İtiraf: ‘Çağrılmayacak kişilerin listesi vardı’

İtiraf: ‘Çağrılmayacak kişilerin listesi vardı’

14 Aralık 2020 Pazartesi  |   Kötü

Uzun yıllar CNN Türk’te habercilik yapan ve tartışma programları sunan gazeteci Şirin Payzın, yakın dönem medya tarihinin önemli bir kesitini, perde arkasında yaşananları, kanalın içindeki güç savaşlarını Kısa Dalga Podcast’ten Kemal Göktaş’a anlattı: 

“Türkiye 90’lı yıllarda karanlık bir dönemden geçiyordu. Büyük baskılar vardı. Yine de olayları izleyebiliyor, gidebiliyorduk. Yani düşünsene, ondan daha berbat bir dönemin içinden geçiyoruz.” 

“Bugün biz herhangi bir Avrupa ülkesinin lideri ile röportaj yapamıyoruz. AB Türkiye raportörünü yayına çıkarsam trollerin ve hükümetin nasıl bir kampanya yapabileceğini hepimiz biliyoruz. Macron’la röportaj yapamayacak durumdayız.” 

“Çözüm sürecinde alanda her iki tarafta da etkilerini gözlemleyen haberler yapan gazeteciler vardı. Bir de Dolmabahçe görüşmeleri sırasında o akiller grubuna girmeye çalışan şimdinin iktidar medyasının isimleri. O dönem İmralı’da görüşmeler açılırsa akiller grubunu da götürmeye niyetlilerdi. Bugün şimdi bizi karalamaya çalışan, ‘Yok efendim terör örgütü yanlısı, bu röportajları niye yaptı’ diye sürekli ısıtıp ısıtıp önümüze getirenlerin çoğu ‘İmralı’da görüşmeler yapılırsa oraya götürülenlerden biri ben olmalıyım’ın kavgasını yapan, hatta torpilini yapan isimler. Bunu unutmamamız gerekiyor.”

“İktidar Gezi olaylarından sonra tamamıyla bambaşka bir yere evrildi, büyük bir kırılma yaşandı, kendi iç kavgaları nedeniyle, Gezi olayından sonra bambaşka bir üsluba, dile geçti. CNN Türk’ün de değişimi o saatten sonra başladı. Aydın Doğan ‘Kartel medyası kurdu’ filan diye eleştirilen bir patron. Fakat CNN Türk’te iken, son dönemlerinde, Aydın Bey’e haksızlık etmek istemem, yalnız bırakıldığını da düşünüyorum ama olabildiğince arkamızda durmaya çalıştı. Tabii ki yanlışlar yaptı. Trollerin laflarına, bir takım ekranlardan herkesi tehdit eden isimlere, kendilerine ün ve şöhret devşirmeye çalışan ve bunu da hakaret ederek, ‘Tutuklanacaksınız’ diyerek çok önemliymişler gibi yapanların laflarına bakılarak CNN Türk’ün yayın politikası belirlenmeye çalışıldı, pozisyon alınmaya çalışıldı. Bu da aslında CNN Türk’ün bitişi oldu.” 

“17/25 Aralık ve Gezi’den sonra kontrol daha fazla CNN Türk yönetimine geçmeye başladı. Biz yine de uzun süre dengeyi gözeterek götürmeye çalıştık. Ben uzun süre Selahattin Demirtaş’ı yayınlarıma alabildim. Ondan sonraki ‘Almayalım’ denilen birçok ismi farklı formatlarda alabildim. 2015’den sonra bu hemen hemen imkânsız hale geldi. Toplam beş isim vardı ve onların etrafında dönüyordu.” 

“(Tartışma programlarına çağrılmayacak kişilerle ilgili) Belli bir liste vardı. İsim isim sayarsam onlar hakkında da kamuoyunda iyi bir şey yapmayız. Bir dönem ‘Çözüm süreci ile ilgili, Kürtlerle ilgili yazan ya da kendisi Kürt olan gazetecileri almayalım’ deniliyordu. Bir dönem ‘Bunlar cemaatçi, bunları almayalım’ deniyordu. Bu arada programlarıma almak istemediğim isimler de olmaya başladı. Belli bir dönem büyük gerginlikler yaşadık konuklarla ilgili kanal yönetimiyle.” 

