İstanbul Sözleşmesi ve Fenerbahçe

İstanbul Sözleşmesi ve Fenerbahçe

23 Mart 2021 Salı  |   Mentor

Mentor

Yazılarımı izleyenler bilir, son zamanlarda Ali Koç'a sert eleştiriler getiren biriyim... 

Ayrıca yine yazılarımı izleyenler bilir, bağnaz, yobaz veya saplantı halinde ideolojik düşüncelerim yoktur. Erdal Eren'e sempati duyduğum kadar Mustafa Pehlivanoğlu'na da sempati duyarım. 

Klasik tabirlerle "Beyaz Türk" veya "yandaş" değilim. Olayları ideolojik bir yobazlıkla değerlendirmek yerine sadece kendime ait hümanist bir bakış açısı ile değerlendiririm. Doğrudur, yanlıştır o sizlerin değerlendirmesi ama emin olduğum şey fikir bana aittir. 

Başörtüsünü savunurum ama onun kadar LGBT haklarını da savunurum. 

"Beyaz Türk" kavramına, bunun oligarşik bir yapı yarattığına ve geniş toplum kesimlerinin "ötekileştirilerek"  bugünkü tabloyu ortaya çıkardığına inanırım. 

Cumhurbaşkanımızın Fenerbahçe Divan Kuruluna davet edilmesine ve teşriflerine dair lehte bir çok yazı yazdım yani fikirleri prangaya vurulmuş, çok önceden ne söyleyeceği belli bir fikir yobazı değilim. 

Gelelim "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" ya da kamuoyunda bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi'ne ve Fenerbahçe'ye. 

Çok yazmaya gerek yok, insan olmanın en temel gereği dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel eğilim gözetmeden insanları kabullenmektir. 

Muhafazakâr kesimin İstanbul Sözleşmesi'ne itirazı daha çok cinsel yönelim özgürlüğü yani eş cinselliği meşrulaştırmak istendiği ve bunun Türk aile yapısına uymadığı iddiasına dayanıyor. 

Ben yakın çevremde "homofobik" olarak bilinirim, çok itirazım da yok çünkü Anadolu'da erkek egemen ve muhafazakâr bir toplumda büyüdüm, bu yaştan sonra eş cinsel ilişkiyi normal karşılamam çok mümkün değil. 

Ama anlayabildiğim şu; herkes istediği gibi yaşama hakkına sahip. Kimseyi Türk gibi, Müslüman gibi, laik gibi yaşamaya zorlayamazsınız. Geçmişte insanlar devletin laik olması yerine insanları günlük yaşamlarında laik olmaya zorladığı için ciddi travma ve felaketler yaşadı bu ülke ve bu konudaki eleştiriler çok haklıdır ama birine "Sen gay olamazsın" demeye kimsenin hakkı yok, kendi tercihi eğer bunu kabul etmezsek çifte standart olur. 

Yani bu açıdan İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkmanın "Başörtüsü takanlar üniversiteye, orduevine, kamu kurumuna giremez" demekten farkı yoktur. Her ikisi de bireysel tercihleri zorla değiştirmeye çalışmaktır, zorbalıktır. 

Bu açıdan bakınca konu siyasetle ilgili değildir, daha çok insanlıkla ilgilidir. İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak aynı zamanda başörtüsünü, sarık takmayı, ibadetini serbestçe yapmayı savunmaktır. 

Bu bakımdan Fenerbahçe siyasi değil, insani bir hareket yapmıştır. 

Futbol genel anlamıyla fakir sporudur ve daha çok protest ve ultradır, genel kabul edilmiş toplumsal kurallara başkaldırmak genelde stadyumlardan başlar.   

O yüzden bunun siyasi bir tavır almaktan çok insani bir tavır olduğunu anlamak lazım. 

Burada eleştirilmesi gereken Fenerbahçe değil, sessiz kalanlardır...

 

Etiketler:  Futbol