da yer vermiştir. Kadıköyü’nün Romanı’nda Safiye Erol, "Kadıköy'ün daha köprü iskelesine ayak bassan kendi evin avlusuna girmiş olursun. Lodos havalarda gıcır gıcır sallanan o külüstür iskelede yurdun başlar..." der.

Sabahattin Ali Değirmen öyküsüne, "Kadıköy vapuru bir lodos dalgası gibi şiddetle çarparak köprüye yanaştı" cümlesiyle başlar. Oktay Rifat, “Lodos bir atmaca gibi / kıpırdamadan duruyor / havada, ara yerde...” der şiirinde. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nimetşinas romanında, Kadıköy İskelesi’nde bağlı ve hafif hafif sallanan Ferah Vapuru’na yetişmeye çalışan Kadıköylüleri anlatırken, havanın hafif lodos olduğunu belirtir.

Birçok öyküsünde lodosa yer veren Haldun Taner, 1983 yılında Feneryolu’nda yazdığı Küçük Harfli Mutluluklar öyküsünün girişinde bize lodos sonrasını yazar: “Lodos bütün gece kudurmuş durmuş, sabaha doğru yalan söylemiş gibi birden usanıp durulmuştu. Böyle gecelerin sabahında evler, yollar, ağaçlar yıkanmışa döner, uzaklar yakınlaşır. Gözlük camlarını silmiş de öyle bakıyor gibi olur insan.” Kadıköy için "bu köy bir ev ve her sokağı benim bir odamdır" diyen Ahmet Rasim, Şehir Mektupları’nda lodosa bolca değinmiştir. Kadıköy’de vapurları ve deniz vasıtalarını lodosun hücumundan koruyacak liman inşasından söz eder, ancak bir yılda iki metrelik bir yerin yapıldığını da ekler. Refik Halit Karay, “Sonbaharı Pek Severim” başlıklı yazısında lodos gruplarında gökyüzünde dünyanın en baygın ve uçucu veya en coşkun çılgın renklerini, sarmaş dolaş görebileceğimizi söyleyip harika tasvirler yaparken, Memleket Hikayeleri’nde Kadıköy’ü şöyle tasvir eder: “..batan güneşin ışıklarına boyalı yüzünü, aynaya eğilmiş bir şuh kadın gibi, uzatmış, renkler içinde mutlu bir gülüşle parlıyor, için için kızarıyordu..." Sait Faik, sonbaharda İstanbul’u tasvir ederken, “lodoslu İstanbul denizi ne baş döndürücü şeydir! Bir lodoslu günde vapura atlayıp her ipin, her maddenin ıslık çaldığı bir vapurda Adalar’a gidip gelirim” der. Erenköy’de kurduğu tiyatrosuyla Kadıköy’de temsiller veren Burhanettin Tepsi’yle yaptığı röportajda, lodos havalarda Kadıköy’e gitmenin zorluğundan söz edilir.  

İstanbul-Kadıköy arası ulaşımın lodos ya da sis nedeniyle güç ya da imkânsız olduğu vakitler, Kadıköylülerin denediği tek yol Üsküdar Beşiktaş arası çalışan motorlar varsa, onlarla evlerine ve işlerine ulaşmak olurmuş. İnsanların İstanbul’dan Kadıköy’e evlerine dönemedikleri böylesi günlere “bekar havası” da denirmiş. Akşam gazetesinde Hikmet Feridun Es’in naklettiğine göre bekarlar böyle havaları dört gözle bekler, Köprü İskelesi’nde Kadıköy vapurlarının çalışmadığını görünce evlerine akşam gelemeyeceklerine dair bir telgraf çekip Beyoğlu’nun yolunu tutarlarmış. Hızlı yol alamaması nedeniyle sürekli eleştirilen ve Ahmet Rasim’in mizahi dilinde bolca yer eden Kadıköy’ün 4 numaralı vapuru, lodos havalarda tam aksine Kadıköylülerin en çok aradığı ve tercih ettiği vapur olurmuş. Bütün teknesi ahşap olan vapur diğerleri kadar sallanmazmış. 1920’li ve 30’lu yıllarda lodos havalarda vapurların atlattığı tehlikeler gazetelerde sıkça yer bulurken, Âsitâne kitabında Evvel Zaman İçinde İstanbul’u anlatan Ragıp Akyavaş şöyle der: “Yeni İstanbulluların kaç gündür yadırgadıkları lodosu eski bir Kadıköylü olarak ben hiç de yadırgamadım. Halbuki onlar, gazeteler de dahil, lodostan dolayı bir vâveylâdır kopardılar. Ninelerimiz dedelerimiz ise güzelin nazına da katlanmasını bilirlerdi.”