“Bir dönem genel yayın yönetmeni editörlere (çağrılmayacaklara ilişkin) liste veriyordu. Ona da kanal yönetiminden liste geliyordu muhtemelen. Ama bir süre sonra farkına vardık ki esas listeler Ankara temsilcilerinden geliyormuş. Bence esas konuşmamız gereken bu. CNN Türk’ün son döneminde şunu yaşadık biz. Yani birileri bizim programın içeriğini, oraya çıkardığımız konukları ve o konukların ne dediğini gidip Saray’a, Cumhurbaşkanlığı’na ve oradan aldıkları birtakım isimleri de Aydın Bey’e ya da kanalın üst düzey yönetimine getiriyordu. Aydın Bey’e ‘Efendim bakın, Cumhurbaşkanlığı bunları sakıncalı buluyor’ diyorlar sonra da gidip cumhurbaşkanına ya da ekibine ‘Efendim bakın CNN Türk hala bu isimleri çıkarıyor’ diye, bildiğimiz oradan oraya haber taşıyor ve bunu kimi zaman da kendi inisiyatifleriyle yapıyorlardı. 

Bir takım isimler, tahmin edebilirsiniz kimler olduğunu, gidip diyorlardı ki Aydın Bey’e ‘Cumhurbaşkanlığı nezdinde en çok ben kıymetliyim. Bakın benim sözümü çok dinliyorlar. Varsa sizin bütün işlerinizi halledebilirim. Ben oraya, buranın temsilcisi olarak neyin ne olduğunu götürebiliyorum’ diyorlar, sonra da Saray’a da gidip ‘Aydın Bey en çok bana güveniyor. Varsa söyleyeceğiniz bir şey bakın bana söyleyin’ diyorlardı. Bunlar üzerinden bir pazar kuruldu o dönem. Gezi döneminde attığımız tweetler konusunda ‘Bize sorulmadan tweet atılmayacak’ demeler, şikâyet edilmelerimiz, programa çıkaracağımız konuklara müdahaleler, açıp kanal yönetimine ‘Bu konuğun çıkarılmasını Genelkurmay istemiyor, yok Saray istemiyor yok o istemiyor bu istemiyor’ demeler… İşin komiği bunların ciddiye alınmasıydı.” 

“Kendinizi öyle bir pozisyona koyduğunuz zaman gazeteciliğinizi böyle tarif ettiğiniz zaman, yani ‘Ben hem Saray’ın, hem patronun ilişkilerini kuran insanım’ dediğiniz zaman artık o listeleri kim yazıyor, hangi halkalar birbirinin içine geçiyor, kim, hangi halkanın adamı karışıyor… Bir nebze daha hükümetin içindeki aklı başındaki insanı çıkarıyorduk. Sarayın içindeki bir başka halkadaki adamlar ‘Vay bunları niye çıkardınız’ diye kendi içlerinde klanlar savaşına da dönüşüyordu. Çok acayip bir durum. Yani sadece basın içinde bir iç savaş yok, iktidar cephesinde yaşanan bir iç savaş var. O dönem onun içinden çıkan listeler, o isim olmasın, bu olmasın, bu isim çıkarıldı, o niye çıkarıldı… Bütün bunları yaşadık.” 

“Benim HDP’lileri çıkarmamı kesinlikle yasaklamışlardı, hatta bunu yayında söyledim, trollerin hücumuna uğradım. Ne zaman yasakladılar? Selahattin Demirtaş ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ dediği gün itibarıyla CNN Türk’e HDP’lileri ve Demirtaş’ı çıkaramamaya başladık. Bunun mücadelesini ben çok verdim.” 

“Ne zaman biz ‘Artık bu saçma yasakları bir yana bırakalım’ desek Ankara’dan birileri vergi cezası borcu ve teröre destek suçlamasını hatırlatarak devreye giriyordu. İşin komiği, oradan biri hemen Aydın Bey’i arıyor, ‘Aman, sakın ha böyle bir şey yaptırtmayın, bu solcular sizi batıracak’ diyordu.”

(Diken)