'İstifa' ve 'kakofoni'

'İstifa' ve 'kakofoni'

9 Kasım 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Dumlupınar Üniversitesi’nin Sosyal Bilimler dergisinin 2006 tarihli ve 15. sayısında Seçil Bahar’ın "Türkiye’de Haber Verme İşlevinin Kişilik Hakları ve Etik Yaklaşımla Değerlendirilmesi" başlıklı uzun makalesinin giriş bölümünde ‘Özet’ başlığıyla şöyle denilmekte:

“Globalleşme ile birlikte dünyadaki her şey gibi ülkelerin enformasyonu yayma sistemleri de değişime ayak uydurmak durumunda kalmış, bireylerin eğlence, eğitim, boş zamanları değerlendirme yanında bilgiyi yayma ve aktarma görevini de üstlenmiş olan medyanın, ülke ve toplum gelişimine katkı aşamasındaki etik sorumluluklarının da gözden geçirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ülkelerin çıkarları ve toplumsal gelişim için bu gün etik gelişme ve değişimler gereklidir ve önemlidir. Artık 20. yüzyılda layık olduğu değeri göremeyen etik 21. yüzyılın getirileri karşısında yeterli kalmamaktadır. Medya sektöründekiler de ticaret, spor, sağlık gibi diğer iş alanlarında çalışanlar kadar hatta fazlasıyla her gün etik sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Yeni teknolojilerin, medyanın gündemi belirleme gücü de her gün artmaktadır. Bu sektörde çalışanların aldıkları kararlar, yaptıkları haberler, yazdıkları metinler toplumu yönlendirip şekillendirmektedir. Gündem belirlenip basın ifade özgürlüğünü kullanırken kişilik hakları ihlalleri de gündeme gelmektedir..."

Medyanın çok genel bir tanımı ve kişilik hakları bağlamında değerlendirilmesini ele alan ciddi bir araştırma metni…  

Böylesi bir akademik girişe niye gereksinim duydum? Hükümetten, üstlendiği görevlerini bıraktığı ve bizzat kendisinin duyurduğu Instagram iletisiyle, Berat Albayrak’ın istifa etmesiyle ilgili birkaç mesleki söz söyleyebilmek için, el aldım diyelim…  

Hazine ve Maliye Bakanı olarak hükümette görev yapan Berat Albayrak’ın istifa söylentisi üzerine, bakanlığın www.hmb.gov.tr adresine baktım. Ana sayfada böyle bir bilgi/haber yoktu. Uzun yıllar kendisini ulusal ve yaygın medyanın ‘Amiral Gemisi’ olarak ilan eden Hürriyet gazetesine de baktım. Biraz önce. Pazartesi sabahı saat 6’da… Gazetenin internet sayfalarında da yok. Puslu havanın haberleştirilmesi, sayın bakanın kişilik haklarına bir saldırı olmadığı gibi, duyduğu an bizzat kendisinin yalanlayabileceği veya doğrulayabileceği mümkünken, bu da yapılmadı 

Sadede gelirsek veya zurnanın zırt dediği yerden, birkaç kelâm edersek… Sadece bu iddia bile haberleştirilmeyi hak eder. Gerçek olsun veya olmasın… Bakan yalanlamamış olduğu için, toz toprak içindeki bu anlamsız bilinmezlik ve kakofoni, mutlak surette haber olmayı hak ediyor. Bakana ulaşılmaya çalışılır; bakanlığın basın ve halkla ilişkiler birimi aranabilir; İletişim Başkanlığı’na bile sorulabilirdi. Yakın çalışma arkadaşları; Ankara kulislerinden haberdar olan kimi gazetecilere de danışılabilirdi. Haberin duyulmasından uzun saatler geçtiği halde, dün gece yarısına doğru sadece Habertürk haber yaptı konuyu.  

Sonra da gazeteciliğin ve gazetelerin hâli şöyle de böyle… Ne densin bekleniyor ki…