1935 yılı Aralık ayındaki gibi, Süleymaniye Cami’nin minaresinin külahını dahi uçuran şiddetli lodos fırtınalarında, Kadıköy İskele Meydanı’nı ve sonrasında yapılan parkı, Haydarpaşa’ya kadar tüm rıhtım boyunu göl haline getiren dalgalar bir kaç günlüğüne de olsa Kadıköy içi ulaşımı dahi etkilemiş. Dalgalar bazı balıkları da karaya attığından, Kadıköy kumluğunda sersemleşen balıkları toplayanlar olurmuş. Tabii bu arada lodos balığının ağız tadına düşkün İstanbulluların ve balıktan iyi anlayan Kadıköylülerin burun kıvırdığı balık olduğunu da hatırlayalım. İstanbul gezisinde gördüklerini anlatan bir Yunan balıkçısı, lodos balığı olması sebebiyle satışı yapılamayan palamutların belediye tarafından mavnalarla denize dökülmesini anlatır ve yazık şu lodos balıklarına der. Ayrıca soğutma ve koruma sistemleri yetersiz olduğundan, işleme girene kadar ılık lodos havasında yumuşayan toriğin lakerdası da makbul kabul edilmez.  

1935 yılındaki şiddetli lodos fırtınası sonrası Kadıköy-Haydarpaşa arası rıhtım taşları o denli harap olmuş ki, 1936 yılı bütçesine onarım için ek tahsisat konmuş. Kadıköy Vakıflar Direktörlüğü, cami avlularında devrilen servi ağaçlarını satışa çıkarmış. 1937 Aralık ayında dört gün süren şiddetli lodos fırtınasında da Moda İskelesi tahrip olmuş ve sonrasında iskelenin üst katı yıktırılıp değişikliğe gidilmiş. Lodoslu günlerde bir diğer korkutucu olay da bir yangın başlangıcının çıkması olurmuş. Lodos rüzgârıyla anında şiddetlenen ve her yeri saran bu yangınlara “lodos yangını” denirmiş. Kadıköy’ün neredeyse tamamının ahşap yapılardan kurulu olduğu XIX. yüzyılda bu yangınlardan kayıtlara geçmiş olan üç tanesinin sonuncusu 23 Şubat 1893’te meydana gelmiş. Sigorta şirketlerine yaklaşık kırk bin liraya mal olmasından anladığımız kadarıyla bu lodos yangını o dönemin en büyük yangınlarından biriymiş.  

Ragıp Akyavaş mektepleri karşıda olan Kadıköylü çocukların lodostan ne kadar memnun olduklarını, vapurlar işlemeyecek, mektepler tatil olacak diye sevindiklerini söyler. Bu durumun en azından 1980’li yıllara kadar devam ettiğine, okulu karşıda olan birisi olarak ben şahitlik ettim. Kadıköy vapurlarının çalışmadığı günlerde Üsküdar’a gidip motor aramamıza gerek yoktu çünkü okul idaresi tarafından mazeretli sayılırdık. Çocukları sevindirici yanı bir tarafa lodos rüzgarının insanlar üzerinde baş ağrısı, halsizlik, nefes darlığı gibi sorunlara yol açtığı, dalgınlık, unutkanlık gibi etkiler gösterdiği eski zamanlardan beri bilinir. Lodos rüzgarı estiği günlerde Bizans döneminde bazı mahkemelerin, Osmanlı döneminde de kadıların baktığı davaların ertelendiği söylenir. Lodos rüzgarı yıllar boyunca resim ve fotoğraf sanatçılarının vazgeçilmez görsel şöleni ve şairlerin esinlendiği bir konu olmuş. Konusu İstanbul’da geçen yüzlerce roman ve öyküde kendine yer bulmuş. Akşamları gökyüzünü güzel renklere boyayan lodos rüzgarının yarattığı dalgaları, Kadıköy’e özel o görüntüleri izlemeye gelenler, denizin yosunlu kokusunu içine çekmek isteyenler günümüzde de Moda, Caddebostan, Bostancı sahillerine akın ederler ve eğer gün sonunda çarşıya uğrarlarsa balık fiyatlarının düştüğünü de görmüş olurlar.

Yazının orijinali için tıklayın