İşsizlik histerisi

İşsizlik histerisi

4 Mart 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Ekonomi literatürüne "Yeni Keynesyenler" tarafından sokulan "histeri etkisi" kavramı; yaşanan bir şokun ya da dalgalanmanın etkisiyle bozulan ekonomik bir göstergenin, şok atlatıldıktan sonra da eski haline dönmemesini, kalıcılaşmasını ifade eder. 

İşsizlik histerisi ise; bir ekonomide yaşanan durgunluk ya da daralmanın etkisiyle artan işsizlik oranının, ekonomik faaliyet normale döndüğü zaman da hemen azalmamasını, doğal işsizlik oranına dönülmemesini ve artmış bulunan işsizlik oranının süreklilik kazanmasını ifade eder. 

Ekonomimizin kronikleşmiş sorunlarından olan işsizlik, durgunluğun ya da daralmanın yaşanmadığı, istikrarlı büyüme dönemlerinde bile %5-7'ler civarında olagelmişti ne yazık ki. 

Yakın tarihimizde özellikle 2002-2010 yılları arasında yaşanan istikrar, yüksek büyüme oranları ve dolayısıyla da nispeten düşük işsizlik oranlarının ardından, 2011 yılından itibaren ekonomik baharın bitişiyle birlikte baş gösteren; düşük büyüme ve durgunluk dönemleri işsizliği de sistemli bir biçimde arttırmış oldu. 

2018 yılında artık iyice belirginleşmiş ve yakıcılaşmış bulunan ekonomik sorunlarımız, 2018 Ağustos'un da yaşanan kur şokuyla zirveye çıkmış ve makro dengeler iyice bozulmuştu. O tarihlerden itibaren hızlı bir biçim de artan işsizlik, virüs salgınının ekonomik faaliyeti oldukça yavaşlatmasıyla da iyice yükselmiş oldu. 

Bugün ortalamada %17, genç işsizliğinde ise %25'ler gibi çok yüksek oranlara ulaşmış bulunan işsizlik olgusu, çok ciddi bir ekonomik ve sosyal sorun olarak dayanılmaz ağırlığıyla kitleleri ezmektedir. 

Asıl düşündürücü olan ise; histeri etkisi teorisini doğrularcasına, son yıllarda dönem dönem durgunlukların ve daralmaların azalmasına ve düşük de olsa büyüme oranları yakalanmasına rağmen, işsizlik oranlarının aynı hızla düşmemesi, eskiye dönmemesi ve kalıcılık göstermesidir. 

Yarattığı istihdam ve gelir kayıplarıyla ağır sosyal sorunlara yol açan işsizlik olgusunun, işsiz bireyler özellikle de genç işsizler üzerindeki olumsuz etkileri ve yarattığı psikolojik tahribatı da göz önüne alırsak, işsizliğin toplumumuza kestiği fatura iyice ağırlaşmaktadır. 

Uzun süredir işsiz olan özellikle genç insanlarımızda bir tür histeri yaratarak; "Ne zamandır iş bulamıyorum bu gidişle de bulamayacağım, sorun benim beceriksizliğimden ve yetersizliğimden kaynaklanıyor galiba, bu yüzden bundan sonrası için de ümitli olmam için bir neden yok" diye bir düşünce içerisine girmelerine de neden olmaktadır. 

Yaşama karşı coşkulu ve heyecanlı olmaları gereken, motive bir biçimde onu karşılamaya hazırlanmaları lazım gelen genç bireylerin, daha yolun başındalarken işsizlik nedeniyle girdikleri psikolojik fırtınayla savrulmaları, yoğun bir başarısızlık duygusu yaşamaları, kendilerini değersiz hissetmeleri, aileleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinin de bozulması, işsizliğin kişide yarattığı yıkımın ortaya döktükleridir. 

İşsiz bireyin yaşadıklarının, ruhsal sıkıntılarını kartopu etkisiyle zamanla büyütmesi, gittikçe içinden çıkılamaz bir hale sokması, onu çaresizleştirerek psikolojik olarak tükenme noktasına sürüklemesi, kimilerini sonunda yaşamla olan tüm bağlarını koparıp atarak, kendi elleriyle hayatlarını sonlandırmak gibi trajik bir sona itmektedir. 

Neden olduğu ağır sosyal sorunların yanında, tek tek bireyler üzerinde yarattığı büyük yıkımları da düşünürsek, işsizliğin önemli ve acil sorunlarımızdan belki de en önemlisi olduğunu kabul etmemiz gerekir.